İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu Balıkesir’deki Mitingde Konuştu

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu Balıkesir'deki mitingde konuştu. (Fotoğraf İYİ Parti x hesabı)
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu Balıkesir’deki mitingde konuştu. (Fotoğraf İYİ Parti x hesabı)

Dervişoğlu, “İhanete Karşı Bayrak Açıyorum” mitinglerinin ikincisini Kuvayı Milliye’nin simge kentlerinden Balıkesir’de gerçekleştirdi.

Çerçeve Yasa olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin TBMM’de kabul edilmesinin ardından İYİ Parti Balıkesir Kuvayı Milliye Meydanı’nda “İhanete karşı bayrak açıyorum” mitingi düzenledi.

Mitingden saatler önce alan dolmaya başlarken Musavvat Dervişoğlu’nun sahneye çıkması öncesinde şehitlerin isimleri sayıldı ve “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı atıldı.

Mitingde ayrıca partinin Balıkesir milletvekilleri Burak Dalgın ve Turhan Çömez’in Çerçeve Yasa’ya ilişkin yaptığı vatandaş röportajlarının video gösterimi yapıldı.

Dervişoğlu konuşmasında şunları söyledi:

“Aziz dava arkadaşlarım, yiğit kardeşlerim! Sizleri en son, 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’ndan selamlamıştım. Bugün buraya, o gün Tandoğan’da adalet için, hürriyet için, aziz Cumhuriyetimiz için bizimle birlikte bayrak açan tam 200 bin kardeşimizin selamını getirdim! Bugün de bu meydandan, sizlerin o gür selamını alıp yurdun dört bir yanına, Anadolu’nun her bir köşesine taşıyacağım!

Buradan milletimin huzurunda sözüm olsun ki; asla durmayacağım! Bu ülkeye dayatılan ihaneti parçalayana kadar, içimize sızan gafleti mağlup edene kadar asla susmayacağım! Bu kirli şantaj siyasetini yeryüzünden yok edene kadar durmayacağım, duraksamayacağım!

Evet, bugün konuşmak için fazlasıyla sebebimiz var; haykıracak, hesap soracak çok konumuz var! Ama sözlerime başlarken, önce o büyük oyunu bozmak istiyorum: Türkiye’yi birbirine güvensiz, kırgın, kızgın ve küs kılan bu sinsi tezgâhı; herkesi kendi içine kapatmaya çalışan bu şeytanlığı bugün burada ifşa etmek istiyorum!

Daha evvel ‘şantaj siyaseti’ olarak tanımladığım, memlekete korku ve baskı iklimini dayatan bu şer mekanizmasını; sözleri çürüten, yeminleri bozduran o büyük hakikat kırımını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sereceğim! Çünkü bu öyle bir siyasettir ki; kendini tek güç kılabilmek için hukuku cendereye alıyor, meclisi hiçe sayıyor ve hatta kendi iktidarını korumak uğruna İmralı’daki haini bile iktidarına ortak edebiliyor! Ama bu meydanlar var oldukça, o kirli ortaklık amacına ulaşamayacak!

“En çok neyden korkuyorlar biliyor musunuz? İstiyorlar ki, bu irade meydanları olmasın.”

Aziz kardeşlerim, tüm bu yaşananlar tesadüf değildir! Bunların hepsi eş zamanlıdır ve hepsinin ortak bir amacı vardır: Kısacası, kayyım bugün hepimizin başındadır! Sesimin ulaştığı tüm muhataplar, bizi teslim almaya çalışanlar bizi iyi dinlesin!

Bugün malum milletvekillerine, sarayın o karanlık ikna odalarında, sanki yarınlar yokmuşçasına ruhlarını sattırabilen bu utanmazlık; asla ve asla sadece bir aritmetik hesabından, bir sayı oyunundan ibaret değildir! Belediye başkanlarının, ‘Ya rozet ya Silivri!’ kumpaslarıyla korkutulup, gidip Erdoğan’ın elini öperek ‘hizmete devam’ diyebildiği o yüzsüzlük de sadece basit bir korkudan ibaret değildir! Bu yaşananlar, şahıs rejiminden topyekun bir şahıs devletine geçişin ilk girizgahıdır, ilk adımıdır!

Tekraren altını çiziyorum, meydanlardan haykırarak anlatıyorum: Ben burada hiç kimseyle bir mağduriyet ya da bir haklılık yarışına girmiyorum! Bu sorun, sadece belli kesimlerin değil, hepimizin, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur! Çünkü ortada apaçık duran bir gerçek var: Tüm Türkiye’yi, tüm siyaseti tutsak almış; ekonomiyi, piyasaları, üreticimizi, medyayı, akademiyi, yargıyı, vakıfları, odaları, sendikaları ve siyasi partileri, yani devletin tüm organlarını adeta yedi kollu bir canavar gibi saran uğursuz bir sistemden söz ediyorum! Ve o canavarın merkezi, Beştepe sarayıdır!

İstiyorlar ki, bu memlekette hiçbir alanda nefes alacak tek bir yer bile kalmasın! Mesele ne İYİ Parti meselesidir, ne de bir başka partinin meselesidir. Erdoğan ve avanesi, bu güzel ülkeden ulu bir orman değil; ot bitmeyen, hayat fışkırmayan, verimsiz, çorak bir ‘geren’ çıkarmak istiyorlar! O yüzden her güzel şeyi yok etmeyi, her birimizi kırmayı, bizi birbirimizden koparmayı, var olan neyimiz varsa yıkmayı, parçalamayı ve bölmeyi kendilerine yegane görev addediyorlar!

En çok neyden korkuyorlar biliyor musunuz? İstiyorlar ki, bu irade meydanları olmasın! İstiyorlar ki, hiç kimse karşılarına dikilip de yüzlerine karşı, ‘Yok öyle yağma!’ diyemesin! İnanın, bunun ihtimaline dahi tahammülleri yok! Ama unuttukları bir şey var: Bu meydanlar burada ve biz buradayız! ‘Yok öyle yağma’ demeye de sonuna kadar devam edeceğiz!

“Türk milletini siyasetten, kendi geleceğine karar vermekten uzaklaştırmak istiyorlar.

Aziz kardeşlerim! Bu meydanda toplanan bizleri ve gönlü, kalbi bizimle atan, bizim gibi düşünen milyonlarca vatan evladını adeta bu topraklardan, hayattan silmek istiyorlar! Siyasi partileri anlamsız, Gazi Meclis’i de tamamen işlevsiz kılarak; milletimizin kurallara ve kurumlara olan güvenini kökten yok etmek istiyorlar! Türk milletini siyasetten, kendi geleceğine karar vermekten uzaklaştırmak istiyorlar!

O eski karanlık dönemlerin leş yiyici akbabaları gibi, etimizden et kopartarak bizi yok etmek istemelerinin asıl sebebi işte budur! Ne zaman hoşlarına gitmeyen bir şey olsa, o zaman ayarlı mayınları ve bombaları siyaset sahnesinde harekete geçirmeleri de bundandır! Millete dönüp, ‘Bizi beğenmiyorsunuz ama bakın muhalefetin, bakın bunların haline’ dedirterek; insanımızı siyasetten soğutmak, bu necip milleti sandığa küstürmek istiyorlar!

Açıkça ilan ediyorum: Bugün karşımızda takım elbiseli bir dikta rejimi var! Amerikan Büyükelçisinin tavsiye ettiği o ‘müşfik monarşiyi’ kurmaya çalışıyorlar! İşte bizi mecbur bırakmak istedikleri, bizi köle etmek istedikleri düzen tam olarak budur! Siyasi ve vicdani namusuyla yaşayan tüm insanımız; kurallara uyan, alnının teriyle helal rızık kazanan o naif, o diğerkâm, o hoşgörülü ve temiz Anadolu insanımız ebediyen yok olsun istiyorlar! Bizi; ses çıkaramayan, itiraz edemeyen, boynu bükük marabaları yapmak istiyorlar!

İşte her gün meydanlarda ballandırarak anlattıkları 2053, 2071 ve Yeni Türkiye Yüzyılı vizyonlarının arkasında yatan gizli ajanda, arzuladıkları o kirli gerçek bundan ibarettir! Bu ülkenin insanı tarlasını ekemesin, hayvancısı sürüsüne bakamasın; esnafı atölyesinde, tezgahında ve dükkanında yapacak iş bulamasın istiyorlar! Çünkü onlara üreten, sorgulayan, hakkını arayan dik başlar değil; kendilerine el açan, ihsan dilenen, kendi tornalarından çıkmış iradesiz milyonlar lazım! Ama yağma yok; bu meydanlar var oldukça başaramayacaklar!

“Üzerimize hangi akbabayı, etimizden et koparmaya gönderirsen gönder; senin o karanlık planların bizim canımızı acıtmaz.”

Buradan doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Tarih boyunca bu aziz milleti nasıl yıkamadılarsa, sen de Türk milletinin bu son kalesini asla yıkamayacaksın! Bu kalenin her bir taşında, şehitlerimizin ve gazilerimizin kanıyla kazınmış sözler vardır. Sen bu kaleyi yıkamazsın! Eğer yıkmaya yeltenirsen, her bir taşından yeni bir kale yükselir; sen hangi şatafatlı sarayda oturursan otur, o kaleler senin tam karşısına dikilir! Biz bir ölür, bin diriliriz ama sen bu kaleyi asla yıkamazsın!

Üzerimize hangi akbabayı, etimizden et koparmaya gönderirsen gönder; senin o karanlık planların bizim canımızı acıtmaz! Sana ‘hayır’ dediğimiz için, senin dayattığın ihanete baş eğmediğimiz için bugün bizi cezalandırmaya çalışıyorsun ya; bilesin ki senin cezaların bizi azaltmaz, aksine daha da çoğaltır! Senin hanedan planlarına itiraz ettiğimiz için bugün bize faturalar kesiyorsun ya; senin kestiğin o faturaların hepsi bize vız gelir, tırıs gider! Velev ki attığın çamurun izi kalsın… Eğer senin sarayın, tarihteki o kirli pazarlıkların yapıldığı Güneş Motel’e dönmüşse; bu siyasi namus bataklığında biz değil, sen yaşayacaksın!

Sen ne yaparsan yap, hangi baskıyı kurarsan kur; bu memlekette hiç kimse sana mecbur olmayacak! Bu büyük millet sana asla mecbur kalmayacak! Bu millet susmayacak; aksine sen tarih sahnesinden çekileceksin!

Aziz kardeşlerim, dava arkadaşlarım! Bugün bizim alnımız, tıpkı millî mücadeleyi başlatan o kahraman ecdadımızın alnı gibi aktır! Başımız, tıpkı onlar gibi dimdik ve mağrurdur! Çünkü bu millet için hürriyet ve istiklal; bir annenin evladına duyduğu o sonsuz sevgi gibi, bir evladın büyüğünden aldığı o kutsal dua gibidir. İstiklal, bu milletin ruhudur, onun bütünleyici parçasıdır! Onsuz bir hayat düşünülemez! Bu aziz millet, tam bağımsız olmadan, istiklal-i tammı kazanmadan asla yaşayamaz ve yaşamayacaktır!

“Büyük Türk milletinin asil evlatları,”

Egemenliğimizi ve cumhuriyetimizi yok etmek isteyenler, sayıca üstün olduklarını öne sürerek bizleri sessizliğe ve teslimiyete zorlamaktadır. Bugüne kadar FETÖ sürecini kandırılma, ekonomik krizleri dış güçler, deprem felaketlerini ise kader diyerek geçiştiren; son olarak da İmralı’daki teröristbaşına ‘kardeş’ denmesini talep eden bu zihniyete boyun eğmeyeceğiz.

Çeyrek asırdır süren ekonomik sömürüye, halkın vergileriyle lüks içinde yaşayanlara karşı sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz. Bilge Kağan’ın da belirttiği gibi; üste gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe Türk milletinin birliğini ve töresini kimse bozamaz. Bu birliği bozmaya çalışanlar, tarih boyunca olduğu gibi yine hüsrana uğrayacaktır. Baskılara asla teslim olmayacak, susmayacak ve baş eğmeyeceğiz.

“Hiçbir iktidarın, milletin tamamına silah sıkmış düşmanlara hak ve hukuk bahşetme yetkisi yoktur.”

Türk milletinin; İmralı’nın taleplerine, iktidarın yürüttüğü açık pazarlıklara ve Kandil’dekilerin dayatmalarına sessiz kalması bekleniyor. Hapishanelerden, terör kamplarından ve Avrupa’dan gelecek 9000 terörist ile zehir tacirinin şehirlerimizde, sokaklarımızda ve çarşılarımızda elini kolunu sallayarak dolaşmasını izleyeceğimiz sanılıyor. Halihazırda mafya, çete ve kartel sorunlarıyla boğuşan şehirlerimize yeni belalar musallat edilirken bizim buna kayıtsız kalmamız isteniyor. 50 yıl boyunca silahla başaramadıklarını siyaset eliyle yapmalarına olanak tanıyan bu yasaya karşı dilimize dikkat etmemiz buyuruluyor.

Bu memleketin şeref ve namus sahibi insanları olarak; Kürt kardeşlerimizi PKK ile eşitleme formülünün ‘demokrasi’ adı altında kutsanmasına, kardeş ile kardeş arasına duvarlar örülmesine ve Öcalan’ın kayyım memurluğuna minnettar olunmasına asla göz yummayacağız. Çıkarılan bu düzenleme bir af değil; Türk milletinin, bizi eşitleyen Cumhuriyet’in, millî devletin ve Türk hukukunun infazıdır, katlidir! Hiçbir iktidarın, milletin tamamına silah sıkmış düşmanlara hak ve hukuk bahşetme yetkisi yoktur. Bu kalkışma ancak Yassıada kararları kadar meşru, 12 Eylül kadar yasal ve 28 Şubat kadar demokrattır.

Kurulan izleme kurullarını veya TBMM’nin rolünü anlatmayı bırakın; şeytan alemine açtığınız bu kapıdan kaç zebaninin geçeceğini, bu yasadan kaç kişinin yararlanacağını mertçe millete açıklayın. Çıkıp açıkça bu memleketin evlatlarının insanca yaşamasına, hakça yönetilmesine düşman olduğunuzu; Türk milletini 106 yıl önce kurtardığı vatanında sahipsiz, 103 yıl önce kurduğu Cumhuriyet’te kimsesiz bırakmak için uğraştığınızı itiraf edin. Bizlerin Meclis’teki 467 kişiye karşı azınlıkta kaldığımızı iddia edenlere cevabımızı meydanlardan vereceğiz. Söyle Balıkesir, sesimiz Beştepe’den duyulacak kadar gür çıksın: Kaç kişiyiz!

(Fotoğraf: İYİ Parti x hesabı)

“Ben, Kuva-yi Milliye Meydanı’ndan bu çeyrek asırlık köhneliğin, çürümüşlüğün ve sahteliğin gerçeğini anlatayım”

Sesimiz ortağı Balgat’tan yankılansın, İmralı zindanındaki hainin aklına bir kere daha kazınsın. Söyleyin, Anzavurlar titresin! Kendi vatanından çok, partisinin veya iktidar binasının yasını tutanlar da gerçeği bir kere daha öğrensin: Bizi saymakla sayamazlar çünkü sayılmayız; bizi kırmakla tükenmeyiz! Biz, karamsarlığa asla kapılmayan, riyakarlığı bünyesinde barındırmayan, doğru bildiğinden şaşmayan, hakkından asla vazgeçmeyen, şerefini ve millî şerefini hiçbir şerefsize çiğnetmeyenleriz. Ellerinde ve yüreğinde Türk milletinin sancağını taşıyan bir tekimiz bile kalsak bizi yenemezler. Biz kazanmak için değil, başarmak için yola çıkanlarız.

İçimizdeki bu yanan ateşi, Havranlı Seyit Onbaşı’nın besmelesini ve Kurtdereli Mehmet’in sırtını yere getiremeyeceğinizi nasıl anlamazsınız? İşte bu meydanda onların bükülmez bilekli torunları var. Biz teksek de bir kişi değiliz, biz sadece biriz; bazen bunu unutan ama artık her gün hatırlamak zorunda kalan dev bir bütünüz. Mesele bu bütünü yola çıkarabilmek ve ona kim olduğunu hatırlatmaktır. Mehmet Vehbi’nin, Yırcalızade Şükrü’nün ve Leblebici Raşit’in şuuru ve idraki bu eşsiz cevheri ortaya çıkarmaya yeter. Şehit Köprülülü Hamid Bey’in ‘Kuva-yi Milliye yalnız ben değilim, Kuva-yi Milliye bütün millettir ve o millet ölmeyecektir’ sözlerini hatırlamak, yeise kapılmamak için kafidir. Türk milleti asla baş eğmeyecektir!

Sayınız yetebilir, elleriniz ihanete kalkabilir ve o teklif kanunlaşabilir; ancak hiçbir çoğunluk yanlışı doğruya, haksızlığı hakka çeviremez, tarihin hükmünü yazamaz ve silemez. Sanmasınlar ki biz o menfur oylamanın yasını tutuyoruz. Biz, Akif’in Balıkesir hutbesindeki ‘Aramıza sokulan fitneleri, fesatları, particilikleri ve daha bin türlü ayrılık gayrılık sebeplerini ebediyen çiğneyerek el ele veriyoruz’ nasihatini tutuyoruz. Çünkü bize ayrışma değil; vahdet, birlik ve biz olmak lazımdır. Adamı değil adamcılığı, zihni değil zihniyeti, rozetleri değil Türkiye’yi, yolu değil amacı değiştirmek için birleşmeliyiz.

“Bize sadece vatan lazımdır!”

Bakın, Balıkesir’in cesur evlatları millî mücadelenin ateşini yakarken, ‘İlhakı reddetmek, protesto etmek yetmez; bekleyerek bir yere varılmaz, tek çare mücadeledir, tek yol mukavemettir’ diye ant içmişlerdi. Bilsinler ki bize şerefimizle yaşayacak, haysiyetimizle ölecek bir vatandan ve helal ile biçeceğimiz bu mübarek topraktan başka hiçbir şey lazım değildir. Bize sadece vatan lazımdır!

Bunların ağzına yalan yuva yapmamış, adeta 66 katlı rezidans kurmuş! Yirmi beş yıldır sayılara takla attırmaktan, uydurma masallarla tarihimizi kirletmekten, her kavşakta ortak değiştirip her musibette kırk tas suyla arınmaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapmadılar. Yapmadıklarını yapmış gibi gösterip, sebep oldukları felaketleri inkâr ettiler. Şimdi ise salonları süsleyip şakşakçılarını toplayarak iktidarlarının çeyrek asırlık hikâyesini anlatıyorlar.

Ben, Kuva-yi Milliye Meydanı’ndan bu çeyrek asırlık köhneliğin, çürümüşlüğün ve sahteliğin gerçeğini anlatayım: Daha bismillah demeden 1 Mart tezkeresiyle Amerikan askerlerini Türkiye’ye sokmaya, Kıbrıs’ı iktidarlarının diyeti olarak vermeye kalktılar. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını meydanlarda haykırdılar. İktidara gelirken aldıkları millet mührünü, ilk günden itibaren Cumhuriyetimize ve millî devletimize vurdukları bir balyozla değiştirdiler. İsrail’de tasarlanan, Amerika’da üretilen ve İngiltere’den ithal edilen o balyozla yirmi beş yıldır bu Cumhuriyet sarsılıyor. Hürriyetlerimiz tırpan yiyor, hukukumuz hızara veriliyor, refahımıza kıran giriyor, mutluluğumuz kıyıma uğruyor, huzurumuz biçiliyor, alın terimiz yağmalanıyor ve geleceğimize ipotek konuluyor. İşte bunların ’25 yıllık destan’ dediği şey tam olarak budur!”

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.