Balık Vermek Değil Çadır Kurmak
Kurban Bayramı yaklaşıyor. Sokaklar yine bağış kutularıyla, “Kurbanınız berekete dönüşsün” sloganlarıyla dolacak. Milyonlarca kurban kesilecek, tonlarca et dağıtılacak, milyonlarca liralık deri ve sakatat toplanacak. Peki, bu muazzam inanç ekonomisi, bayram bittiğinde geriye ne bırakacak? Birkaç haftalık gıda güvencesi ve ardından kaldığı yerden devam eden kronik bir yoksulluk.
Oysa inancın ve toplumsal dayanışmanın bu en tepe noktasını, sadece anlık bir tüketim festivali olmaktan çıkarıp, kalıcı bir refah modeline dönüştürmek mümkün. Hem de çok basit, akılcı ve adil bir formülle: İşsizlere Mikro İşletme Kurma Derneği.
Gelin hayal edelim: vatandaş bayramda kurban derisini, sakatını, zekatını ve sadakasını bu derneğe teslim ediyor. Dernek, toplanan kurban derilerini nakde çeviriyor. Ancak bu parayı yoksullara zarf içinde nakit olarak dağıtmıyor. O parayla gidiyor, işsiz bir ailenin bahçesine 100 metrekarelik yalıtımlı, tam teşekküllü bir kültür mantarı üretim çadırı kuruyor.
Üstelik suistimalleri önlemek için kusursuz bir hukuki emniyet supabı koyuyor: 5 yıl boyunca satamaz, devredemez, kiraya verilemez şerhi!
İşsiz vatandaşa zekat ve fitre havuzundan ilk üretim kompostu ve tohumu hibe ediliyor. Derneğin istihdam ettiği ziraat mühendisi her hafta gelip, teknik desteğini ücretsiz veriyor. Bu aşamadan sonra dernek ticari hiçbir işe karışmıyor. O işsiz vatandaş, kendi şahıs şirketini kurup işinin patronu oluyor; kompostunu kendisi alıyor, ürettiği mantarı markete, manava, otele kendisi fatura keserek satıyor. Kazandığı her kuruş doğrudan kendi evine giriyor.
Bu modelde ne dernek ticari bir risk alıyor ne de devletin sırtına yeni bir bürokratik yük biniyor. Dernek sadece kurbanın bereketiyle doğru bir “sermaye aktarımı” yapıyor. Vatandaş ise yardıma muhtaç, boynu bükük bir “ihtiyaç sahibi” konumundan çıkıp, vergisini ödeyen, üreten ve kendi ayakları üzerinde duran gururlu bir esnafa dönüşüyor.
Sadaka kültürüyle yoksulluğu yönetmek yerine, kurbanın bereketiyle yoksulluğu yok etmek bizim elimizde. Balık vermeyi de balık tutmayı öğretmeyi de bir kenara bırakalım; biz o insana balığı büyüteceği o çadırı kuralım. 5 yıl sonra karşımızda yardıma muhtaç bir işsiz değil, kendi mahallesine istihdam sağlayan bir üretici bulacağız.
Bundan daha büyük bir ibadet, bundan daha büyük bir toplumsal barış projesi olabilir mi?