Dünyayı İyilik Kurtaracak – Bir Yıl Sonra
Bundan tam bir yıl önce, The Epoch Times Türkiye gazetesindeki ilk köşe yazılarımdan birine “Dünyayı İyilik Kurtaracak” başlığını koymuştum. O gün kaleme sarılırken içimde büyük bir umut vardı. İnsanlığın tüm zorluklara rağmen iyiliğin gücüyle ayakta kalabileceğine, sevginin ve vicdanın bir gün karanlığı yeneceğine inanıyordum.
Aradan geçen bir yıl içinde dünya ne yazık ki daha huzurlu bir yer olmadı. Televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medyada savaşların, yıkımların ve insanlık dramlarının tanığı olduk. Gazze’de bombalar altında kalan çocukların çığlıklarını duyduk. Evleri yıkılan, aç ve susuz bırakılan insanların çaresizliğini izledik. İsrail, Amerika ve İran arasında yaşanan çatışmaların gölgesinde masum insanların hayatlarını kaybettiğine şahit olduk. Dünyanın birçok bölgesinde savaşlar, göçler ve ekonomik krizler milyonlarca insanın yaşamını derinden etkiledi.
Bazen umutlarımız kırıldı.
Bazen insanlık adına utandık.
Bazen de “Bu kadar acının içinde iyilik gerçekten kazanabilir mi?” diye düşündük.
Ama hayat, tüm yaralarına rağmen akmaya devam etti.
Bir deprem bölgesinde birbirine sarılan insanlar, savaşın ortasında bir çocukla ekmeğini paylaşan anneler, sel felaketlerinde yardıma koşan gönüllüler, orman yangınlarında bir can kurtarmak için mücadele eden kahramanlar bize başka bir gerçeği de gösterdi: Kötülük ne kadar büyük görünürse görünsün, iyilik hâlâ insanların yüreğinde yaşamaya devam ediyor.
Bugün dünyada adaletsizliklerin arttığını görüyoruz. Zengin ile yoksul arasındaki uçurum büyüyor. İnsanlar savaşlardan, yoksulluktan ve baskılardan kaçarak başka ülkelere göç etmek zorunda kalıyor. Birçok insan geleceğe dair kaygılar taşıyor. Ancak insanlığı bugüne kadar ayakta tutan şey umutsuzluk değil, dayanışma olmuştur.
Çünkü umut, karanlığın olmadığı yerde değil karanlığa rağmen ışığı arayan insanların yüreğinde yaşar.
İyilik bazen büyük kahramanlıklar değildir. Bir çocuğun başını okşamak, yaşlı bir insanın elinden tutmak, bir ağacı korumak, bir sokak hayvanına su vermek, kırılmış bir gönlü onarmak da iyiliktir. Dünyayı değiştiren büyük dönüşümler, çoğu zaman işte bu küçük adımlarla başlar.
Bir yıl önce yazdığım yazının sonunda olduğu gibi bugün de aynı inancı taşıyorum. Belki savaşları bir günde durduramayacağız. Belki açlığı ve yoksulluğu kısa sürede ortadan kaldıramayacağız. Ancak bulunduğumuz yerde, elimizdeki imkânlarla iyiliği büyütebiliriz.
Çünkü sevgi, sabır ve merhamet insanlığın en güçlü hazinesidir.
Tarih boyunca nefretin ömrü kısa olmuş, insanlığa kalan miras ise sevgi ve iyilik olmuştur. Yunus Emre’nin, Mevlânâ’nın ve dünyanın dört bir yanında insanlığa ışık olmuş nice gönül insanının ortak mesajı da buydu: İnsanı yaşat ki dünya yaşasın.
Bugün ilk yazımın üzerinden bir yıl geçmişken yine aynı cümleyi umutla tekrarlıyorum:
Dünya çok yoruldu, insanlık çok yara aldı. Ama sevgi tükenmedi, vicdan ölmedi, umut bitmedi.
Ve inanıyorum ki
En sonunda savaşın değil barışın,
Nefretin değil sevginin,
Karanlığın değil ışığın,
Kötülüğün değil iyiliğin kazandığı bir dünya mümkün olacaktır.
Çünkü dünyayı hâlâ iyilik kurtaracaktır.