Madımak’ın Küllerinden Yükselen Vicdan
Bazı tarihler vardır, takvim yapraklarından koparılsa bile hafızalardan koparılamaz. Bazı acılar vardır ki üzerinden yıllar geçse de ilk günkü sıcaklığını korur. İşte 2 Temmuz 1993, bu ülkenin ortak vicdanında hâlâ sönmeyen bir ateş olarak durmaktadır.
O gün Sivas’ın yaz güneşi yalnızca sokakları değil, insanlığın vicdanını da kavurmuştu. Anadolu’nun türkülerini söyleyen ozanlar, şiirleriyle umut eken şairler, kalemleriyle aydınlığı büyüten yazarlar ve sanatçılar, bir kültür şöleni için bir araya gelmişti. Hiçbiri ölüm için yola çıkmamıştı. Hiçbiri, insanın insana bu denli acımasız davranabileceğini düşünmemişti.
Fakat bir anda, nefretin dili, aklın ve vicdanın önüne geçti. Öfke büyüdü, kalabalıklar çoğaldı, bağırışlar gökyüzünü kapladı. Ardından yükselen alevler yalnızca bir binayı değil, umudu, kardeşliği, hoşgörüyü ve birlikte yaşama inancını da yaktı.
Ateşin dili yoktur derler. Oysa o gün alevler çok şey söyledi. İnsanlığa, nefretin kontrol altına alınmadığında nasıl büyük felaketlere dönüşebileceğini anlattı. Sessiz kalmanın, ayrıştırıcı söylemlerin ve ötekileştirmenin nasıl ağır bedeller doğurabileceğini gösterdi.
O gün yanan yalnızca duvarlar değildi.
Bir bağlamanın sesi sustu.
Bir şairin dizeleri yarım kaldı.
Bir annenin evladı geri dönmedi.
Bir çocuğun geleceği karardı.
Bir ülkenin vicdanı derin bir yara aldı.
Toprak her zaman acıyı sessizce içine çeker. Anadolu da öyle yaptı. Ama unutmadı. Çünkü bu topraklar yüzyıllardır farklı inançların, farklı kültürlerin ve farklı dillerin birlikte yaşadığı büyük bir medeniyetin yurdudur. Aynı gökyüzüne bakan insanların birbirine düşman değil, komşu olmayı öğrendiği coğrafyadır. İşte bu yüzden Madımak yalnızca Sivas’ın değil, hepimizin ortak acısıdır.
Acılar arasında ayrım yapmak, acının kendisine haksızlıktır. Kim olursa olsun hangi düşünceye, hangi inanca veya hangi kimliğe sahip olursa olsun, insan hayatı her şeyden önce gelir. Çünkü yaşam hakkı, bütün hakların temelidir. İnsan onuru hiçbir ideolojinin, hiçbir öfkenin ve hiçbir nefretin gölgesinde kalamaz.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Madımak’ın bize bıraktığı en büyük mirasın intikam değil, yüzleşme olduğunu görüyoruz. Geçmişi inkâr ederek değil, onu bütün yönleriyle anlayarak geleceği kurabiliriz. Hafızasını kaybeden toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkûm olurlar.
Kültür, sanat ve edebiyat, insanları birbirine yaklaştıran en güçlü köprülerdir. Bir ozanın sazı, bir şairin kalemi, bir yazarın sözü, çoğu zaman silahlardan daha güçlüdür. Çünkü onlar yıkmaz, kurar. Ayrıştırmaz, birleştirir. Karanlığı büyütmez, ışığı çoğaltır.
Bugün bize düşen görev, nefreti değil sevgiyi, öfkeyi değil sağduyuyu, ayrılığı değil kardeşliği büyütmektir. Çocuklarımıza korkunun değil, barışın hikâyelerini anlatabilmektir. Farklılıklarımızı tehdit değil, zenginlik olarak görebilmektir. Çünkü aynı toprağın ekmeğini bölüşen insanlar, aynı geleceğin de sorumluluğunu paylaşırlar.
Her yaz mevsimi geldiğinde Sivas’ın rüzgârı sanki o günü yeniden fısıldar. Her temmuz güneşi, insanlığa vicdanını hatırlatır. Her türküde, her şiirde ve her kitapta kaybettiklerimizin sesi yaşamaya devam eder. Onlar artık yalnızca ailelerinin değil, bu ülkenin ortak hafızasının bir parçasıdır.
Bir ülke, acılarıyla yüzleşebildiği kadar büyür. Adaletin gecikmediği, hukukun herkese eşit uygulandığı, düşüncenin özgürce ifade edilebildiği, inançların güven içinde yaşandığı bir gelecek kurabildiği ölçüde güçlenir. Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından biri de farklılıkların hukuk güvencesi altında bir arada yaşayabilmesidir. Bu anlayışı korumak ve geliştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Madımak’ta yitirilen canları saygıyla anarken, onların hatırasına bırakılabilecek en değerli armağan; öfkenin değil vicdanın, nefretin değil insanlığın sesini yükseltmektir.
Çünkü küller savrulur, taşlar eskir, binalar değişir.
Ama vicdan, eğer diri tutulursa, hiçbir zaman yanmaz.
Ve insanlık, geçmişin acılarından ders çıkarabildiği gün, geleceğe umutla bakmayı yeniden öğrenir.
Madımak’ta yitirdiğimiz canları saygı ve rahmetle anıyor; nefretin değil sevginin, ayrılığın değil kardeşliğin egemen olduğu bir Türkiye özlemini yüreğimizde yaşatıyoruz.