Kırgız Süvarilerinin İstiklal Destanı
Tarih sayfaları, destan yazan nice kahramanın hikâyesiyle doludur. Ancak bazıları vardır ki coğrafyanın ve zamanın sınırlarını aşarak, sadece “kardeşlik” uğruna ölüme meydan okur. İşte Türk’ün varlık mücadelesi olan İstiklal Savaşı’nın bağrında yatan, fakat zamanın tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş, en asil hikâyelerden biri de Kırgız süvarilerine aittir.
Anadolu düşman postalının altında inlerken, binlerce kilometre ötede, ata toprağı Kırgızistan’da bir grup gencin yüreği bu acıyla kavruluyordu. “Kardeşimiz zordayken oturmak bize yakışmaz” diyen birkaç yürekli insanla başlayan kıvılcım, kısa sürede çığ gibi büyüdü. Kapı kapı dolaşarak topladıkları yardımlarla, cephanelerle ve en önemlisi iman dolu sine deryasıyla iki bin kişilik devasa bir gönüllü ordusuna dönüştüler.
Önlerinde akılalmaz, insanüstü bir engel vardı: Tam altı bin kilometre!
“Deh dediler bir tarihe, yürü savaşa! Kandaşlarım vuruşurmuş ayrı düşmek yakışmaz kardaşa…”
At sırtında, kağnıların gölgesinde, çetin doğa şartlarına ve yol boyu karşılaştıkları işgalci pusularına inat, amansız bir yolculuğa çıktılar. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan o kadim Türk bağının sadece sözde olmadığını, nalları yere her vurduğunda, tüm dünyaya haykırdılar.
Anadolu’ya ulaştıklarında yorgundular, uykusuzdular; ancak gözlerindeki istiklal ateşi bir an bile sönmemişti. Dinlenmeyi akıllarından bile geçirmeden, Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusunun en ön saflarına atıldılar. Onların bu gözü kara cesareti, cephede yorulan, umutsuzluğa kapılan Anadolu mehmetçiğine de muazzam bir ruh ve moral aşıladı. Kırgız atlıları, vatan savunmasının en kritik kırılma noktalarında adeta birer çelik kale gibi durdular.
Savaş bittiğinde, o ihtişamlı iki bin atlıdan geriye sadece çok az bir azınlık kalmıştı. Canlarını bu topraklara, hiçbir karşılık beklemeden feda etmişlerdi. Geri dönmeyi hiç düşünmediler. Savaştan sağ çıkan o bir avuç kahraman ise bugün hâlâ hatıralarını yaşatan İznik bölgesine yerleşerek Anadolu’yu ebedi yurt edindi.
Bugün bizler özgür bir gökyüzünün altında nefes alabiliyorsak, bunda payı olan o uzaktaki kardeşlerimizi, altı bin kilometrelik mesafeyi kalbiyle sıfırlayan Kırgız yiğitlerini unutmamak boynumuzun borcudur. Ruhları şad olsun.