
YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Zeynel Emre, Parti Merkezinde düzenlediği basın toplantısında MYK gündemini kamuoyu ile paylaştı.
YENİ Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen ikinci MYK toplantısı, saat 12.00’de başladı. Parti lideri Özgür Özel başkanlığındaki toplantıda, 10 Eylül’de başlayacak ve Eylül ayının sonuna kadar devam edecek saha çalışmaları gündeme geldi. YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, MYK toplantısının ardından kameraların karşısına geçti.
Zeynel Emre, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yüzde 50 oyla kazanılan Üsküdar Belediyesi’nde Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından yapılan başkanvekilliği oylamasına dışarıdan müdahale edildiğini belirtti. Emre, YENİ Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında MYK gündemini kamuoyu ile paylaştı.
Gündeme yönelik açıklamalar yapan Emre, şunları kaydetti:
“Yani adalet dağıtması gereken adliyeler nasıl olur da bir seçime hile karıştırmak üzere çalışır? Nasıl olur da siyasileri tehdit eder? İşin içinde bakanlık var, valilik var. Bakın, Üsküdar’ın bir önceki belediye başkan yardımcısı şimdi Adalet Bakan Yardımcısı. Kartal Adliyesi var. Yani orada meclis üyeleri aleni bir şekilde bunu söylüyor. ‘Her türlü baskıyı yiyoruz. Çağırıp diyorlar ki buna oy vereceksin.’ Şimdi bunun adı nedir? Bunun adı da hırsızlıktır. Bir belediye çalınmıştır.”
“Üsküdar Belediyesi işgal edilmiş, Anayasal düzen ortadan kaldırılmıştır”
Konuşmasına A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın Avrupa şampiyonluğunu kutlayarak başlayan Emre, YENİ Parti’nin düzenlediği halk buluşmalarına da değinerek vatandaşların yoğun ilgisinin iktidar yolculukları açısından önemli olduğunu belirtti.
“Bu ülke çok seçimler gördü, çok iktidarlar geldi gitti. Ama hiçbir dönem siyaseten bu kadar kötülüğün, bu kadar ahlaksızlığın, bu kadar edepsizliğin yaşandığı bir dönemi hiç görmedi. Üsküdar’da az evvel bir seçim gerçekleşti ve sonuçlandı. Üsküdar Belediyesi… Değerli arkadaşlar, Üsküdar’da 2024 seçiminde, 31 Mart 2024 seçiminde bizim aldığımız oy yüzde 50. Karşımızdaki AKP-MHP bloğunun aldığı oy yüzde 43. Yedi puan farkla almışız. Bizim sahip olduğumuz meclis üyesi sayısı 29. Onlarda 13 AK Parti, 4 MHP; 17. 29’a 17. Öylesine büyük bir hırsızlık var ki, ben size şimdi tarihleriyle anlatacağım. Önce 7 Nisan’da Üsküdar Belediyesi’ne bir operasyon oldu. Operasyondan sonra çeşitli kanallarda, televizyon programlarında, sosyal medyada Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’ın da tutuklanacağına yönelik haberler yapıldı. Sürecin sonunda 29 Temmuz’da gözaltına alındı, 31 Temmuz’da Sayın Belediye Başkanımız haksız bir şekilde tutuklandı. Saçma sapan iddialarla, ciddiye alınacak deliller, hukuken bir hükmü olmayan delillerle tutuklandı.
“Meclis Üyesi Ahmet Başbaydar’ın açık itirafı”
Bundan 5 gün sonra belediye başkan vekili seçimi yapıldı. Orada belediye başkan seçimi yapılırken der ki mevzuat: Birinci ve ikinci turda seçilmek için almanız gereken oy 31. İkinci turda da 31, birinci ve ikinci turda. Üçüncü turda 24. Birinci tur oldu; biz 26 oy aldık, bir geçersiz sayıldı, rakibimiz 17 oy aldı. İkinci turda 27 oy aldık. Üçüncü tura geçildiğinde birdenbire bizden 5 kişi karşı tarafa oy verdi. Bunun üzerine İl Başkanı, oradaki arkadaşlar dedi ki: ‘Ya Üsküdar halkının verdiği iradeye nasıl ihanet edilir? İçimizden kim bunu yaptıysa söylesin, ya da çıksın gitsin. Böyle bir irade hırsızlığı yapılabilir mi?’
Biri çıktı dedi ki: ‘Benim oğlum yurt dışında firarda. Oğluma söz verdiler, bana söz verdiler. Eğer onlara oy verirsem oğlum gelecek, burada serbest kalacak.’ Bunu kim söylüyor ve nerede söylüyor? Herkesin önünde, yani 40 kişi var, 40 kişinin bulunduğu yerde Meclis Üyesi Ahmet Başbaydar söylüyor. 40 kişi var. Kontrol edilebilir, bilmiyoruz değil mi biz, çocuğu gerçekten yurt dışında aranıyor mu? Çocuğu KCK’dan aranıyormuş, serbest kalma taahhüdü vermişler. Bir başka diğer isim hiçbir açıklama yapmadan ayrılıyor; öğreniyoruz ki onun da çocuğu içeride tutukluyken, bu oylamadan birkaç gün kala tahliye edilmiş.
“Her türlü baskıyı yiyoruz. Çağırıp diyorlar ki buna oy vereceksin”
Yani adalet dağıtması gereken adliyeler nasıl olur da bir seçime hile karıştırmak üzere çalışır? Nasıl olur da siyasileri tehdit eder? İşin içinde bakanlık var, valilik var. Bakın, Üsküdar’ın bir önceki belediye başkan yardımcısı şimdi Adalet Bakan Yardımcısı. Kartal Adliyesi var. Yani orada meclis üyeleri aleni bir şekilde bunu söylüyor. ‘Her türlü baskıyı yiyoruz. Çağırıp diyorlar ki buna oy vereceksin.’ Şimdi bunun adı nedir? Bunun adı da hırsızlıktır. Bir belediye çalınmıştır.
Bu çürümeden Türkiye’yi kurtarmamız lazım. Bugün burada yaşadığımız, gördüklerimiz sadece YENİ Parti’nin, bize oy veren seçmenlerin problemi değildir. Bu, tüm Türkiye siyasetinin, Türk siyasetinin sınavıdır, herkesin problemidir. Tüm siyasi partilerin problemidir. Bu haliyle seçimlerin anlamsızlaştığı, sıradanlaştığı bir döneme doğru gidilmektedir. Üsküdar Belediyesi işgal edilmiş durumdadır. Bu tablo çok açık bir şekilde orta yerde durmaktadır. Demokrasi, milli irade hepimize lazım. Cumhuriyeti el birliğiyle korumamız, kollamamız lazım. Bu yapılan, tamamen ülkedeki anayasal düzenin değiştirilmesidir, ortadan kaldırılmasıdır.”
Emre, 2027-2029 Orta Vadeli Program hedeflerine ilişkin şunları söyledi:
“Yeni bir Orta Vadeli Plan açıklandı 2027-2029 dönemine ilişkin. Bu iktidar döneminde hesaplanıp da açıklanan, tutan bir tahmini daha görmedik. Rakamları adeta masa başında yapıyorlar ve hiçbiri de tutmuyor. Şimdi ben size rakamlar vereceğim. 2023’te ne demişlerdi? 2026 yılına geldiğimizde enflasyon yüzde 8,5 demişlerdi. Çünkü memura, asgari ücretliye, emekliye bu rakamlara göre, bunları baz alarak zam veriyorlar. 2024’te revize ettiler, 9,7 oldu. 2025’te 16’ya çıkardılar. Bugün o hedefi 28,4 olarak güncellediler 2026 hedefi için.
“Bu yapılan hesaplar ve bunlara göre verilen zamlar, halkımızı daha da fazla yoksullaştırmaya devam edecek.”
Hani diyorlar ya ‘enflasyonda büyük mücadele verdik, önemli aşama kat ettik’ diye. Arkadaşlar, ağustos ayı itibarıyla bizim enflasyon yüzde 31,51. Yani tartışmalı TÜİK rakamlarına göre söylüyorum. İyi de bir önceki yılki rakama baktığımızda da 32. Yani arada ciddiye alınacak bir fark bile yok. Nasıl bir enflasyon başarısı? Ki vatandaşı ilgilendiren enflasyona baktığımız zaman tablo çok daha korkunç. Vatandaş zaten giyiminden fedakarlık etmesi gerekiyor, ediyor. Dayanıklı mal alımını erteliyor mu? Erteliyor tabii ki, buna parası tabii ki yok. Ama erteleyemeyecek günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren, başta gıda olmak üzere, ulaşım olmak üzere, barınma olmak üzere harcadığı rakamlar var. Mesela kira artışı yüzde 54. Ne yapacak bunu karşılamayıp? Hizmet enflasyonu 41. Gıda enflasyonu çok yüksek. Dolayısıyla bu yapılan hesaplar ve bunlara göre verilen zamlar, halkımızı daha da fazla yoksullaştırmaya devam edecek.
Şimdi bu rakamlara göre hesap edildiğinde, yani bu OVP’ye göre, önümüzdeki dönem işçi ve bağımsız çalışan, yani Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına yüzde 9 oranında zam yapacaklar. Çünkü hesabı böyle yapıyorlar. Kamu çalışanlarına göre ise yüzde 5 zamla birlikte işte yüzde 1,9 enflasyon farkı, yüzde 7 zam yapacaklar. Asgari ücretli de keza yine bu rakamlara göre zamlanmış olacak. Yani artık maaş olmaktan çıkacak.
“Çok büyük bir krizin eşiğine doğru gidiyoruz ülke olarak”
İşin bir de imalat kısmına gelelim geldiğimiz nokta. Bakın, anlattığımız her başlıkla ilgili açıklanan resmi belge bilgilere göre anlatıyorum. Dolayısıyla itiraz edecek hiçbir şey yok. Şimdi İstanbul Sanayi Odası her ay imalat sektörü üretim, yeni sipariş, istihdam, stok ve tedarik koşullarındaki aylık değişimi gösteren Satın Alma Yöneticileri Endeksi’ni (PMI) açıklıyor. Bu bir endeks. Bu endekste açıklanan rakamın 50’nin üzerinde olmasında imalat sektöründeki büyüme, 50 olursa durağan bir durum olduğunu gösterir, 50 altında olması da bir daralmaya işaret eder.
Türkiye imalat sanayisi yakın tarihinde görülmemiş bir uzunlukta daralma sürecinin içinde. Nasıl? Ağustos ayında bu endeks yüzde 48,1 olarak açıklandı. Ve imalat sektörün faaliyetindeki koşullar üst üste 29’uncu ayda 50’nin altında açıklandı. Yani bu verilerin tutulmaya başlandığı, başka bir deyişle Haziran 2005 yılından itibaren en uzun ve kesintisiz bir daralma. Çok büyük bir krizin eşiğine doğru gidiyoruz ülke olarak.
“Bizim düştüğümüz duruma bakın; bu konutlar yapılıyor ama bu belli bir azınlığın cebine rant olarak giriyor”
Şimdi her yer şantiyeye döndü. Şehirlere gittiğimiz her yerde inşaatlar görüyorsunuz. Sürekli hükümetin ‘Aman 100 bin konut projesi, aman 300 bin konut projesi’… Geldiğinden beri inşaat temelli bir faaliyete görüyoruz değil mi? Şimdi böyle baktığınız zaman herhalde dersiniz ki, bu kadar inşaat yapan bir ülkede kiracı falan kalmamıştır. Peki rakamlar ne diyor? TÜİK rakamlarına göre anlatacağım yine: 2014’te nüfusun yüzde 61’i yaşadığı konutun sahibiydi.
Şu anda ne kadar? Yüzde 57. Demek ki ne oluyor değerli arkadaşlar? O konutlar da yine parası olan parasına para katıyor. Rant alanları açılıyor, zenginleşiyor, insanlar kiracı olma oranında artıyor. Bugün 2002 yılında, eski Türkiye’de, hani diyorlar ya ‘eski Türkiye’ diye; konut edinme oranı yüzde 73 seviyesindeydi. Bakın yüzde 73’ten 56’lara kadar düşmüşüz. Yani vatandaş olan konutunu kaybetmiş. Bugün dünyada ev sahibi olma oranı yüzde 65. Bizim düştüğümüz duruma bakın; mesela bizim komşumuz Yunanistan’da yüzde 68. Yani bu konutlar yapılıyor ama bu belli bir azınlığın cebine rant olarak giriyor.”