Öz’e Dönüş Evrensel Yasaya Uyanış
Dışarıdan bakıp dünya hayatıma şöyle bir göz gezdirdiğimde, bunun sıradan anlamda pek de mutlu bir yaşam olduğunu söyleyemeyeceğim. Ne var ki, içerdiği tüm yanılgılara, engellere ve haksızlıklara karşın, onu mutsuz ya da kayıp bir yaşam olarak nitelemek de yanılgı olur. Zaten bu tekamül yolculuğunu sadece insani bir mutluluk ya da mutsuzluk illüzyonu açısından ele almak büyük bir budalalıktır. Çünkü bana öyle geliyor ki, bu fani dünyada borçlarımı ödediğim, ruhumu saflaştıran o en ağır ıstırap günlerini, egomu besleyen en neşeli konfor anlarına asla değişmezdim.
Bir insanın bu bedenlenişindeki asıl amacı; önüne geçilemeyecek karmik kaderi bilinçli bir şekilde, isyan etmeden sineye çekmek, iyinin de kötünün de ardındaki ilahi dersi fark edip tahammül etmek ve dışsal dünyanın getirdiği fırtınalardan sıyrılıp evrenin nihai doğasını içselleştirmekse eğer, kendi yaşamım için asla “yoksun ve kötürüm” denemez.
Dış yazgı, yani bu dünyaya ait borçlar ve sınavlar herkes gibi benim üzerimden de esip geçti, karşı durulamazdı ve geçmiş nedenselliklerin bir sonucu olarak alnıma yazılmıştı. Ne var ki, bu sınavlar karşısındaki ahlaki duruşum ve içsel gelişimim tamamen benim kendi eserim oldu; ruhumu arındırırken yaşadığım tatlılığın da acılığın da sorumluluğunu, şikayet etmeden tek başıma üstleneceğim kutsal bir eser…
Çocukluğuma, yani ruhumun bu dünyanın dünyevi takıntılarıyla henüz kirlenmediği o ilk döneme ilişkin söyleyeceğim tek şey, asıl yuvamın saflığını, güzellik ve neşesini taşıyor olmasıdır. Çocukken, doğanın kalbinde özgürce kendi öz fıtratımı ve yeteneklerimi keşfediyor, dünyanın sunduğu sevinç ve acıları kalbimi kirletmeden birer deneyim gibi kotarabiliyordum. Ancak ne zaman ki toplumsal kalıpların ve insanların hırslarının çarpıştığı okullara girdim, saflık ile yozlaşma karşı karşıya geldi.
Çoğunluğun peşinden koştuğu dünyevi çıkarlara ve rekabete uyum sağlayamadığım için, genelde sevilmeyen, sistemin gözünde fazla yetenekli sayılmayan bir öğrenciydim. Dünyanın güçlü illüzyonlarına ve yönlendirmelerine boyun eğmeyecek, kendi içsel doğasını korumaya kararlı biri olduğum için, sessizce kendi halime bırakılan bir yabancıydım sadece.
Başımdan insani alemde iyi ya da kötü pek çok olay geçti ama en içsel varlığım, evrenin o değişmez yasasına bağlı kalarak hep sükunetle sürüp gitti. Hakikati bilip öğrenmeye, şefkate ve asıl huzura kavuşmak için yanıp tutuştum bazen. Kendi kendime sorardım: Yalan, kötülük, kıskançlık ve kin, insanlar arasında nasıl olur da varlığını böyle güçlü bir şekilde sürdürebilir ve ruhları feda edebilir?
Şimdi bu satırları hangi yüksek bilinç için çiziktirdiğimi, benden bu içsel itiraflarda bulunmamı isteyen o yüce iradeyi, yalnızlığımı delip geçen o gücü düşününce; evrenin kalbindeki o büyük sırrı, beni her an Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ile sarmalayan o ilahi yasayı derinden hissediyorum…