NATO Meselesi
“Her kuş kendi akranıyla uçar”
Ankara’daki NATO zirvesi yaklaştıkça tartışmalar da büyüyor. “NATO bize dost mu düşman mı?” sorusu öne çıkıyor. NATO bize ne düşman ne de dosttur. NATO’ya böyle yaklaşmak doğru olmaz. Uluslararası bir kuruma, hele bir de 74 yıldır içinde bulunduğumuz teşkilata, bu şekilde bir yaklaşım göstermek çok sağlıklı değildir.
Kaldı ki uluslararası ilişkilere dostluk düşmanlık temelinde bakmak da doğru değildir. Uluslararası ilişkilerde menfaat temelli yaklaşım esastır. Ülkeler uluslararası konularda çıkar temelli bakar. Türkiye kurulduğundan bu yana Batı dünyasında bulunmayı istemiştir. NATO’ya girmek için Kore’de savaşmayı bile göze almıştır. Bunda Rusya’nın hatalı davranışının da payı vardır elbette. Demem o ki Türkiye’nin NATO’ya katılımı gönüllü bir katılımdır.
Tabii ki meseleye duygusal yaklaşmak, hamasi nutuklar atmak da mümkündür. Fakat bu sadece bir rahatlama aracı olmanın dışında ne işe yarar? Öyle ya ben de şimdi duyguları okşayan satırlar yazabilirim. Ama kime ne faydası olur? Her zaman söylerim bir şeyi istemek ayrı, o işin realitesi ayrıdır. Oysa gönül ne çok şeyler ister. Fakat onları gerçekleştirmek her zaman mümkün değildir.
2. Dünya Savaşı ertesinde Sovyet Rusya’ya karşı kurulan NATO, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’yi antikomünist ön karakol olarak kullanmıştır. Türkiye muhalefeti NATO kontrolünde fena halde ezilmiştir. Türkiye’nin tüm kurumları, bilhassa istihbaratı, ordusu, emniyeti, bakanlıkları, NATO ve Batı tesiri altında kalmış, ülkenin bağımsız hareket etmesi ve bilhassa kendi özgün savunma sanayini kurması engellenmiştir.
15 Temmuz 2016 tarihine değin Türkiye ağır bir vesayet altında yönetilmiştir. Gelinen noktada ülke geç de olsa kendi silah sanayini kurmakta büyük mesafe kat etmiştir. Savaş yöntemi ve teknolojisi değişmiştir. Türkiye bu alanda önemli adımlar atmış ve kendini sahada kanıtlamıştır.
ABD’nin yaşadığı ekonomik krizler, bundan böyle Avrupa’nın savunmasını üstlenemeyeceğini göstermiştir. Avrupa hızla silahlanmak ve askeri gücünü artırmak istemektedir ve bu alanda Türkiye’ye ihtiyacı vardır.
Fakat Batı dünyası İsrail vesayeti altındadır. İsrail ile Türkiye’nin menfaatleri güney yarım kürede çatışmaktadır. Neredeyse iki hasım devlet haline gelen İsrail ve Türkiye’nin kapışması önündeki engel, büyük oranda NATO’dur. Aslında Türkiye’nin coğrafi ve askeri gücü olmasa, Batı Türkiye’den kolaylıkla vazgeçebilecektir. Ama NATO’dan çıkarma diye bir şey söz konusu değildir. Bu durumda ya Türkiye kendi isteğiyle NATO’dan çıkar veya NATO kendini dağıtırsa Türkiye dışarda kalır ancak. Onun dışında farklı bir model yoktur. Ayrıca İsrail ve GKRK’nin olası NATO üyeliği, Türkiye vetosuyla karşı karşıyadır.
Şu durumda, yani silah sanayinde tam bağımsızlığa kavuşmadan, ekonomik kırılganlığını aşmadan NATO’dan çıkması, Türkiye’nin menfaatine değildir. Aksi durumda Batı dünyasının açık hedefi haline gelir ki başta İsrail ve Yunanistan olmak üzere birçok Batılı devlet bunu arzular.
Türkiye’nin ordu konumlanması, modeli, silah sistemleri NATO standartlarına göredir. Rusya-Çin tarafına kayması kolay ve çabuk gerçekleşmez ki o cenahta da sorunların varlığı bilinmelidir.
Peki, bu durumda ne yapmalıdır? Güçlenene değin, NATO’nun kışkırtmalarına kapılmadan, maceraya atılmadan, durumu idare etmelidir ve mümkün oldukça, oradan menfaat sağlamaya bakmalıdır. Kesinlikle Rusya ve Çin ile iyi ilişkilerini bozmamalıdır. Denge politikası gütmeye devam etmelidir.