Tohumu Ekilen Öfke: Düşmanlık Aşılamak

Son yıllarda dünyayı ve içinde yaşadığımız toplumu gözlemlerken fark ettiğiniz en belirgin duygu nedir diye sorsalar, sanırım çoğumuz aynı cevabı veririz: öfke. Ancak bu öfke, haksızlığa karşı duyulan cinsten anlık ve haklı bir tepki değil. Bu planlı, programlı ve sistematik bir şekilde ruhlarımıza zerk edilen bir zehir: düşmanlık aşılamak.

Düşmanlık, doğuştan gelen bir refleks değildir; sonradan öğrenilen, beslenen ve büyütülen bir kurgudur. İnsan çocukken dünyayı “biz ve onlar” diye ayırmayı bilmez. Ta ki birileri gelip sınırları çizene, “öteki” olanın tehlikeli olduğunu fısıldayana kadar. Bugün medya manşetlerinden, sosyal medya algoritmalarından ve siyaset dilinden üzerimize adeta bir düşmanlık sağanağı yağıyor.

Kusursuz Düşman Yaratma Sanatı

Bir topluma düşmanlık aşılamak, sanıldığı kadar zor değildir. Bunun belli aşamaları vardır ve ne yazık ki tarih bu senaryonun trajik örnekleriyle doludur:

  • Korku Kültürü Oluşturmak: İnsanlara sürekli bir şeyleri kaybetmek üzere oldukları (güvenlik, kimlik, refah) hissettirilir. Korkan insan, rasyonel düşünmeyi bırakır.
  • “Öteki”ni Canavarlaştırmak: Karşı taraftaki insanlar birey olmaktan çıkarılır, homojen bir “kötülük odağı” gibi gösterilir.
  • Empatiyi Kurutmak: Karşı mahallede yaşanan bir acıya sevinir hale gelindiğinde, düşmanlık aşısı tutmuş demektir.

“Bir toplumun geleceğini yok etmek istiyorsanız, oraya tankla tüfekle girmenize gerek yoktur. İnsanların birbirinin yüzüne nefretle bakmasını sağlamanız kâfidir.”

Dijital Mahalleler ve Yankı Odaları

Eskiden düşmanlık aşılamak için meydanlarda nutuk atmak gerekirdi, şimdi ise sadece bir tık yetiyor. Sosyal medya algoritmaları, bizi bizim gibi düşünenlerin arasına hapsedip, karşı tarafa dair sadece en uç, en kışkırtıcı örnekleri önümüze koyuyor. Sonuç mu? Kendi yankı odalarımızda birbirimizi nefretle bileyen, gri tonları kaybetmiş, sadece siyah ve beyazdan ibaret bir toplum.

Birbirimize düşman kesildiğimizde, asıl çözülmesi gereken ortak sorunlarımızı (ekonomiyi, adaleti, eğitimi, çevre krizlerini) konuşamaz hale geliyoruz. Çünkü düşmanlık, gerçek sorunların üzerini örten en kullanışlı perdedir.

Panzehir Biziz

Peki, bu aşıyı reddetmek mümkün mü? Elbette. Düşmanlık aşılayanlara karşı verilecek en büyük mücadele, inatla sağduyuyu ve empatiyi savunmaktır. Bir argümanı dinlerken “Kim söylüyor?” diye değil, “Ne söylüyor?” diye bakabildiğimiz gün, bu oyunu bozacağız.

Manşetlerin, tweetlerin ve siyasi söylemlerin bizi birbirimize kırdırmasına izin vermemek bir vatandaşlık, daha da önemlisi bir insanlık görevidir. Unutmayalım: nefret tohumları ekenler günü geldiğinde hasadı tek başlarına toplamazlar; o yangında hepimiz yanarız. O yüzden bugün, nefret dilini değil, anlama ve bir arada yaşama dilini seçme günüdür.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.