Kaştan Kalkan

Kendimi boşluğa bırakıyorum, sonsuzluğa uçuyorum, mavinin içine yeşilin üstünden bir taş gibi düşüyorum, halka halka büyüyorum. Çağlar bana geliyor. Beni mavinin içinde gören Romalılar kafalarını kaldırıp işçiler, çiftçiler yani yoksullar uçuşa geçmiş sanıyorlar. Yunanlılar şarap rengi yukarılara çıkmış diyerek ellerini uzatıyorlar kan kırmızı içine. Mısırlılar maviyi biz bulduk bakışı atıyorlar gururlanarak.

Bir yanım mavi, bir yanım yeşil; derinlere indikçe koyulaşan mavi, yükseklere çıktıkça koyulaşan yeşil. İnsanların ulaşamadığı derinlerdeki mavi, insanların ulaşamadığı yükseklerdeki yeşil. Kayalara tutunarak mavinin içine giren yeşil, sulara tutunarak yeşilin içine giren mavi. Koylar, körfezler, burunlar, adalar, yarımadalar. Yükseklerden geçip maviyi daha mavi, yeşili daha yeşil yapan güneş, sabah doğarken ve akşam batarken kızıllıklar bırakan güneş. Gün içinde mavi, yeşil ve oluşturduğu tüm renkleri ve görenleri mutluluktan çıldırtan güneş. Uçsuz bucaksız maviye altın sarısı kolyeler takan güneş.

“Mavi, bir renkten daha fazlası. Sonu olmayan bir gökyüzü, umut dolu bir deniz.”

Cemal Süreyya

Denizle dağın, dağla denizin aşkına, insanların yıllarca uğraşıp kayaları parçalayarak yaptıkları yollar bile engel olamamıştı. Dağların denize bakan yamaçları çok derin ve dar kanyonlarla doluydu. Binlerce yıldır dağların zirvelerinden denize doğru akan sular çatlakları oymuş kendine yatak oluşturmuştu. Yol yapılırken en çok bu koca çatlaklar insanları yormuştu. Bazılarını doldurmuşlar bazılarının üzerine köprüler yapmışlardı. İşte bu vadiler ve denizle birleştikleri yerlerdeki çakıllı plajlar dağların denize aşkının meyvesiydi. Buralardan yamaçlardaki kar yağmur suları denize, denizden buharlaşan sular da dağların zirvesine, oradan gökyüzüne çıkardı. Dağ mı denizi çok sever, deniz mi dağı çok sever bilinmezdi ama koca dağları oyan engin denizlerde adalar oluşturan bir güç vardı sonuçta.

Deniz, dağları dalgalarıyla bazen okşamış, bazen sevginin dozunu kaçırarak hırpalamıştı. Vadilerden dağların içine içine girmişti. İrili ufaklı bir sürü adacık da denizlerin dağlara olan aşkının ürünü olmalıydı.

Bir yol vardı; iki sevgiliyi ayıran, bir yol vardı; yapılmaya direnen, bir yol vardı; insanlara en güzel manzarayı sunan, bir yol vardı; yapılırken insanların yaşama veda ettiği, en vahşi güzelliklere karşı.

Doğa ne yaparsa iyi yapar, doğa ne yaparsa güzel yapar. Her şey yerli yerindedir, her şey döngünün içindedir ve direnmez ama her şeye de evet demez. Yanlış veya doğru diye bir şey yoktur, yer, zaman, canlı, cansız tüm nesneler, hava durumu, ortamdaki enerji yani tüm enstrümanlar uygunsa doğru olan bir şey, birinin uygun olmaması sonucu yanlışa dönüşebilir.

İşte denizle dağın, yeşille mavinin aşkı ve bu aşkın çocukları; deniz kıyılarında dağların eteğinden dökülen taşlardan oluşan basmaya kıyamadığımız mavinin kıyısındaki plajlar, denizden gelip dağların tepesinde oluşan bakmaya doyamadığımız yeşilin üstünde buluttan şapkalar.

Bir yanda bu güzelliklerin içinden gönül gözü açık, mutlu geçen insanlar, bir yanda karanlığını kendisiyle beraber her yere taşıyan mutsuz insanlar.

Shakespeare’in Macbeth’inde şu sözler geçer: “Koca Poseidon’un bütün denizleri, yıkayabilir mi bu elleri? Yıkayamaz! Ellerim kana boyar denizleri, kızıla çevirir sonsuz yeşil dalgaları.” (Çeviri Sabahattin Eyüboğlu)

Antik çağlarda Yunanlılar için deniz “şarap rengi” idi. Yine Yunanlılar için bugün mavi olarak gördüğümüz renk, yeşilin tonlarında daha koyu renkler arasında bir yerde duran bir ara tondur.

Romalılarda yoksulların giysi rengi olan maviden, Akdeniz kıyılarındaki tüm evlerin kapı ve pencerelerini renklendirerek özgürlüğünü haykıran maviye.

Antik çağlarda yok sayılan maviden, “Dünya ne kadar dedim. Mavi kadar.” diyen Mevlana’ya.

“Mavi denizde bir yolculuk yapmalısınız ve mavi gökyüzü altında uçmalısınız.” diyen Nazım Hikmet’e.
Gökyüzü, denizin mavisini öperek gün batımına dönüşür; bu öpücük, bir günün sona erişindeki hüzün ve güzellikle dolu bir veda sözüdür.” diyen Victor Hugo’ya.

Masmavi selamlar geçmişe geleceğe; buradan geçen güneşle, buradan geçen bulutla, ayla; yıldızla, mavi serinlikler üfleyen rüzgarla…

Masmavi merhaba anı yaşayanlara…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.