NATO Zirvesinin Ardından
“Zaruretler, mahzuru mübah kılar”
NATO Ankara zirvesinden ne anladık? Ben kendi adıma zirvenin kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, Türkiye’nin çok iyi ev sahipliği yaptığını ve ülke tanıtımına güzel katkı sunduğunu düşünüyorum. Onun dışında yeterli bilgi sızmadı dışarıya – ki bu tarz toplantıların doğasında vardır. Bir taraftan dışarıya olumlu mesajlar verilir. Aile fotoğrafı çektirilir. Diğer taraftan önemli ve bizlerin duymadığı, bilmediği şeyler olur. Asıl önemli olan, kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğu ve hangi kararlar alındığıdır.
Görünürde Türk misafirperverliği, Türk Ordusu ve Türk savunma sanayiinin geldiği nokta öne çıktı ve herkes buna vurgu yaptı. Türkiye, zirvede ABD yaptırımlarının kalkması konusunda güvence aldı. Ayrıca Türkiye, Avrupa savunma bütçesinden pay alabilecek. Kaan için 110 adet F-16 motoru gelecek. F-35 projesine dönme konusu ise hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa 800 milyar avroluk bütçe ayırdı ve bunun 150 milyar avrosunu ilk etapta serbest bıraktı. Ayrıca Ukrayna’ya 70 milyar dolarlık ek savaş ödeneği kararlaştırıldı.
Dünyanın derdi paradır. Para işin içine girdiğinde düşmanlıklar da savaşlar da kaçınılmazdır. Savaş bütçeleri para yutmaktadır. Bugüne değin ağırlıkla ABD, Avrupa’nın savunmasını üstlendi. Şimdi ise ABD tüm üyelerden GSYİH’nın % 5’ini NATO harcamalarına ayırmasını bekliyor ama her üye buna sıcak bakmıyor veya gücü yetmiyor.
Türkiye örneğin GSYİH’nın hâlihazırda yüzde 3,8’ini savunma harcamalarına ayırıyor ve bu oranı 2030 yılına değin yüzde 5 seviyesine çekmeyi öngörüyor. Türkiye bu konuda İttifak’a bir yük oluşturmuyor ve İttifak’ın ikinci büyük ordusunu besliyor.
Zirveye Türkiye’nin güzel ev sahipliği, başarılı organizasyon, bol ikram çeşitliliği ve Trump – Erdoğan yakınlığı damga vurdu. Onun dışında dediğimiz gibi pek bilgi sızmadı – ki zirve öncesinde büyük beklentiler oluşturuldu. Bilhassa Türk medyası zirve için olağanüstü çaba gösterdi. Türk medyasındaki aşırı ilgi ve NATO hayranlığı dikkatleri çekti.
Genel olarak benim zirveden anladığım, Türkiye’ye İttifak’ın güney kanadının güvenliği veriliyor. Yeni oluşan enerji güvenliği ve nakli konusunda büyük paradigma değişimleri vardır. Körfez’den çıkan enerji kaynakları Hürmüz Boğazı’ndan çıktığında yönü Hint Okyanusu ve Çin’dir. Oysa Körfez enerjisini Suriye ve Türkiye üzerinden Batı’ya ulaştırma planı vardır – ki işte bu planda Türkiye’ye NATO çerçevesinde büyük görevler düşmektedir.
Türkiye, güçlü ordusu, millî silahları, iyi yetişmiş insan kaynağı, müzakere gücü ve yeteneğiyle NATO içerisinde şanslı, güvenilir ve iyi bir durumdadır. Zira birçok ülke savaşacak asker bulmakta güçlük çekmektedir. Bazı üyelerde savunmaya ayıracak fazla para bulunamamaktadır. Avrupa’nın bu sıkıntılı durumu, Türkiye’nin önemini daha da arttırmaktadır.
Zirve Türkiye’nin orta güç bir ülke konumuna yükseldiğini gösterdi. Ayrıca zirve Türkiye’nin kanat ülke pozisyonundan, merkez ülke seviyesine çıktığını da gösterdi.
Her zaman söylerim, Türkiye içeriden bakıldığında farklı, dış dünyadan bakıldığında farklı bir fotoğraf vermektedir. Dışarıdaki Türkiye algısı içeridekinden hep öndedir.
Zirve öncesinde yazdığım yazı, zirve sonrasında büyük ölçüde doğrulandı. Türkiye, Batı İttifakı’nda kalma konusunda güçlü bir irade tazeledi. Eğer Türkiye bugüne değin olduğu gibi yeni bir maceraya girmeden, denge politikasını sürdürebilirse ve NATO’ya silah satışlarını arttırabilirse önümüzdeki dönemde kârlı çıkabilir. Elbette bu öngörü barış zamanları için geçerlidir. Olası bir savaş herkesin felaketi olacaktır. Türkiye, stratejik coğrafi konumunun, avantajları ve dezavantajlarını sürekli bir arada yaşayan belki de yegâne ülkedir dünyada.