Tünelin Ucundaki Işık
“İhtiyaçlar azaldıkça özgürlük artar”
Tünelin ucundaki ışığı herkes kendi hızına, bakış açısına, dikkatine ve beklentisine göre algılar. Zira ‘tünelin ucundaki ışık’ mecazi anlamdır. Kimileri tünelin içinde olduklarını dâhi bilemeyebilir. Buradaki mecaz daha çok sıkıntılı günlerin geride bırakılma isteği ile alakalıdır. Bir beklentidir, bir umuttur aslında. Çoğunluk için tünelin ucu hiçbir zaman görünmez! Onlar sadece o tünelde, dar alanda seyreder dururlar…
Kişisel beklentilerin yanı sıra, ülkenin içinde bulunduğu durum da kaygı kaynağıdır. Fakat tüm bu dertlerin ortak noktası, küresel meselelerde yatar. Küresel meseleler ülkelere, oradan da hanelere, dolayısıyla insanlara taşınır. Misal, pahalılık, terör, savaş, hukuksuzluk gibi konular tek başına ve bağımsız konular değildir. Hemen hepsinin ucu aynı yerlere dayanır.
Çok basittir: enerji ithal eden bir ülkede hayat pahalılığı yüksek çıkar. Zira tüm üretim, dağıtım, yaşam enerjiyle alakalıdır. Yani petrolün varil fiyatı 60-70 dolar iken başka bir tablo, varil fiyatı 110-120 dolar iken bir başka tablo vardır. Ya da altın fiyatları uluslararası dalgalanmaya göre belirlenir. İç piyasa burada o denli etkili değildir. Döviz fiyatları da yine yukarıdaki fiyatlamalara bağlıdır. Zira tüm girdi maliyetleri, döviz üzerinden hesap edilir. İthal ürünler dövize endekslidir. Bu da zamanla döviz kırılganlığı oluşturur.
Burada aslında ne demek istiyorum: Senin, benim yaşam endeksimiz daha çok uluslararası dengeler ile alakalıdır. Şu sıralar orada büyük sıkıntılar vardır. Adeta orman kanunlarının geçerli olduğu… Bu durum ulus devletlere ilave yükler getirir. Zira savunma alanına daha çok paralar yatırmak gerekir. Kaotik ortamlarda silahlanma yarışı başlar. Silahlanmaya ayrılan her kuruş ise sosyal refahtan kesilen paydır.
Dünya müthiş bir silahlanma yarışına girdi. Problemler güçle halledilmeye çalışılıyor. Uluslararası kurumlar neredeyse işlevsiz hâle geldi. Dünya hemen her alanda sıkıntı yaşıyor. 20. yüzyılda kurulan tüm dengeler sarsılıyor.
Fakat ne demişler? “Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığa en yakın andır.” Eğer dünya dönmeye devam edecekse, umut da her daim vardır. Siyasi, askerî, hukuksal alanda ne denli kötü tablo varsa, teknolojik alanda büyük değişimler, yeni umutlar vardır.
Teknolojinin dünyayı değiştirme, dönüştürme gücü vardır. Şimdiki tıkanıklığın sebebi, eski dünya düzeninden nemalananların direniş göstermelerinden kaynaklanmaktadır. Misal, petrol ve petrole dayalı sermaye gücü, enerjide başka bir konsepte geçmeyi önlemek istiyor. Ya da silah-ilaç sanayi veya herhangi bir eski teknoloji ile yürüyen sektörlerin, finansın sahipleri. Bu güçler, yeni bir dönemin açılmasının önünde en büyük engeldir. Adamlar tuzağı kurmuş, tüm hâkim tepeleri ele geçirmiş ve kazanıyorlar. Değişimi, dönüşümü niçin istesinler?
Oysa yenilik, değişim her zaman kazanır. Elbette geçiş süreçleri çok sancılı ve maliyetli olur. Ancak değişimin önünde kimse ilanihaye duramaz! Zira geçmişte de hep böyle olmuştur.
İşte bu çağda yeni bir değişimin, dönüşümün eşiğindeyiz. Teknolojinin geldiği nokta bunu bize dayatıyor. Tüm insanlık farklı bir alana ve anlayışa geçecek. Siyaset, din, enerji, ulaşım, ekonomi, savaşlar, eğitim, ilişkiler… adına ne dersiniz deyin değişecek.
Yeni dönemi yapay zekâ, kuantum alanı, yenilenebilir, ucuz ve sonsuz enerji kaynakları, uzay teknolojileri domine edecek. Devletlerden çok, şirketler öne çıkacak. Yeni meslekler türeyecek, çalışma koşulları hafifleyecek ve de büyük ölçüde kısalacak…
Yeni dönemin adını ben kuantum dönemi olarak adlandırmak istiyorum. Teknolojik dönüşüm, insan düşüncesini de etkileyecek; farklı anlayışlar hiç beklenmedik gelişmeler yaşanacak.
Bana göre tünelin ucunda ışık göründü. Karamsarlara, sizi aşağı çekmek isteyenlere prim vermeyin derim. Umutvar olmak müspet düşünmek kazandırır. Para olmasa bile en azından sağlık verir.