Spartaküs
“Gerçek amaçlar karşısında kapılar çaresizdir”
Spartaküs adı onurlu mücadelenin ve direnişin sembolüdür. M.Ö. 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Capua şehrindeki gladyatör okulundan kaçan Spartaküs adında Trakyalı bir kölenin isyanı, isminin de ötesine geçerek sembol hâline gelmiştir.
1960 yılında başrolde Kirk Douglas’ın oynadığı, yönetmen Stanley Kubrick’in çektiği kült filmle Spartaküs adı dünya kamuoyunca duyulmuştur. Aslen bir Rus Yahudisi olan Kirk Douglas üç saatlik bu film sayesinde dünyaca ün kazanmıştır.
Film hem başrol oyuncusunu hem de konunun kahramanını meşhur etmiştir. Filmlerin, romanların veya herhangi bir sanat eserinin böyle bir gücü vardır işte.
Benim Spartaküs’e ilgim 2012 yapımı Netflix dizisiyle başladı. Elbette 1960 çekimi filmden ve Spartaküs’ten haberdardım. Hatta çocuk yaşımda Berlin’de TV’de, o ilk filmi siyah-beyaz izledim ama hafızamda sadece birkaç resim kalmıştı. Netflix dizisi tüm ilgimi yeniden uyandırdı.
Hep derim, filmler, diziler, romanlar genellikle ana tema itibarıyla gerçek hikayelerden alınır. Ama eseri izlenir ve okunur kılmak için bezemek durumunda kalınır. Bir aşk hikâyesi ustaca konuya monte edilir mesela. Okur, izleyici en mahrem yerinden uyarılarak, eserin geniş kitlelere ulaşması sağlanır. Bir Titanic filmini ya da Eşkıya filmini hatırlayın; başarılı yapımlardı.
Diziler tabii ki biraz daha farklı. Uzun saatleri doldurmak için kaliteli senaryolara ihtiyaç var. Spartaküs hakkında bir tarihî vaka olarak gerçeğe en yakın bilgi nedir? Trakyalı biri Roma’ya esir düşer. Dönemin gladyatör okulları ile ünlü olan, Roma’dan sonra ikinci büyük şehri Capua’da gladyatör okuluna satılır.
İyi bir dövüşçü ve güzel yürekli cesur Spartaküs, bu okuldan kaçarak, diğer okul ve konaklarda, şehirlerde bulunan köleleri özgürleştirir ve Roma İmparatorluğu’na savaş açar. Birçok kez başarılar elde etse de bir-iki yıllık kısa bir sürede orantısız Roma gücü karşısında yenilir. Spartaküs savaşta ölür. Diğer köleleri acı son bekler. Çoğu çarmıha gerilerek öldürülür.
Tarihî kaynaklar bize bu kadarını verir. Gerisi senaristlere ve yorumculara kalmıştır. Boşluklar hikâyeye ugun biçimde ve tabii duygusallık katılarak seyirciye pazarlanır. Netflix dizisi bence başarılı bir yapım. Dönemin koşulları incelenerek gerçeğe yakın bir canlandırma olmuş. Elbette ticari kaygılar da gözetilerek.
Bizdeki Batı hayranları özellikle izlemeli diziyi. Hani o yücelttikleri Roma hukuku, Yunan ahlakı falan… Hepsi hikâye. Ne hukuku, ne ahlakı? Güçlünün, zenginin hâkim olduğu katı bir kast sistemi ve acımasız kölelik düzeni… Bunun neresi güzellenir, yüceltilir?
İnsanların mal gibi alındığı, satıldığı, kiralandığı ve serbestçe öldürüldüğü bir düzen.. Toplum sınıflara ayrılmış, imtiyazlı azınlıklar oluşmuş, tanrısal yetkilerle donatılmışlar. İçki, fuhuş, uyuşturucu, kötü muamele, ölesiye çalıştırılma gibi insanlık adına tüm kötü hasletlerin geçerli olduğu, adı üstünde köleci toplum. Bana göre romantik tarafı veya hayranlık duyulacak hiçbir yanı yok!
Oysa günümüzde alttan alta, inceden inceye Roma ve Yunan hayranlığı var bazı kesimlerde. Yazının sonunda bir iddia ortaya atmadan da geçemeyeceğim. Doygun araştırmaya muhtaç bilgilere göre, Trakyalılar Türktür ve Spartaküs Trakyalı onurlu biridir. Spartaküs’ün gerçek adı da Spartaküs değildir. Ona bu ismi, savaşçı kimliğinden dolayı köle sahipleri takmıştır.