Gökyüzünden Düşen Cemrelerle Gelir Bahar

Gökyüzünden düşen cemreler toprağa, suya ve yüreklere düşüyor. Her cemre bir umut, her cemre bir uyanış aslında. Ama soruyorum: Toprak uyanırken biz neden hâlâ uyuyoruz?

Cemreler baharın habercisidir. Anadolu’da ilk cemre havaya, sonra suya, en son toprağa düşer derler. Toprak ısınır, tohum kıpırdar, filiz baş verir. Oysa bugün bakıyoruz, ısınan toprak değil, beton. Filizlenen buğday değil, gökdelen. Yeşeren umut değil, rant hesapları…

Ülkesini yabancı şirketlerle birlikte oyum oyum oyanlara soruyorum:
Bu toprakların altında sadece maden mi var sanıyorsunuz?
Bu dağların gölgesinde büyüyen çocukların geleceğini hiç düşündünüz mü?

Bir zamanlar bereketle anılan ovalarımız bugün suskun. Traktör sesi yerine kepçe gürültüsü yankılanıyor. Üretilmeyen boş tarlalar kaderine terk edilmiş. Çiftçi borçla, işçi açlıkla, emekli yoksullukla mücadele ediyor. Toprak üretmeyince sofralar küçülüyor; sofralar küçülünce umutlar daralıyor.

Beton yığınlarına döndürülen şehirler…
Nefes alamayan caddeler…

Çocukların koşacak bir avuç toprağı kalmadı. Parklar AVM oldu, mahalleler şantiye. Şehirler büyüdü belki ama insan küçüldü. Göğe uzanan binalar arttıkça, insanın birbirine uzanan eli azaldı.

Oysa bu topraklar bir zamanlar kendi kendine yeten bir ülkenin simgesiydi. Tarlasında üreten, atölyesinde çalışan, emeğiyle onur duyan insanların ülkesiydi.

Şimdi ise ithal edilen samanı, dışa bağımlı tohumu konuşuyoruz. Üretmeyen bir toplum tüketirken tükenir. Bu kadar basit.

Kara hasret dağlarımız var artık.
Yağmura hasret ovalarımız…
Ormanları yangınla, madenle, talanla sınanan yamaçlarımız…

Bir ağacın kesilmesi sadece bir gövdenin devrilmesi değildir; bir kuşun yuvası, bir çocuğun gölgesi, bir insanın nefesi de gider onunla birlikte. Doğaya verilen her zarar, dönüp dolaşıp en çok yoksulun kapısını çalar. Çünkü zengin klima alır, yoksul gölge arar. Zengin şehrin dışına taşınır, yoksul betonun ortasında kalır.

Bugün ezilen halkımızın derdi sadece ekonomi değil, adalet, eşitlik ve gelecek kaygısıdır. Gençler bavul hazırlıyor. Çiftçi tarlasını satıyor. Emekli pazar artıklarını topluyor. Ve biz hâlâ “büyüme rakamları” ile avutuluyoruz.

Oysa gerçek büyüme,
Bir çocuğun yatağa aç girmemesi,
Bir annenin elektrik faturasını düşünmeden sobasını yakabilmesi,
Bir gencin hayalini bu topraklarda kurabilmesidir.

Bahar sadece mevsim değildir, bir uyanıştır. Cemre sadece havayı değil, vicdanı da ısıtmalıdır. Eğer bu ülkenin dağlarına, ormanlarına, tarlalarına sahip çıkmazsak, yarın çocuklarımız bize şunu soracak:

“Toprak ısınırken siz neden suskundunuz?”

Gazetelerin köşe yazıları bazen bir çığlık olur. Benim çığlığım, ezilenin, yoksulun, sesi duyulmayanın çığlığıdır. Bu ülke kimsenin şirket defteri değildir. Bu vatan, emeğin, alın terinin, üretimin ve adaletin yurdudur.

Cemreler düşüyor…
Toprak uyanıyor…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.