Sağ Sol Kalmadı

“İnsanlık tarihindeki her mihenk taşının ardında bir canavar vardır”

Elbette yönleri tarif etmek bakımından sağ-sol tabiri her daim vardır. Bizim burada söylemek istediğimiz ideolojik anlamdaki sağ-sol kavramları ki bu kavramların içi de kendi aralarında birçok çeşide ayrılır.

1980 öncesi sol fraksiyonlar 48 ayrı bölüme ayrılmıştı. Düşünün! 48 ayrı fraksiyon. Emperyalizmin en etkin yönetme biçimi böl-parçala-yönet değil midir? Anlayacağınız bizim solcu gardaşlar zokayı fena yutmuşlar. Sağ cenah da parçalıdır ama solcular kadar değil. Bu ayrışma günümüze değin düşük yoğunluklu da olsa sürüyor. Sağ-sol gruplar, partiler parçalı yapıda.

Tabii burada ideolojik ayrımlar kadar ‘adamcılık’, lidere bağlılık da vardır. Aralarında teorik bakımdan fazla farklılık yoktur ama tepede kişisel çekişme vardır. Sen-ben kavgası bölünmeye yol açar. Bakınız MHP’den kaç parti çıktı? BBP, ATP, İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Partisi ve Kutlu Parti. Bunlar benim bildiklerim. Belki daha çoktur – ki diğer tüm partiler de hemen hemen aynı kaderi paylaşır.

Yazımızın özlü sözü de çok tumturaklı hani. “İnsanlık tarihindeki her mihenk taşının ardında bir canavar vardır”. Bu söz tarihte ve günümüzde de birçok meselenin, krizlerin, devrimlerin ardında kan ve gözyaşı olduğuna işaret eder. İdeolojiler, inanışlar, insan elinde kıyım aracına dönüşür. Tüm dönüşümler şiddetle gelmiştir.

Dünya değişmeye, dönüşmeye devam ediyor ve ona kan ve gözyaşı eşlik ediyor. Şu aralar yine yeni oluşumların sancıları, öncül sarsıntıları sürmektedir. Fakat bu kez mücadele, bildiğimiz klasik sağ-sol kutupları arasında değildir. Günümüz farklı… Başka şeylere işaret ediyor.

Ben bunu kendimce gelenekçiler ile küreselciler veya enternasyonalistler arasındaki yeni bir cepheleşmeye yoruyorum. Burada çoğu kimsenin aklına gelmeyen bir teori ortaya atmak istiyorum. O da şu: Küreselci, solcu, enternasyonalist düşüncenin kaynağı, daha çok Yahudilere dayanır. Kendileri azınlık psikolojisiyle hareket ederler. Tarih boyu ötelenmiş ve ayrımcılığa maruz bırakılan bu kesim, içinde yaşadıkları büyük Hristiyan ve Müslüman kitleyi dönüştürmek istemekteler.

Bunu da ancak geleneksel yöntemler yerine kendilerince küreselci, eşitleyen, sınır, ırk, din, gelenek tanımak istemeyen bir ideolojiyle mümkün görmekteler. Eğer dünya halkları farklılıkları törpüleyen böyle bir sisteme yönelirse, kendileri de akıl ve sermaye sahipleri olarak rahat edeceklerdir. Tüm gelenekçi ve tarihsel köşelerinden arınan, unutan ve terk eden milletleri yönetmek daha sorunsuzdur.

Yahudi elitist kesim bunu örgütler, kurumlar, medya, finans ve devletlerin içindeki adamlarıyla sürekli işler ve gündemde tutar. Vekil güçler aracılığıyla istikrarsızlaştırmak, terörize etmek, ayrıştırmak, borçlandırmak, savaşlar çıkartmak da bunun bir parçasıdır.

Böylece halklar birbirlerini yerken, kendileri rahat biçimde sömürü düzenlerini devam ettireceklerdir. Hristiyanlığın, Müslümanlığın içini boşaltmak, radikalleştirmek de buna dâhildir. Amaç burada insanları aidiyet hissi besledikleri inançlara, kültürlere ve geleneklere yabancılaştırmak; insanları farklı arayışlara sürüklemektir. Elbette tüm bunlara ekonomik yıldırma da dâhildir.

Sokaktaki vatandaş bunun farkına varamaz. Tehlikenin nereden ve nasıl geldiğini algılayamaz. O, daha çok yerel siyasetle, çarşı pazar fiyatlarıyla, magazin haberleri ve dizilerle ilgilidir. Yugoslavya parçalanmadan evvel bir vatandaş şöyle demiştir: “Savaştan önce biz sürekli dizi izliyorduk, ne olduğunu anlayamadık. Bir de baktık ki ülke elden gitmiş”.

Dijital dünya devleti iktidarında ağırlıkla Yahudi elitler bulunacaktır. Hayal edilen budur. Dijital dünya devletini gerçekleştirmek, yine onların deyimiyle ‘yaratıcı yıkımlar’ eliyle daha mümkündür. Krizler, salgınlar, terör, savaşlar bunun için vardır. Kovid pandemisinde dünya devletine gidişte önemli mesafeler katedilmiştir. Bu bakımdan her an yeni salgınlara ve beklenmedik gelişmelere hazır olmak gerekiyor.

Dijital dünya devletinde her şey ama her şey kontrol altındadır. Bunun bir diğer adı ‘modern köleci toplumdur’. Orada big brother’in -ana bilgisayar- isteği dışında bir şey gerçekleşemez. Böylelikle insanlar aynılaştırılarak, ana bilgisayar güdümünde ‘sorunsuz yaratıklara’ dönüşecek ve tanrılık iddiası taşıyan efendilerine kulluk edeceklerdir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.