Stoaların Gölgesinde: Knidos’ta Bir Yolculuk

Kninos antik kenti (Fotoğraf; Wikimedia Commons)

Datça’dan yola çıktım, Hayıt Bükü’nde rüzgar saçlarımı okşadı, Kızıl Bük’te denizin rengi içime aktı, Ova Bükü’nde zaman yavaşladı, Palamut Bükü’nde kalbim sessizleşti. Koylar birer fısıltı gibi ardımda kalırken, 45 dakikalık bu yolculukta ruhum Knidos’un taşlarına doğru ağır ağır yürüdü; deniz, tarih ve ben aynı anda vardık…

Bazı kentler vardır, insanı yalnızca bir yere değil, bir düşünce haline davet eder; Knidos da tam olarak böyle bir yer. Daha ilk adımda rüzgarın taşıdığı tuz kokusu, denizin sabırlı sesi ve yüzyıllardır yerinden kıpırdamayan taşlar, ziyaretçiye zamanın hızını yavaşlatmasını fısıldıyor. Burada yürümek, bir antik kentin kalıntıları arasında gezmekten çok, geçmişle diyaloğa girmek gibi. Knidos, bakmaktan çok hissetmeyi, öğrenmekten çok düşünmeyi isteyenlere kendini açan bir yer.

Knidos limanları ve Agora, (Antik Yunan’da şehir merkezi) Ege’nin serin rüzgarıyla sarılmış, tarihin sessiz fısıltılarını kulağımıza taşıyan bir zaman kapsülü gibi. Limanlar, antik çağlarda denizle insanı birleştiren bir köprü olarak, gemilerin nazikçe kıyıya yaklaştığı, tuzlu deniz kokusunun ve martı çığlıklarının iç içe geçtiği bir hayatın merkezi. Agoranın taş döşeli meydanları ise ticaretin, sohbetin ve dostluğun yankılandığı bir sahne gibi; her taş, ayak basanların hayallerini, umutlarını ve günlük yaşamlarını hafifçe taşır gibi duruyor. Rüzgarın getirdiği tarih kokusunu içimize çekerken, insan kendini hem geçmişe hem de bugüne bağlanmış hissediyor; Knidos’un limanları ve agorası sadece taş ve denizden ibaret değil, ruhun sessiz bir yankısı.

Stoa, Bodrum’un Datça Yarımadası’nın ucunda yer alan antik Knidos kenti içinde bulunan, Helenistik Roma dönemine ait mimari yapılardan biri. Kent deniz kıyısında, iki liman arasında konumlanmış olup, M.Ö 2. 3. yüzyıl Helenistik döneme ait; bazı bölümleri ise Roma döneminde yenilenmiş. Yunanca stoanın anlamı: üzeri kapalı, önü sütunlu uzun kamusal galeriler. Limana ve agoraya gelen halkın dolaşması, tüccarların ve denizcilerin kullanımı, toplantılar ve sosyal etkileşim, aristokratlara değil, halka açıktı. Günlük hayatla felsefe iç içeydi. Etik, fizik, akıl ve mantık üzerine sözlü tartışmalar yapılırdı. Felsefe, soyut değil yaşanan bir pratik haline gelirdi.

Kısaca mimari özelliğinden söz etmek gerekirse, uzun dikdörtgen planlı, ön cephede Dorik sütunlar var. Sütunlar doğrudan zemin üzerine oturur; alt kısımlarında bir taban bulunmaz. Yukarıya doğru hafifçe incelen, üzerinde keskin kenarlı dikey yivler (oluklar) bulunan, kalın ve güçlü bir gövdeye sahiptir. Sütun başlığı ise, süslemesiz ve dairesel bir yastık ile onun üzerindeki kare bir plakadan oluşur. Diğer düzenlere göre daha “erkeksi”, ağır ve masif bir duruş sergiler. Arkasında dükkan ve kapalı mekanlar, deniz manzarasına hakim bir konumda. Antik eser tutkunu olarak beni büyüledi ve ayakta olmalarını şaşkınlıkla izledim…

Knidos, antik dünyada Afrodit kültünün en önemli merkezlerinden biriydi. Burada yer alan Knidos Afrodit heykeli, tarihteki ilk tamamen çıplak kadın heykeli olarak kabul edilir. Heykeli yapan ünlü heykeltıraş Praksiteles’tir.. Bulunduğu yer, yuvarlak planlı bir tapınaktır. Denizle çevrili bir terasa kurulmuştur. Tapınak, heykelin her açıdan görülmesi için tasarlanmıştır. Afrodit heykeline, aşk, güzellik, bereket tanrıçası ve denizcilerin koruyucusu olarak tapınılırdı. Liman kenti olan Knidos için Afrodit çok önemliydi. Tapınak, hem dini, hem sanatsal, hem de turistik bir merkezdi. Antik çağda o kadar ünlüydü ki, Knidos’a sadece bu heykeli görmeye gelenler olurdu. Kentin ünü Akdeniz’e yayılmıştı.

Muğla ili Datça ilçesinde bulunan antik kent Knidos’ta antik tiyatro. Fotoğraf; Wikimedia Commons)

Knidos antik tiyatrosu, Ege denizini ve limanı gören eşsiz bir konumda olup, M.Ö 4. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş. Knidos Antik Kentin en önemli yapılarından biri. Tiyatro kentin doğal topografyasından yararlanılarak bir tepenin yamacına inşa edilmiş. Tiyatro, Yunan mimarisinin özelliklerini taşır; yarım daire şeklinde oturma alanları, sahne binası ve orkestra bölümü ile izleyiciye hem akustik hem de görsel açıdan üstün bir deneyim sunar. Taş bloklarla inşa edilmiş oturma sıraları, günümüzde de büyük ölçüde ayakta durmakta olup, yaklaşık 5.000 kişilik bir kapasiteye sahip. Knidos tiyatrosu, sadece oyun ve gösterilerin sahnelendiği bir kültürel merkez değil, müzik ve şiir dinletileri, aynı zamanda kentin sosyal yaşamının ve siyasi toplantılarının gerçekleştirildiği bir mekan olarak da kullanılmış.

Hayli bilgisi bulunan arkadaşımı can kulağıyla dinledim. Knidos’ta iki tane liman bulunmakta. Askeri Liman, kuzey batı yönünde. Daha küçük ve dar bir girişe sahip olup, askeri amaçlı, savaş gemileri için kullanılmış. Limanın dar girişi tehlike anlarında kapatılabilecek konumdaymış; stratejik bir karar. Ticari liman, Kentin güney doğusunda yer alır ve ticaret gemileri, ticari faaliyetler içinmiş. Geniş ve daha büyük bir liman olduğu için, antik dönemde deniz ticaretinin ana limanı olmuş. İki liman arasında bir zincir var. Zinciri kumanda eden iki kule arasında başka bir zincir daha var. Düşman gemilerinin önünü kesmek için çok akıllıca.. şaşkınlıkla dinledim. Düşman Ege’den saldırırsa Akdeniz’e kaçıyorlar, Akdeniz’den saldırırsa Ege Deniz’ine, yani Gökova Körfezi’ne doğru kaçıyorlar. Ellerini açarak sol Akdeniz, sağ Ege demişti.. tam kesişme noktasındaydık. Diğer taraftan, şehrin yamaçlarında evler var ve gelen gemileri görenler birbirlerine haber vererek, kadın, çocuk, kölelerini alarak Datça’nın içlerine doğru kaçıyorlar. O vakitler, Datça yarımadası oldukça sık sedir, sandal ağaçları ile dolu ve orada saklanıyorlar.

Gelen ticari gemiler, kenara çekiliyor, eğer şehrin doktoru “bulaşıcı hastalık riski yok” derse gemiciler limandan içeri alınıyor. Kürek çeken esirlerin inmesi yasak. Onlar kokmasın diye arada birbirlerine birer kova deniz suyu dökerek temizleniyorlar. Gemiciler hemen orada hamama davet ediliyor. Günlerce yoldalar. Fiziksel arınmadan sonra yan yana dizili odaların önünde bekleşen hayat kadınları var. Kadınlar boş zamanlarında, yan oda sahibesiyle, odaların önünde dama oynayarak vakit geçirmekteydiler. Taşa çizdikleri dama şekli yorgun tarihin ve doğanın bütün engellemelerine rağmen hala orada kazılı duruyor. Alışveriş için, o kadar çok ülkelerden gelen olurdu ki, Mısır, Finike, İzmir, Kaş Kalkan’dan, İzmir Smyrna’dan, Çanakkale Troya’dan veya adalar denizinden, Rodos’tan, Girit’ten Atina ve Konstantinapolis’ten gelen antik paralar, şehir harabelerinden bilhassa İngiliz yağmacı arkeologlar tarafından alınarak Avrupa müzelerini şenlendirmiş…

Knidos’ta yürürken zamanın doğrusal akmadığını fark edersiniz; rüzgar, deniz ve taşlar aynı dili konuşur. Tiyatroda ufka bakarken alkışların yerini dalga sesleri alır, Afrodit Tapınağı’nda güzelliğin neden kutsal sayıldığını sezersiniz. Aşkın fısıltısını duyarsınız. Stoalarda atılan her adım, geçmişin düşüncelerine dokunur. Knidos, ziyaret edilmez; hissedilir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.