Tuna’dan Boğaz’a Akan Asırlık Nehir

Tarih, milletlerin kader çizgilerini bazen öyle muazzam düğümlerle birbirine bağlar ki coğrafyaların uzaklığı da araya giren asırların yükü de bu bağı koparmaya yetmez. Türkler ve Macarlar arasındaki ilişki de tam olarak böyle romantik, köklü ve bir o kadar da sarsılmaz bir temel üzerine kuruludur. Kimileri nazlı Budin’i Osmanlı Türklerinin en uç sancağı olarak nitelendirip o topraklara hasretle bakar; kimileri ise bu dostluğu binlerce yıl öteye, Asya’nın derinliklerine, Hun köklerine kadar götürür. Tarihin farklı virajlarında netameli, fırtınalı dönemlerden geçmiş olsak da aradaki o gizli bağ her dem yeni bir görünüme kavuşarak kendini yenilemeyi başarmıştır. İşte bu köklü mazi, takvimler 18 Aralık 1923’ü gösterdiğinde, yepyeni ve modern bir çehreyle “yüz yıllık bir dostluk ve iş birliği” olarak tarihin sayfalarına yeniden kaydolmuştur.

Bundan tam bir asır önce, Macaristan Krallığı Başbakanı adına Macaristan Sofya Maslahatgüzarı Sándor Kiss Nemeskér ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı adına TBMM İstanbul Milletvekili Adnan (Adıvar) Bey’in İstanbul’da imzaladıkları dört maddelik dostluk antlaşması, sıradan bir diplomatik metin değildi. O imza, Büyük Atatürk’ün eseri olan Cumhuriyet’e giden o çetin ve heyecan dolu yolda, Türk müdafaasının bir Avrupa ülkesi tarafından resmen ve takdirle selamlanmasının yüzüncü yılıydı. Bugün bizler, bu tarihî dönüm noktasının yüzüncü yığınını idrak ederken, iki ülkenin mutabakatıyla ilan edilen “Türk-Macar Kültür Yılı: Yüz Yıllık Dostluk ve İş Birliği” teması çerçevesinde muazzam bir kültür köprüsünün yeniden inşa edilişine şahitlik ediyoruz.

Nehirler, bu iki milletin tarihinde bazen sınır olmuş, bazen de onları birleştirmiştir. İrtiş’te, İdil’de aynı suyu kana kana içen iki milletin evlatları, Tuna’da Türk ve Macar yiğitlerinin kılıç seslerinin aksinde kendilerini temaşa etmişlerdir. Tuna, sadece bir su kütlesi değildir; o akıp giden koca bir tarih, yaşayan bir kültürdür. Türklerin gönül sınırında cevelan eden bu nehir, bugün Macar kardeşlerimizle olan bağımız sayesinde anlam kazanıyor. Belki de bilinçaltımızda Asya’da kuruyan nehirlerimizin, çekilen göllerimizin kokusunu yeniden Tuna’da bulabilme ümididir bize bu nehri sevdiren. Nemçe (Avusturya) gelip elimizden o Nazlı Budin’i alsa da Tuna’ya ve Macarlara olan muhabbetimizi hiçbir zaman yok edememiştir. İsmail Habib’in o muazzam tespitiyle ifade edecek olursak: “Buda’nın Macar’ıyla Budin’in Türk’ü, çok daha eskiden doğuda beraberdiler. Küçük kardeş, Karadeniz’in yukarılardan dolanıp inerek, o tepeye kilisesini kurdu. Büyük kardeş aynı denizin altından bükülüp uzayarak aynı tepeye minaresini dikti. Doğuda bir kan, batıda birbirine düşman, bin yıllık çanın ortasında iki asırlık ezan bağdaşıyor.” 

İşte bu bağdaşma, bugün sadece tarih kitaplarında veya eski şiirlerde kalmıyor; yaşayan, nefes alan insani hikâyelerle geleceğe taşınıyor. Yıllar önce Osmanlı’nın Eğri dediği Eger şehrindeki Eszterházy Károly Katolik Üniversitesi’nde verilen Türkçe derslerinde yaşananlar buna en güzel örnektir. Küçüklüğünde Türk Yıldızları’nın Budapeşte’de yaptığı gösteriyi izleyen ve kendisine hediye edilen bir tişörtün hatırasıyla içinde Türkçe sevdası uyanan Ákos’un (ki adı Türkçe ‘akkuş’tan gelir) hikâyesi, bu sevginin ne kadar canlı olduğunun kanıtıdır. Ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin imarında ve inşasında büyük emek harcayan Macar mimar ve mühendislerin bizlere emanet ettiği torunlarının, bugün Karpatlarla irtibatlarını koparmamak adına harıl harıl Macarca öğrenmesi… Tüm bunlar, Macar-Türk sevgisinin ve iş birliğinin, mazinin binlerce yılında olduğu gibi istikbalin sisleri arasında da yine “aynı tepede” parıldayacağını bizlere müjdeliyor.

Bu muazzam dostluk ve kültür yılı vesilesiyle, köklü yayın organlarımızdan Türk Yurdu dergisi de tarihi bir sorumluluk üstlenerek zengin bir “Kültür Yılı Özel Sayısı” ile okuyucularının karşısına çıktı. Alanında uzman Türk ve Macar bilim insanlarını, emekli diplomatları, görev başındaki misyon temsilcilerini, yazarları ve şairleri bir araya getiren bu çalışma, geleneksel diplomasinin ötesine geçerek sanatın ve kültürün diliyle iki toplum arasındaki bağları derinleştirmeyi hedefliyor. Dil, edebiyat, tarih ve uluslararası ilişkiler temalarında açılan bu sayfalar, adeta ortak bir kültür sofrası niteliğinde. Ressam Mehmet Sağ’ın bu özel sayı için tarihin metaforik çağrışımlarından ilhamla tuvale döktüğü “Kızıllı Aklı Gök – Yeşil Tuna” resmi ise bu dostluğun görsel bir abidesi gibi duruyor.

Açılışı Budapeşte’de en üst düzey devlet katılımıyla coşkulu bir şekilde yapılan bu Kültür Yılı, sadece başkentlerde değil, her iki ülkenin farklı şehirlerinde düzenlenen festivallerle halkları birbirine yakınlaştırmaya devam ediyor. Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi, Yunus Emre Enstitüsü ve TİKA gibi kurumların omuzlarında yükselen bu yüzer programlık kardeşlik yolculuğu, kültürel bağlarımızı çok daha görünür kılıyor.

Elbette Türkler ile Macarların ilişkileri yüz yıla ya da tek bir kültür yılına sığdırılamayacak kadar kadim, derin ve anlamlıdır. Bizler bugün, Yusuf Akçura’dan bu yana ulu bir çınar gibi büyüyen bu köklü mirasın sorumluluğunu taşıyan kalemlerin manevi gücüyle arkamıza bakıyor ve geleceğe güvenle sesleniyoruz. Maziden atiye uzanan bu uzun yolda, gönül rahatlığıyla ve gururla haykırabiliriz ki:

“Altaylardan Tuna’ya ‘Türk Yurdu’muz var, Tuna’da Macar kardeşimiz…”

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.