Türkiye Avrupa’nın Çöplüğü Değildir

Biz Mersin’de eskisi gibi denize girmek istiyoruz. Maalesef denize girmek mümkün değil. Mersin kumsalları, denizin yüzü, naylon poşet kırıntılarıyla kaplı. Akdeniz, plastik atık denizi olmuş durumda.

Deniz kirliliğini artık rakamlardan değil, yaşayarak görüyoruz. Bir zamanlar masmavi görüntüsüyle insanı büyüleyen sahillerimizde deniz yüzeyinde biriken atıkları görmek, insanın içini acıtıyor. Dalgalar sanki doğanın yardım çığlığı gibi, bu kirliliği kıyıya atarak denizi temizlemeye çalışıyor. Ancak doğanın tek başına verdiği bu mücadele yeterli olmuyor.

Fotoğraflar: Şerife Eser

Son yıllarda çevre konusunda yaşanan gelişmeler, geleceğimiz adına endişe verici boyutlara ulaşmıştır.

Greenpeace Türkiye Açıklaması

Açıklanan verilere göre, Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 19 artarak 503 bin tona yükselmiştir.

Bu rakam yalnızca bir istatistik değildir; toprağımızın, denizimizin, ormanlarımızın ve yaşam alanlarımızın karşı karşıya kaldığı büyük tehlikenin açık bir göstergesidir.

Sorun yalnızca denizlerimizle de sınırlı değildir. Her yaz mevsiminde ülkemizin farklı bölgelerinde çıkan orman yangınları, binlerce hektarlık yeşil alanı yok ediyor. Ormanlarla birlikte sayısız canlı türü de yaşam alanlarını kaybediyor. Yüzlerce yıllık ağaçlar, birkaç saat içinde küle dönüşüyor. Yanan sadece ağaçlar değil; geleceğimiz, nefesimiz ve doğal zenginliklerimizdir.

Bir başka çevre sorunu ise kontrolsüz madencilik faaliyetleridir. Dağlar delik deşik edilmekte, su kaynakları zarar görmekte ve ekolojik denge bozulmaktadır. Bir kez yok edilen doğal kaynakların geri kazanılması çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna gelecek nesillerin yaşam hakkını tehlikeye atmak, hiçbir toplumun kabul edebileceği bir anlayış değildir.

Öte yandan şehirlerimizin durumu da iç açıcı değildir. Sokaklara, parklara, sahillere ve yeşil alanlara bırakılan çöpler, çevre bilincinin yeterince gelişmediğini göstermektedir. Ne yazık ki çevreyi korumak yalnızca devlet kurumlarının görevi değildir. Bu sorumluluk hepimize aittir. Çünkü doğa hepimizin ortak evidir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz çevre sorunları, artık ertelenebilecek meseleler değildir. Denizlerimizi, ormanlarımızı, dağlarımızı ve su kaynaklarımızı korumak zorundayız. Plastik atık ithalatı yeniden gözden geçirilmeli, geri dönüşüm politikaları güçlendirilmeli ve çevreyi kirleten uygulamalara karşı daha kararlı adımlar atılmalıdır.

Unutmamalıyız ki bize miras kalan bu güzel ülke, yalnızca bugünün değil yarının da emanetidir. Temiz bir çevre, sağlıklı bir toplumun temel şartıdır. Eğer bugün gerekli önlemleri almazsak, yarın çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, betonlaşmış şehirler, kirlenmiş denizler ve tükenmiş doğal kaynaklar olacaktır.

Türkiye Avrupa’nın çöplüğü değildir. Türkiye masmavi denizleri, bereketli toprakları, yemyeşil ormanları ve eşsiz doğal güzellikleriyle korunmayı hak eden, büyük bir ülkedir. Doğaya sahip çıkmak, aslında geleceğimize sahip çıkmaktır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.