Küresel Plastik Kirliliği ve Mikroplastik Tehlikesi

İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi‘nde çevre kirliliği uzmanı Prof. Dr. Fay Couceiro liderliğindeki araştırma ekibi, plastik kirliliği ve mikroplastik tehlikesinin görünmeyen yüzünü inceliyor. Ekibin çalışmaları, mikroplastiklerin doğadaki yolculuğunu ve ekosisteme zararlarını ortaya koyuyor. Elde edilen bulgular bu görünmez parçacıkların solunum yollarımıza, mide-bağırsak sistemimize nasıl etki ettiğini gösteriyor. En önemlisi de bakterilerin antibiyotik direncini (AMR) nasıl artırdığını gözler önüne seriyor.
Çevre Kirliliği Uzmanı Prof. Dr. Fay Couceiro, yayınladığı makalede evlerimizdeki mikroplastik türlerini, kaynaklarını ve sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirme yollarını açıklıyor. İnsan yapımı malzemelerin aşınmasıyla çevreye yayılan bu plastikler, zamanla 5 mm’nin altındaki mikro parçacıklara dönüşüyor. Bazıları çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu lifler havada asılı kalabiliyor. Örneğin, havadaki bir mikroplastik lifin genişliği, ortalama bir insan saçının 70’te 1’i kadar küçük olabiliyor. Bu durum, farkında olmadan onları akciğerlerimize solumamıza neden oluyor.
Couceiro ve ekibi, kapalı alanlardaki mikroplastikler hakkında elimizde henüz çok az veri var. Bu eksikliği gidermek adına Revolution Plastics (Plastik Devrimi) Enstitüsü bünyesinde, farklı iç mekanlardaki mikroplastikleri mercek altına aldılar. Araştırmalarında tespit edilen plastiklerin türüne, boyutuna ve şekline odaklandılar. Henüz yolun başında olmalarına rağmen ilk sonuçlar oldukça çarpıcı: Ev ve ofis gibi kapalı alanlardaki mikroplastik yoğunluğu, dış mekanlara kıyasla tam 60 kat daha fazla olabiliyor!

Kıyafetlerinizden havaya karışan tehlike: Mikroplastik lifler.
Plastik artık hayatımızın her alanında; hatta kıyafetlerimizde, yatak takımlarımızda ve mobilyalarımızda bile karşımıza çıkıyor. Günlük giysilerimiz genellikle polyester, naylon veya poliamid gibi sentetik (plastik bazlı) liflerin karışımından üretiliyor. Bu kumaşlar, giyildikçe ve özellikle yıkandıkça çevreye sürekli mikrolif dökülmesine neden oluyor.
Araştırma kapsamında, özel olarak tasarlanmış hava pompaları yardımıyla evin üç farklı bölümünden (mutfak, ebeveyn yatak odası ve çocuk odası) hava örnekleri toplandı. Bu örneklerle, iç mekan havasında asılı kalan ve doğrudan solunabilen 10 mikrometreden küçük mikroplastikler ölçüldü. Odadaki halılar, sentetik nevresimler ve pelüş oyuncaklar nedeniyle en yüksek mikroplastik yoğunluğuna çocuk yatak odasında rastlandı. Elde edilen çarpıcı sonuçlar ailedeki her bir bireyin günde ortalama 2.000 ila 7.000 adet mikroplastiği farkında olmadan ciğerlerine çektiğini ortaya koydu.
Yapılan bilimsel çalışmalar, kapalı alanlardaki mikroplastik yoğunluğunun dış mekanlara kıyasla 60 kat daha yüksek olabileceğini ortaya koyuyor. Örneğin, İngiliz televizyon kanalı Good Morning Britain ile birlikte gerçekleştirdikleri özel bir araştırmaya göre, bir ailedeki her birey günde ortalama 2.000 ila 7.000 adet mikroplastik soluyor. Üstelik bu görünmez kirlilik sadece soluduğumuz havayla da sınırlı değil. Evlerimizde giysilerimizi her yıkadığımızda, tam 20 milyon çift çoraba eşdeğer mikrofiber parçacık, kanalizasyon sularına karışarak doğaya ve su kaynaklarımıza sızıyor.

Solunan Mikroplastikler ve Akciğer Sağlığı Üzerinde Potansiyel Tehditler
Portsmouth Üniversitesi Hastaneleri NHS Sağlık Kuruluşu Solunum Uzmanı ve Araştırma Direktörü Profesör Anoop Jivan Chauhan, ortaya çıkan bu çarpıcı sonuçlar karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Çalışmada elde edilen havadaki mikroplastik seviyelerinin, daha önceki akademik araştırmalarda tahmin edilen oranlardan tam 100 kat daha yüksek olduğunu söyledi. Plastiklerin çevreye verdiği zararların ötesinde, bu parçacıkların solunması ve yutulmasının insan vücudunda yol açabileceği tahribata dair endişeler her geçen gün artıyor. Mikroplastiklerin insan vücuduna giriş yollarını ve sağlık üzerindeki kesin etkilerini haritalandırmak adına Portsmouth Üniversitesi bünyesinde daha kapsamlı araştırmalar planlanıyor.
Bu bağlamda, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve astım hastalarının akciğerlerindeki mikroplastik varlığını incelemek amacıyla Portsmouth Hastaneleri Üniversitesi NHS Sağlık Kuruluşu ile ortak bir çalışma yürütüyor. Bu araştırmanın, hastaları kendi sağlık durumlarını tetikleyebilecek riskli ortamlar hakkında uyarması hedefleniyor. Özellikle yeni halı döşenmiş veya yakın zamanda süpürülmüş, dolayısıyla havasında yoğun miktarda plastik lif barındıran odaların bu hastalar üzerindeki olumsuz etkileri, çalışma sonucunda net bir şekilde ortaya konabilecek.

Her Şey Yıkamada Ortaya Çıkıyor!
İngiliz televizyon programı Good Morning Britain (GMB) ile ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir takip çalışmasında, sentetik çamaşırlar yıkandığında çevreye ne kadar zarar verdiğini araştırdılar. Bir ev tipi çamaşır makinesinin atık suyunu toplayıp filtrelediklerinde, kanalizasyona gidecek olan devasa bir plastik lif yığınıyla karşılaştılar. Hesaplamalarına göre, Birleşik Krallık’taki her hane haftada sadece iki kez sentetik çamaşırlar yıkasa, her yıl tam 20 milyon çift çoraba eşdeğer mikrofiber kanalizasyona akacak. Bu durumun doğrudan insan sağlığına da olumsuz etkileri bulunuyor. Kanalizasyon sistemlerindeki mikroplastiklerin %90’ı arıtma tesislerinde ayrışan çamura karışıyor. Bu çamurlar tarım arazilerinde gübre olarak kullanıldığı için plastik parçacıklar yetiştirilen ürünlere geçiyor ve nihayetinde besin zinciri yoluyla sofralarımıza geri dönüyor.
Çamaşır Makinelerine Plastik Filtresi!
Yıkama esnasında giysilerimizden kopan mikroplastik liflerin çevreye yayılması, ilk olarak 2021 yılında Birleşik Krallık Parlamentosu’nda bir yasa tasarısıyla resmi olarak gündeme getirildi. Milletvekili Alberto Costa, Birleşik Krallık hükümetinin bu konuda Fransa’nın izinden gitmesi için yoğun bir mücadele yürütüyor. Fransa, aldığı radikal bir kararla tüm yeni çamaşır makinelerine mikroplastik filtre takılmasını yasal olarak zorunlu kılan ilk ülke olmuştu. Çamaşır makinelerine entegre edilen bu özel filtreler, sentetik lifleri daha su kaynaklarına karışmadan kaynağında yakalıyor ve doğaya salınmasını büyük ölçüde engelliyor.
Evimizi Plastikten Arındırma Kılavuzu: Mikroplastiklerin Sayısını Nasıl Azaltabiliriz?
Evlerimizdeki mikroplastik yoğunluğunu en aza indirmek için uygulayabileceğimiz oldukça basit ve etkili adımlar bulunuyor. Yaşam alanlarımızdaki mobilya, halı ve oyuncak gibi eşyaları seçerken plastik bazlı sentetik ürünler yerine, plastik içermeyen doğal malzemelere yönelmek bu adımların başında geliyor. Özellikle pelüş oyuncaklar veya suni kürk benzeri lifli yapay malzemeler, yapıları gereği soluduğumuz havaya sürekli mikroplastik lif saçma eğilimindedir. Bunların yerine yün, pamuk, keten veya bambu gibi doğal elyaflardan üretilmiş tekstil ürünlerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca evdeki plastik eşyaları doğrudan güneş ışığı alan yerlerden uzak tutmaya özen göstermelisiniz. Çünkü ultraviyole (UV) ışınları plastiklerin hızla yıpranıp parçalanmasına ve havaya görünmez mikroplastikler salmasına neden olur.

Görünmezi Görünür Kılmak: Mikroplastikler Nasıl Tespit Edilir?
Çamaşır makinelerinin atık sularında biriken bazı büyük mikrofiberleri çıplak gözle fark etmek mümkün olsa da, asıl tehlike gözle görülemeyecek kadar küçük olan mikroplastiklerde saklıdır. Portsmouth Üniversitesi laboratuvarlarında bu görünmez parçacıkları teşhis etmek için ‘mikro-Raman’ adı verilen son derece özel bir mikroskopi tekniği kullanıyorlar. Bu ileri teknoloji sayesinde, boyutu 1 mikrometrenin bile altında olan (nanoplastik seviyesindeki) aşırı küçük plastik parçaları kolayca açığa çıkıyor. Dahası, bu cihaz yardımıyla tespit edilen plastiklerin hangi polimer (kimyasal hammadde) türüne ait olduğu ve tam olarak nereden kaynaklandığı da kesin olarak belirlenebiliyor.
Bilim insanları, kanımıza kadar sızabilen mikroplastiklerin izini sürmek için Avrupa’nın en güçlü teknolojilerinden birini kullanıyor. Portsmouth Üniversitesi, havadaki plastikleri ve kan dolaşımına girme riski olan görünmez parçacıkları yakalayan özel donanımlara sahip, Birleşik Krallık’taki çok nadir merkezlerden biri. Ekip, bu araştırmaları bir adım daha ileri taşıyarak plastik, metal ve hatta toz zerrelerinin kimyasal haritasını anında çıkaran devasa bir ‘mega lazer’ sistemi kurdu. Üniversitede faaliyete geçen bu femtosaniye lazer (LA ve LIBS) sistemi, şu an tüm Avrupa ve Birleşik Krallık üniversiteleri arasında benzersiz bir konuma sahip. Bu dev teknoloji, mikroplastiklerin vücudumuza nasıl zarar verdiğini bulmak için bilim dünyasına ışık tutuyor.
Geleceğimizi kurtarmak için disiplinler arası bir savaş veriliyor! Portsmouth Üniversitesi bünyesinde kurulan Mikroplastik Araştırma Grubu, plastik kirliliğine karşı bütünsel bir yaklaşımla hareket ediyor. Uzmanlar; görünmez plastiklerin toprakta, havada ve suda bıraktığı izleri takip ederken bitkilerden hayvanlara ve insanlara kadar tüm canlı sağlığını nasıl tehdit ettiğini inceliyor. Araştırma grubunun en büyük ve en önemli hedefi ise sadece tehlikeyi gözler önüne sermek değil bu küresel kirliliği tamamen durduracak ve sınırlandıracak gerçek çözümler geliştirmek!