Mülkün Gözü Kör Vicdanın Kulağı Sağır Olunca
Miras Hırsı ve Aile İçi İftiralar
Bugün köşemi, adliye koridorlarında sıklıkla rastladığımız ama duyduğumuzda her seferinde içimizi sızlatan, insanlığın ve aile bağlarının maddi çıkarlar uğruna nasıl ayaklar altına alındığını gösteren bir “hukuk ve vicdan” meselesine ayırdım.
Senaryo hep aynıdır aslında: Yaşlanan, kısıtlanan ya da bakıma muhtaç hale gelen bir baba… Ve o babanın bıraktığı ya da bırakacağı mirasa gözünü dikip, kardeşini saf dışı bırakmak için her yolu mübah sayan gözü dönmüş bir hırs.
Geçtiğimiz günlerde önüme düşen bir olay, bu hırsın ulaştığı son raddeyi gözler önüne seriyor. Bir kız kardeş, babasının vasisi olma yetkisini arkasına alarak öz kardeşini ve onun eşini karakola şikayet ediyor. Suçlama ağır, suçlama çirkin: “Babama şiddet uyguluyorlar!”
Plan profesyonelce hazırlanmış. Muhtemelen bir avukat aklıyla, Türk Medeni Kanunu’nun “mirasçılıktan çıkarma” maddelerine sığınılarak kurgulanmış bir oyun bu. Amaç net; kardeşe ve geline bir ceza davası açtırmak, onları mahkum ettirmek ve yarın bir gün miras masası kurulduğunda “Bunlar babama şiddet uyguladı, mirastan hak alamazlar” diyerek payın üzerine tek başına konmak.
Ancak evdeki hesap, her zaman adliyenin koridorlarına uymuyor. Çünkü bu kirli senaryoda unuttukları, hesaba katmadıkları çok güçlü bir şey vardı: Babanın vicdanı ve adaletin çıplak gerçeği.
O kısıtlı, yaşlı baba, kızının kurduğu baskı çemberini yararak karakola gidiyor. Kendisine uzatılan ifade tutanağına, tarihe geçecek o netlikte bir cevap veriyor: “Evlatlarım bana şiddet uygulamadı, ben onlardan razıyım.”
İşte o an, mülk hırsıyla gözü dönenlerin kurduğu o sinsi kule darmadağın oluyor.
Kız kardeşin elinde ne bir darp raporu var, ne de iddialarını destekleyen somut bir kanıt. Ortada sadece “Kameranın fişini çekerken gördüm” gibi, şiddetin tırnağı bile olamayacak soyut bahaneler ve eşe yönelik asılsız iftiralar var. Hukukun temel kaidesidir; iddia eden, iddiasını ispatla mükelleftir. İspatlanamayan her ağır itham, sahibinin boynuna dolanacak birer cezai sorumluluktan ibarettir.
Nitekim öyle de oluyor. Bu çirkin oyunun hedefindeki oğul, köşesine çekilip haksızlığa boyun eğmiyor. Karakolda iftirasını yüzüne çarptığı kız kardeşinden resmen davacı oluyor.
Şimdi sormak gerek: Değer miydi? Üç günlük dünya malı için, aynı kandan geldiğin kardeşine “babasını dövüyor” iftirası atmaya, bir ailenin huzurunu kameralarla dikizleyip adliye kapılarına düşürmeye değer miydi?
Bu saatten sonra yargı makamları, babanın o asil ve koruyucu beyanını esas alacaktır. O komplo kokan şikayet dosyası takipsizlikle kapanırken, asıl soruşturma iftira atan kız kardeşe açılacaktır. Dahası, babasına bakmakla yükümlü olan vasinin, bu yetkiyi aile bireylerine tuzak kurmak için kullandığı Sulh Hukuk Mahkemesi’nce tescillenecek ve o vesayet zırhı elinden alınacaktır.
Bu olay hepimize bir kez daha gösteriyor ki miras hırsıyla yazılan senaryolar, adaletin ve evlatlık bağının dürüstlüğüne çarptığında un ufak olmaya mahkumdur. Haklı olanın sustuğu yerde haksızlar her zaman sesini yükseltir. Susturulmayan, hakkını arayan ve babasının duasını alan o evlada geçmiş olsun diyor, adaletin tecelli edeceği günü merakla bekliyoruz.