Yellowstone

“İnsanlar dünya ile yaşamak yerine, onun üzerinde yaşamayı yeğlediler”

Bir ülkeyi, kültürü tanımanın en ucuz yolu, orası hakkında film veya belgesel izlemektir. Netflix platformu bu konuda çok seçenek sunuyor. Eğer seçici olursanız Netflix’ten müspet şekilde yararlanmak mümkündür. Ben mesela kendime uygun filmler, diziler, belgeseller bulup izliyorum ve faydalarını görüyorum. O bakımdan TV’ye, sosyal medyaya toptan kızmak yerine, seçici davrandığınızda pek sorun görmüyorum.

İşte Yellowstone dizisi de bunlardan biri. 5 sezonluk dizi ABD’nin Montana eyaletinde geçiyor ve kuşaklar boyu orada sığır çiftliği sahibi bir aileyi konu ediniyor. Çiftlik ve kovboy hayatına yakın plandan bakıyor. Başrolde ise ünlü aktör Kevin Costner var.

Sığır çiftliği denince akla ilk kovboylar gelir ki kovboy sığır çobanı demektir. Biz daha çok vurdulu -kırdılı Western filmlerden aşinayız o isme. Kovboy adı adeta efsane aktör John Wayne ile bütünleşmiştir. 80’li 90’lı yıllarım ağırlıkla o tür filmleri izlemekle geçti.

Günümüz gençliği ABD’yi daha çok büyük metropol şehirlerde geçen filmler üzerinden tanır. Şiddet içerikli filmlerdir bunlar ağırlıkla… Oysa Yellowstone dizisi ABD’nin kırsalında geçen, doğa ile iç içe ilerleyen bir dizidir. Yellowstone, Montana eyaletindeki doğal millî parkın adıdır. Korunma altındadır ve çok turistiktir.

Dizimizdeki Yellowstone çiftliği de adını bu bölgeden alır. ABD’nin adeta feodal bir yöresi diyebileceğimiz bölge orası. Kızılderili toprağına silah zoruyla konan acımasız beyazların hayatları, gerçeklere bağlı kalınarak anlatılıyor. Dizilerde -inanırım ki Türk dizileri de böyle- ana tema gerçek hikâyelerden alınır. Fakat dizileri uzatmak adına konu sürekli bezenir.

O bakımdan ben Yellowstone dizisini bugünkü Amerika’nın kuzey doğusunda yaşananların, yani ABD taşrasının gerçeğe çok yakın bir hikâyesi olarak görüyorum. Görmek ama ne görmek. Bizim Amerikan rüyasından anladığımızın çok uzağında. Çiftlik sahipleri muhafazakâr ve acımasız. Bizdeki ağalık sistemine çok yakın. Zengin çiftlik sahipleri eyaletin yönetiminde söz sahibi. Yargıyı, idareyi, kolluğu ele geçirmişler. İstediklerini yapabilme gücüne sahipler.

Çalışanları yani kovboylar maraba konumunda. Onlar da kısmen sığırlar gibi damgalanıyor. Yatakhanelerde topluca kalıyorlar. Hiçbir güvenceleri, sosyal hakları yok. Çiftlik sahibinin emrindeler. Ailesiz insanlar tek başlarına kalıyorlar. Adam öldürmek ve bunu geniş arazide yok etmek sıradan işlerden. Devlet otoritesi istese de ıssız, bakir yerlere ulaşamıyor. Ulaşan yerel güçler ise toprak sahipleriyle uyum içindeler.

At ve sığır hırsızlığı yaygın. Eyalet, merkezi idarenin adeta unuttuğu bir bölge. Toprak sahipleri, çiftlik sahipleri, geniş arazilere hükmediyor. Silah taşımak serbest ve sıklıkla kullanılıyor. İklim ve çalışma şartları çok sert. Doğanın ve koşulların sertliği, insanlara da yansımış. İnsanlar sert ve kavgacı. Dövüşmek adeta milli spor gibi. Alkol, tütün kullanımı oldukça yaygın. Irk ayrımı dersen, o da var. Fakat oradaki ırk ayrımı beyazlar ile Kızılderili yerli halk arasında. Siyahiler pek yaşamıyor o bölgede. İlginçtir, siyahiler daha çok büyük kentlerde ve sahil şehirlerinde yaşıyor ABD’de. Teksas, Montana gibi tutucu yerlerde daha az siyahi var.

Halk, tipik küçük izole yerleşim yerlerine mahsus tarzda, gelenekçi yapıda. Fırsat bulduklarında yöresel müzikler eşliğinde eğlenmeyi, dans etmeyi seviyorlar. Tipik bir ABD feodal toplum yaşam biçimi orada gördüklerim. Yani New York ile Los Angeles ile kıyas kabul etmez. Orası başka bir ABD. Yaşamayı, çalışmayı pek tercih etmeyeceğiniz yerler.

Şimdi kimileri “bir diziyi bu kadar ciddiye almak ne derece doğru?” sorusunu soracaklar. Dizi bence oradaki yaşam hakkında yeterli bilgiyi veriyor. Temel ve genel anlamda alacağımı aldım. Elbette her bakan göz farklı şeyler görür.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.