Zeki Müren Kirpiği
Seksenli yılların ortaları, üniversite birinci sınıf…
O yıllarda mütevazı bir baraj gölü kadar küçük olan Mersin’den, okyanus kadar büyük İstanbul’a gitmiş, yani köyden şehre inmiş, metropole uyum sağlamaya çalışıyorum. O okyanusun sularında kulaç atmak değil, batmamaya çabalamak benimkisi. Daha İstanbul’u görmeden hakkında duyduğum şeyler var. İnsan olarak hiçbir kıymetinin olmadığı, herkesin elinde avucunda olana, senden ne alabileceğine baktığı yabancı bir diyar bu. Kalbinin piyasada tedavülü yok. Tekinsiz bir yer orası, her karanlık köşenin ardı netameli. On sekiz yaşımı henüz adımlıyorum. Hayata dair herhangi bir birikimim yok. Her yer bana yabancı, her şey başka biçimde. Elinden tutacağım hiç kimse yok, sağ elimi sol elimle tutuyorum.
Eh, bolca okumuşluğum, mürekkep yalamışlığım, defter yemişliğim var, sermayem bu.
Bir gazetenin matbaasında iş buldum, çalışıp, para kazanıp okuyacağım. Aileye yük olmamak lazım, onlar için de hayat kolay sayılmaz.
Gündüzleri üniversite, geceleri matbaa, ucuz bir öğrenci yurdunda barınma. On sekiz yaşımın kısa film senaryosu bu kadar.
…
Aylardan kasım olmalı… Vakit gece yarısını geçmiş, arkadaşım Cahit’le matbaa mesaisini bitirmiş, kaldığımız öğrenci yurduna, Fatih’ten Aksaray’a adımlıyoruz. Ortalık tamamen ıssız, “her yer karanlık”, in cin tenis oynuyor. Akdeniz Caddesinden inerken birden ileride bir karaltı beliriyor.
Karaltı dedimse, devasa bir heyula!
Bize doğru geliyor kararlı adımlarla… Adam ikimizin toplamından daha hacimli. Vaziyet belli, “Ya paranızı, ya canınızı!…”
Aramızda durumu tartıyoruz, biz iki delikanlıyız, övünmek gibi olmasın kavgada iyiyim, Uzak Doğu sporları da yapmışım yıllarca. Gel gör ki, herif de pek yabana atılır gibi değil. İkimizi de harcar bu, yiğitliğin onda dokuzuna başvurup kaçsak mı acaba?
Bu tereddütler içinde saniyelerin asır gibi geçtiği bir tempoda adam bize, biz adama yaklaşıyoruz adım adım.
Yiğitliğe leke sürdürmemeye karar verdik, iki yandan adamı çevirip ortamıza alacağız, duruma bakacağız, Allah ne verdiyse…
Vakit geldi, o âdem ejderhası herifle burun burunayız, tetikteyiz. Adam elini kaldırıp bize doğru hamle yapıyor, gardımızı alıyoruz, adamın eli dilenci avucuna dönüşüyor ansızın ve bize şunları söylüyor:
“Abüü, abüü, bi şarap parası be abü, bi cigara be abüü !”
Vay canına! Bizim okkalı bir harami sandığımız izbandut, kafadan gayrimüsellah bir fıttırıkmış, bir meczupmuş meğer.
“Hadi ordan ulan” gibi seviyeli ifadelerle üzerine yürüyoruz, kâbusumuz kaçarak bizden uzaklaşıyor…
…
Üzerinden uzun yıllar geçse de unutmadım bunu, Kahpe Bizans’tan aldığım ilk ders bu oldu: hayatı kabullerinle sen oluşturur, kaderini tercihlerinle sen örersin.
Kader öyle ağlarını iki ters bi düz, bi haraşo örmez, sen hayatını adım adım, yudum yudum, ilmek ilmek, kan, ter ve gözyaşıyla, tebessüm ve kahkahalarınla inşa edersin. Fail de sensin, mağdur da, katil de sensin, maktul de…
…
Ne mi demek istiyorum; hayat senin zannından ibaret ve onunla sınırlı değil.
Kafanın içinde bir hayat kuruyorsun; birçok hayali, ideali, projeyi daha harekete geçmeden, eliyor vazgeçiyorsun. Yok, o öyle olmaz, o zaman başıma şu gelebilir; filanca kişi bu duruma şöyle diyebilir, ya bu işin altından kalkamazsam… Kendini baştan kendin sınırlıyorsun. İçinde büyüttüğün sayısız kuruntu, binlerce evham seni başlamaktan, yola çıkmaktan alıkoyuyor.
Oysa bir adım attığında, yola çıktığında birçok şeyin korktuğun gibi olmadığını, senin kafanın içindeki saçma sapan kurgulardan bambaşka bir dünyanın mümkün ve var olduğunu görüyorsun.
Kâbusunun üzerine yürüdüğünde, onun da senden korkan bir hayalet olduğunu anlıyorsun.
…
Elbette ucuz motivasyon guruları gibi “Yüreğinin götürdüğü yere git” demiyorum. İnsan bir işe kalkışırken işin de, kendinin de enini boyunu iyice ölçüp biçip öyle karar vermeli, amenna. Ama bir karar aldıktan sonra da önümüzdeki bahara ertelememeli. Ortalık “Pazartesi olsun, diyete başlayacağım.” diyen tontonlardan geçilmiyor.
Kararını ver, harekete geç, imkân bekleme, mümkün kıl!
…
Ünlü oyuncu Ali Atay bir röportajında şunları söylemişti.
“Leyla ile Mecnun dizisini yapmaya karar verdiğimizde ortaya ne çıkacağını bilmiyorduk. Daha önce denenmemiş, absürt bir işti bu. Çekindiğimiz, korktuğumuz bir sürü şey vardı. İşe girişince gördük ki, korkmak insanı sadece korkak yapıyormuş.”
…
Harekete geçin, kaderinizin ilmekleri elinizde, Haraşo olmazsa Zeki Müren Kirpiği1 modeli olur, korkmayın.
Geç kalmaktan, hiç olmamaktan korkun, korkacaksanız.
Ve şu soruya cevap verin: Şimdi değilse ne zaman?
- Bilmeyenler varsa, Haraşo ve Zeki Müren Kirpiği, tığ veya şişle yapılan iki farklı örgü modeline verilen isimlerdir. ↩︎
O kadar doğru ki, şimdi yazsam roman olur dedirten cinsten bir yazı olmuş sevgili dostum. Etraf ertelenmiş işler yumağı, eminim tüm okuyucularının da üç aşağı beş yukarı benzer anlatıları olacaktır konuyla ilgili…vesselam.