Söylem Eylem Çelişkisi
“Yapıyorsam söylediklerim doğrudur”
Herkes dünyayı kendi kapasitesi ve kafasitesine göre algılar. İstediğin kadar anlat, kişi sadece anlayabildiği kadar anlar. Gerisi nafile çabadan ibarettir. Ayrıca talep etmeyen birine asla bir şeyler anlatmamak gerekir. Zira o kendisini o an kapatmıştır.
İnternet paylaşımları bir bakıma yararlıdır, zira isteyen açar. Orada zorlama, dayatma yoktur. Ya canlı ortamda öyle midir? Mecburen dinlemek zorunda kalırsın.
Tatbik edilmeyen bilgi nedir? Çöp müdür, süs eşyası mı bilinmez. Söylem ile eylem örtüşmez ise orada güven kaybolur, inandırıcılık biter. Günümüzde çoğu insan konuşurken mangalda kül bırakmaz. Ama iş icraata gelince kesik musluk sesini aratmayan bir ses çıkar. Tısss…
Tabii bu, yazarlar için de geçerlidir. Hatta onlar için daha fazla geçerlidir. Zira onları takip edenler daha çoktur. Ayrıca yazarlar örnek alınan kişilerdir. Burada bir Çetin Altan öyküsü anlatmadan geçemem. Çetin Altan’ın popülaritesinin üst düzey olduğu dönemdir. İstanbul Çiçek Pasajı’nda üç sağ görüşlü öğrenci arkadaş, Çetin Altan’ı zengin donatılmış masada güzel bir kadınla eğlenirken görürler -ki gençler de yan masada eğleniyordur. Kafalar demlenince gençlerden biri dayanamaz sorar: “Çetin bey, yarasın. Fakat verdiğiniz bu görüntü, yazdığınız işçi-emekçi yazılarıyla hiç örtüşmüyor?” Çetin Altan bozuntuya vermeden “Ee delikanlı, biz onların ağababalarıyız. Bırak da biraz eğlenelim” der. İşte bu anekdot, genelleme yapılırsa tüm siyasi ve dini yelpazedeki ağababalara üç aşağı beş yukarı uyar. Zira herkes kendine demokrattır, kendine yontar.
Ülkemiz gerçeği, maalesef bundan ibarettir. Ben hemen her görüşten ve inanıştan insanla beraber olma imkânı buldum. Çoğunun ortak noktası aynıdır: Bencil, kıskanç, haset, cimri, dedikoducu, menfaatçi…
Yaş almakla birlikte ortamı ve insanı analiz etme tecrübesi artar. Tecrübe kimi zaman bir ayak bağıdır. İnsanı frenler, temkinli olmaya iter. Ancak içten içe gözlem yapmaya engel değildir. Sessizce, dikkatlice izlemek öğreticidir. Bunu gençlik çağlarında idrak etmek pek mümkün değildir. Akıl da yaş aldıkça gelir başa… Yaş almak, farkındalık geliştirenler için şikâyet mevzusu değil tadı çıkarılacak bir zaman aralığıdır. Tabii bilene…
Kişinin gerçek karakteri onunla ilişkilendikçe çıkar ortaya. Uzaktan uzağa sadece hayranlık beslersiniz. Ancak yakınına geldiğinizde anlarsınız ateş topunu. Beni şaşırtmayan insana denk gelmedim henüz -ki ben de onlar için kesin öyleyimdir. Bilhassa sanatçı kişiliği taşıyanlar farklı kafada olurlar. Yazarlar, şairler, oyuncular, ressamlar, müzisyenler bu kategoridedirler genellikle. Topluma verdikleri mesajla, özel hayatları arasında dağlar vardır. Onları tanıdıkça şaşırmaya başlarsınız. Gerçi siyasiler, iş insanları da pek farklı değildir.
Misal, enflasyon lobisi kameralar önünde farklı, kendi aralarında farklı konuşurlar. Hemen hiç kimse olduğu gibi görünmez. Hani meşhur sözde ne denir: “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!”. Olduğu gibi görünen kaç kişi tanıyorsunuz? Dünya adeta maskeli balo gibidir. Maskelerle dolaşır herkes. Güçlü, varlıklı, güzel, iyi tarafından görünmek ister çokları. Oysa maskeler ardında kırılgan, travmatik, ezik, olabildiğince kompleksli, kimi zaman hırslı ve kıyıcı tipler dolaşır.
Hemen hiç kimse söylem-eylem ilişkisinin layıkıyla yürütemez ve de yürütmek istemez.