Zamane Mırıldanmaları
“Samimiyetin kameralara ihtiyacı yoktur”
Çoğunluktan yana olmak ayrı, çoğulculuktan yana olmak ayrıdır. Bilmem bunu hâlâ karıştıranlar var mıdır? Gündeme bakınca bunun çok yaygın bir alışkanlık olduğu anlaşılıyor.
İnsan yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Toplum içinde yaşar. Toplum içinde yaşamanın kuralları, bedeli vardır. Kişi bunlara uyduğu sürece fazla sıkıntı yaşamaz. Fakat toplum kuralları dışına çıktığında veya genele aykırı davranışlar sergilediğinde ve de alışılagelmişin dışında fikirler beyan ettiğinde sorunlar başlar, ayrık otu muamelesi görür.
Elbette büyük çoğunluk, toplum dışına itilmeyi göze alamaz. ‘Mahalle baskısına’ boyun eğer. Dil de dinamiktir. Çağın gerektirdiği yeni kelimeler, kavramlar çıkar ve yerleşir. ‘Mahalle baskısı’ onlardan biridir. Ya da ‘akran zorbalığı’ veya ‘mobbing uygulama’ gibi ‘linç kültürü’ de bu kategoriye yakın, benzer sonuçlar doğuran kavramlardır. Nedir? Karşındakine baskı, şiddet, yönelim uygulayarak, onu ‘istediği kıvama’ getirmektir.
Ayrıca tüm bunların birebir, yüz yüze veya fiziksel olması da gerekmiyor artık. Sosyal medya tek başına tüm bunları uygulamaya çok müsait. Görseller, yazılar aracılığıyla hedefi kolayca ekarte etmek veya isteği kıvama sokmak çok mümkündür – ki örnekleri yığınla vardır. Siyasetten, ticarete, aile ilişkilerine, iş yeri çekişmelerine değin uzun bir yelpazede gerçekleşir.
Günümüz ifşalar, suikastler, manipülasyon, belirsizlik, sokak hareketleri, terör, savaş dönemidir. Hukuk, uluslararası hukuk, demokrasi, çoğulculuk, özgürlük gibi kavramlar, güvenlikçi, otoriter yönetimlere yenik düşmektedir. Geçenlerde Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, ülkesinde bundan böyle seçimleri kaldırdığını duyurdu. Korkarım onu takip edecek başkaları da çıkacaktır.
İnsan doğası gereği, içgüdüsel olarak hayatta kalmaya odaklıdır. Yani güvenliği önceler hep… Mevzubahis hayatta kalmak, güvenlik olunca, diğer istekler biraz lükse kaçar.
‘Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek’ diye meşhur bir söz vardır. Günümüz konjonktürüne çok uygundur. Şu an gerçekleşen tam da budur. Ölüm mü istenilen mi? Küçük azınlığın ölümü seçmesi, totalde ana istikameti değiştirmez!
İnsan kusurlu bir varlıktır. İnsan defoları ile vardır. Defolu insanlar değil midir dünyayı değiştiren? Kusurları ile var olan insandan farklı şeyler beklemek doğru değildir. O asla rehabilite olmayacaktır. Hayat bu şekilde inişli-çıkışlı akıp gidecektir… O bakımdan kimse yeryüzünde cennet beklemesin! Zira burası böyle bir yer. Düzeltmeye çalışmak sadece nafile bir çabadan ibarettir.
Ancak bir ihtimal daha var. O da insan doğasına müdahalede bulunmaktır. Bu günümüzde artık mümkündür. Bir taraftan insanın fiziksel bütünlüğüne müdahale etmek, diğer taraftan onu tüm hayatı boyunca gözetim altında tutmak da mümkün artık. Adeta doğumdan ölüme kontrol altına almak.
Hem doğal bütünlüğüne müdahale edilmiş hem de tüm hayatı kontrol altına alınmış insana, insan denilebilir mi? O artık bildiğimiz insandan farklı olacaktır. Doğallığı bozulan bir insan oluşur – ki işte o anda, ona hükmetmek mümkün olacaktır. Genel yapay zekânın yüklendiği ‘ana bilgisayar’, her şeyi gözleyecek ve yönetecektir.
Böylelikle tarım toplumu, sanayi, bilgi, dijital toplum derken, son durak ‘modern köleci topluma’ varacaktır. Tüm veriler ve gidişat ona işaret etmektedir. Ya da bir başka oluşum beklenebilir mi? Tüm öngörüleri altüst edecek, bambaşka beklenmedik süreçlere evirilecek, yeni ve ummadık bir dünya mümkün müdür? Bence mümkündür. Çünkü her gelişme, her yeni keşif, beklenmeyen sonuçlar doğurmuştur. Gelecek tüm öngörülmezliği ve belirsizliğiyle orada duruyor.