Dostlar Seni Söylüyor, Sahi Mutlu Musun?
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!
İsmet Özel
“Çok yol aldık yanlış yönde, dönelim Hafız. Hatadan dönelim.
Varsın bize dönek desinler, dünya dönüyor biz de dönelim.
Çocukluğumuza dönelim, güzel günlere dönelim, mutlu hatıralara dönelim.
Dönelim başımız dönsün.
Ne bulduk bu virajsız hayata at gözlüğüyle bakmakta.
Dönelim.
Yoruldum bu akıllı / uslu kafayı taşımaktan.
Deliye dönelim…”
Bunları yazmışım yıllar önce bir yerlere, şimdi dönüp bakıyorum, aynı yerdeyim…
…
Hepimizin bildiği o şarkının soruları zihnimde geziniyor:
“Dostlar seni söylüyor, sahi mutsuz musun / Bu yolda dönüş yok sen bilmiyor musun?”
Ben mutsuzluğu değil, mutluluğu önceleyerek yeni sorular soruyorum. Dönüşü olmayan yol nedir ki, ölümden başka?
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’sinin -başka bir deyişle İmamın Kayığı’nın- dönüşü yoktur, amenna. Ama diğer bütün yollar dönülebilir, gerekiyorsa dönülmeli, yeniden başlanmalıdır.
Kaldı ki bu şarkının yazarı Fikret Şeneş, bir başka eserinde de “yeniden başlasın” diyerek şunları söylüyor: “Ölüme kadardı hani yeminimiz / Şükür hayattasın…”
…
Evet, madem hâlâ hayattayız, her şey mümkün. Evet, yolunda gitmeyen, giderek kötüye giden bir hayattan müştekiyiz hepimiz, o halde bu yoldan dönelim, bu yol iyi bir yere gitmiyor.
Bu yolda -bu mekanik, teknolojik, plastik dünyanın tüketim kültüründe, AVM’lerinde, reklamların bize öğütlediği yaşam biçimlerinde – çıkmazdayız. Yoldan çıkalım…
Birbirimizin gözlerine değil, görüntülerine baktığımız bir hayatı insanca yaşadığımız söylenebilir mi?
Ruha temas etmeyen bir hayat, yaşamak sayılır mı?
Kalp dediğimiz şey, yalnızca bir kan pompası mıdır?
İnsanın insanın kurdu değil, yurdu olduğu bir hayatın hayalini kuramaz mıyız sahiden?
…
Çoğu insan hayata bir yerinden, başkalarını görerek başlar; gördüğü hayatın tek yaşam biçimi olduğunu sanarak, başkalarının yaşayışlarını taklit ederek sürdürür yolculuğunu. Hiçbir şeyi sorgulamaz; kendisinden önce gelen insanlar, insanlığı bu noktaya getirmiştir zaten. O da bayrağı devralıp oradan yürür. Kendisinden öncekilerin tekrarlayageldiği düsturların -sloganların- doğru ya da yanlış olduğu tartışmasına girmez. Alışkanlıklarının eseri ve esiridir. Evden işe, işten eve hep aynı yoldan gidip gelir. Evde oturduğu yer, hep aynı köşedir; hep aynı tür programları izler, hep aynı fikirlerle beslenir. Kendine ait bir düşüncesi, bir yaşam tarzı olduğu zannındadır. Benim hayatım dediği şey, kalabalığın bir parçası olmaktan, herhangi biri olmaktan ibarettir. Charles Bukowski bu insanlar için şunları söyler: “Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye…”
…
Dönmek kötü bir şey değildir, yeter ki insan sözünden dönmesin.
Dünya döner, gezegenler döner, mevsimler döner, günebakanlar döner, semazenler döner…
İnsan yanlıştan döner.
Dönmek güzeldir, hayatı yeniler.
Efsane boksör Muhammed Ali Clay’in şu sözünü hatırlayalım: “Elli yaşına geldiğinde hayatı yirmi yaşında gördüğü gibi gören biri, ömrünün otuz yılını boşa geçirmiş demektir.”
…
Barmene kız istemeye gitmişler, annesi oğlunu methederken şunları söylüyormuş: “Hiç kötü alışkanlığı yoktur oğlumun. Mazbuttur; evden meyhaneye, meyhaneden eve…”
…
Diyorum ki hayat, mükellefiyetlerden, evle iş arasında koşturmalardan, yılın bir haftasında tatil yapabilmek için elli bir hafta çalışıp, taksit ödemekten ibaret olmamalı.
Diyorum ki, yerimizde saymayalım, yolunda gitmeyen şeylerin yolunu değiştirelim, halk türküsünde söylendiği gibi: “Bir kararda durmayalım, dosta gidelim”. Hayatla, en başta kendimizle dost olalım. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, değişime önce en yakınımızdan, kendimizden başlamalıyız.
Hata bizdeyse kendimizi değiştirmek ya da sürdüregeldiğimiz labirent faresi hayattan şikayet etmeyi bırakmaktan başka, bir üçüncü yol biliyor musunuz?
Sahi, mutlu musunuz?
Dönmek için yol bilmek lazım azizim. Yeni yol bulmak belki. Mümin Sekman’dan duymuştum: ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan kaç. Vesselam. Okumam biraz geç oldu. Yine ve yeni bir güzelliğe vesile olmuşsun. Tebrik ve teşekkürlerimle dostum.