Sözün Tadı
“Kalp denizdir, dil ise kıyı.
Denizde ne varsa kıyıya o vurur.
Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et.
Çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar.”
Hz. Mevlânâ
“Dinleyen dinlenir.”
Bu sözü ilk kez merhum Ömer Tuğrul İnançer’den duymuştum.
Üç katmanlı bir yapı gördüm sözde.
1. Söz dinleyen rahata erer (dinlenmek, istirahat etmek anlamıyla).
Malumunuzdur, söz dinleyen kişi, sözünü dinlediği tecrübeli kişinin sayesinde ne yapsam, nasıl yapsam kaygısıyla bocalamaz. Sonuca kestirmeden ulaşarak zaman kazanmış olur; böylece gereksiz efor sarf etmeden dinç kalır.
2. Dinleyen kişinin sözü dinlenir.
Dinleyen, dinleyerek terbiye olduğu, öğrendiği, eğitildiği için, zamanla sözü dinlenecek kişi olgunluğuna erişir. Yani söz dinleyeni, başkaları da dinlemeye değer bulur. Söz dinleyerek elde ettiği bilgelik sayesinde, kişi söz söyleme, söylediği sözle muhatabına tesir etme becerisine kavuşur.
3. Dinleyen din’lenir. Yani din sahibi olur.
Dinlediği kişi onu -dinleme yoluyla- dinî terbiyeyle donatır, din sahibi kılar, reşit kılar.
Zaten mürşit, irşat eden, kişiyi reşit kılan ( olgunlaştıran, hamlıktan kurtaran) kişi demektir.
Burada din sahibi olmak kavramı, bir hayat görüşüne sahip olmak, yaşantısını sağlam bir temele oturtacak düşünce ve muhakeme gücüne kavuşmak, hayatın trajik çalkantıları karşısında savrulmadan, öz olgunluğuyla karar verebilmek anlamındadır.
…
Ama bununla çelişiyor görünen başka bir söz var; kimilerine göre Şeyh Edebali’nin sözü;
“İnsan kulağından zehirlenir.”
Öyle ya, her söylenene kulak kabartırsan yolunu kaybedebilirsin.
Şeytan da kulaklara fısıldamıyor mu? Cennetteyken insanı sözleriyle kandırmadı mı?
Bu ifadeye göre de her söze itibar etmemeli, her lafa kulak asmamalı.
Doğrusu, enine boyuna tartıp, ölçüp biçmek lazım söyleneni.
Söylenen ne, söyleyen kim, söz kime söyleniyor, ona bakmak lazım.
…
Bu çelişkiden ben şu anlamı çıkarıyorum: söylenen sözün değeri, söyleyenin kimliğiyle muteber.
Ne söylendiğinden ziyade kimin söylediği, söze önem kazandırıyor.
“Söyleyene değil söyletene bak” da derler ama şimdi oraya açılmayalım.
…
Ben bugün bir insan güzelini dinledim.
Sesini, tonlamalarını, kelimelerini, kelimelerinin arasındaki boşlukları, harflerini, cümlelerini, o cümlelerin ruha kattığı manaları…
O manaların kalbe kattığı sarhoşluk hissini…
Kulağımla bal içiyormuş gibi bir hisse kapıldım.
…
Demem o ki, tat alma duyusu dilde değilmiş sadece, insan beş duyusuyla da tat alırmış.
Görmenin tadı, duymanın tadı, dokunmanın tadı, işitmenin tadı, söylemenin tadı varmış. Biliyordum, şimdi ayrıca idrak ettim.
Dil dediğin tat almak bir yana, -sözleriyle – tat vermek içinmiş belki de…
…
Birinin gelip hayatınızı güzelleştirmesini bekliyorsunuz sihirli değneğiyle; öyle olsun, ama…
Siz en son ne zaman bir kalbe tat kattınız?