Sabahın Körü
Sabahın köründe insanlar doğar, büyür, okul yolunu doldurur, işe gider, işten gelir, hastalanır, ölür. Uçaklar kalkar, otobüsler sona yaklaşır, kuşlar yeniden telaşlanır, horozlar daha uzun öter. Koyunlar kafasını kaldırmadan önündekinin peşinden otlamaya çıkar, ağılda kalan kuzuların meleyişlerini duymadan. Martılar çığlık çığlığa balıkçı teknelerinin ardından denize dökülür.
İlk bombalar atılır. Koyu kırmızı akar kanlar çok uzaktan gelen “başüstüne”lerle. Yoksulluğa, yolsuzluğa başkaldırı uyanışları da sabahın körünü sever. Beyni her zaman uyanık olup düşünce üreten insanlar bu saatte alınırlar sıcak yataklarından. Diğerleri için sokak başları tutulur. Karanlık avlularda gencecik fidanlar yaşamdan koparılır, vatana millete iyilik olarak. Kahramanlık türküleri çalınır, kimilerine sabah kahvesi, kimilerine tuz biber olsun diye. Bir yerlerde esaretin başka bir yerlerde de özgürlüğün ilk ateşleri yakılır tazecik beyinlerde. Güneşi seven çiçekler açmaya hazırlanır, ışığı sevmeyenler kapanırken. Mis gibi ekmek kokusu yayılır daracık toprak yollarda. Buz gibi suyu kafasına döker bazı akşamdan kalmalar, en kuytu köşelerde çocuklar uyanmadan. Sonra karıncalar karşıdan karşıya geçer, kaplumbağalar henüz yolu yarılamışken.
“Sabahın körü akşamın aydınlığından iyidir” düşüncesiyle her sabah yeni bir güne başlanır. Aynı döngüyle, farklı beklentilerle.
Karanlık avlularda gencecik. Fidanlar yaşamdan koparılır. Kalemine yüreğine sağlık Hocam şadan köse
nsanı en çok etkileyen şey, sabahın kimseye ayrıcalık tanımaması. Aynı saat diliminde bir yerde ekmek kokusu yükselirken, başka bir yerde barut kokusu yayılıyor; bir çocuk okula giderken, bir başkası hayata veda ediyor. Yazı, yaşamın bu çarpıcı zıtlıklarını tek bir zaman diliminde buluşturarak okuru durup düşünmeye davet ediyor.
Belki de asıl soru şu: Her sabah sadece yeni bir güne mi uyanıyoruz, yoksa fark etmeden aynı döngüleri yeniden mi yaşıyoruz? O döngünün dışına çıkacak ilk adım da yine bizim seçimimiz olabilir mi? Kaleminize sağlık.