Çocuklarda Kanser Riskini Artıran Görünmez Düşman

Ev Kimyasalları, Hava Kirliliği ve Tarım İlaçları, Çocuklarda Kanser Riskini %80’in Üzerine Çıkarıyor!
Dünya genelinde her yıl 18 yaşın altındaki yaklaşık 280 bin çocuğa kanser teşhisi konuluyor. Gelişmiş ülkelerde kazalardan sonra çocuk ölümlerinin ikinci en büyük nedeni olan bu hastalık, küresel bir halk sağlığı krizi olarak büyümeye devam ediyor. Tıp dünyasında tedavi oranlarında muazzam ilerlemeler kaydedilmesine ve bazı ülkelerde %90 ila %100 oranında iyileşme bildirilmesine rağmen, bu başarı maalesef düşük gelirli ülkelere aynı oranda yansımıyor. Üstelik ergenlik çağındaki kanser hastalarının tedaviye yanıt verme oranları da çocukların gerisinde kalıyor. Tedavideki bu devrimsel gelişmelere tezat olarak, hastalığın asıl nedenlerini bulma konusunda bilim dünyası uzun süredir büyük bir bilinmezlikle karşı karşıyaydı. Ta ki bugüne kadar…
Bilim insanlarının son 10 yılda yayınlanan binlerce araştırmayı tarayarak yaptığı devasa inceleme, çevre kirliliği ve ev içi kimyasalların çocukluk çağı kanserlerinde oynadığı rolü gözler önüne serdi. Prestijli tıp veritabanı PubMed (MEDLINE) üzerinden 2013-2023 yılları arasında yayınlanan 6 bin 172 bilimsel makaleyi didik didik eden uzmanlar, kriterlere uygun ve doğrulanmış 174 orijinal çalışmayı derinlemesine analiz etti. Bugüne kadar yapılan araştırmaların aksine sadece lösemi gibi sık görülen türleri değil, tüm çocukluk çağı kanserlerini kapsayan bu dev rapor, acı gerçekleri gün yüzüne çıkardı.

Kanser Hücresinin Temeli “Anne Rahminde” Atılıyor
Araştırmanın en güçlü ve ezber bozan yönü, çocukluk çağı kanserlerinin rahim içi (doğum öncesi) kökenlerini açıkça ortaya koyması oldu. Bilimsel veriler, incelenen çalışmaların %23’ünün doğrudan hamilelik döneminde annenin maruz kaldığı kirliliğe odaklandığını gösteriyor. Vakaların %53’ünde ise doğum sonrası süreçteki maruziyet başrol oynuyor.
Bilim dünyasının üzerinde uzlaştığı yeni teoriye göre; anne karnındaki bebek, annenin soluduğu kirli havaya veya maruz kaldığı tarım ilaçları nedeniyle, henüz doğmadan ilk genetik değişiklikler ve kırılmalar yaşıyor. Bebek doğduktan sonra, yaşamın erken dönemlerinde bu kez ev içi kimyasallar veya ek çevresel tetikleyiciler devreye girerse, ikincil mutasyonlar meydana geliyor ve kanser oluşumu tetikleniyor. Bu yüzden hamilelik dönemindeki çevresel maruziyetleri tespit etmek, kanseri daha başlamadan durdurmanın tek yolu olarak görülüyor.
En Büyük Tehlike Evlerimizin İçinde: Risk %84
Araştırmanın en çarpıcı ve korkutucu sonucu, çocukların en güvende olması gereken yer olan evlerin içinden çıktı. Çocukluk çağı kanserleriyle en yüksek pozitif ilişki, %84 gibi rekor bir oranla iç mekan kimyasal maruziyetinde bulundu. Evlerimizde fark etmeden çocukları zehirlediğimiz o unsurlar arasında benzen içeren uçucu organik bileşikler, hidrokarbon çözücüler, ev boyama/tadilatı sırasında solunan gazlar ve konut içi hava kirliliği (NO2 ve PM2.5 parçacıkları) yer alıyor. İç mekan hava kirliliğinin, çocuklarda tek bir organı değil, vücudun farklı bölgelerinde gelişebilen çoklu kanser türlerini (%38) tetiklediği rapor ediliyor.
Ev içindeki kimyasal tehlikenin hemen ardından, dış dünyadaki tehditler sıralanıyor. Bilimsel veriler, tarımda kullanılan böcek ve ot ilaçlarının (pestisitler) çocuklarda kanser oluşumuyla %82 oranında bağlandığını gösteriyor. Fabrika bacalarından ve egzozlardan çıkan hava kirliliği ise %79 gibi çok yüksek bir oranda çocukluk çağı kanserlerini tetikliyor. Hamilelik döneminde tütün ve alkole maruz kalan çocuklarda kanser gelişme riski %50 pozitif ilişki gösterirken; evlerin bodrumlarında birikebilen radyoaktif radon gazı maruziyetinde bu oran %25 olarak kayıtlara geçiyor. Toplumda büyük korku yaratan elektromanyetik alanlar konusunda ise incelemede çoğunlukla olumsuz (ilişki bulamayan) sonuçlar elde edildiği için bu bağın sanıldığı kadar güçlü olmadığı tescillendi.

Suçlular ve Kurbanlar
Kirlilik Türüne Göre Kanser Haritası Araştırmalarda en çok mercek altına alınan kanser türü, vakaların %28’ini oluşturan lösemi (kan kanseri) oldu. Sadece kanser ile kirlilik arasında kesin pozitif bağ bulan araştırmalar analiz edildiğinde, kirleticilerin çocuk bedeninde açtığı hasarın haritası netleşiyor:
Pestisitler (Tarım İlaçları): Çocukluk çağı kanserlerinde en vahşi hasarı tarım kimyasalları veriyor. Pozitif sonuçlanan araştırmalarda, beyin tümörleri ve merkezi sinir sistemi kanserlerinin %53’ünün, bir sinir sistemi tümörü olan nöroblastomanın %43’ünün ve löseminin %33’ünün arkasında pestisitler bulunuyor.
Hava Kirliliği: Sokaktaki ve evdeki kirli hava, çocuk kanını ve böbreklerini hedef alıyor. Hava kirliliğinin kansere yol açtığını kanıtlayan çalışmaların %50’si çocuklarda görülen Wilms tümörünü (böbrek kanseri) ve diğer nadir kanserleri işaret ediyor. Lösemi vakalarındaki payı ise %27 olarak ölçülüyor.
Doğum Öncesi Tütün ve Alkol: Hamilelik döneminde tütün dumanına ve alkole maruz kalan çocukların yakalandığı kanserlerin %50’sini lösemi oluşturuyor.
Potansiyel Biyolojik Etkileri Değerlendiren Araştırmalar ve Nesiller Arası Kanser Geçişinin İncelenmesi
Uzmanlar, bu tarihi incelemeyle araştırmaların bitmediğini, aksine yeni bir dönemin başladığını vurguluyor. Gelecekte, yüzlerce farklı kimyasal molekülün birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini ve çocukluk çağı kanserini tetiklemek için vücutta nasıl bir “suç ortaklığı” yaptığını çözebilmek adına Yapay Zeka modellerinden yararlanılması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca kirleticilerin potansiyel olarak nesiller arası kanser geçişine yol açıp açmadığı da yeni araştırmaların rotası olacak.
Ancak bilim dünyası laboratuvar çalışmalarını beklerken hükümetleri de acil önlem almaya çağırıyor. Yüksek çevre kirliliği geçmişine sahip Meksika Şehri gibi metropollerde hava kalitesini iyileştirmek için daha fazla yasal düzenlemeye ihtiyaç duyuluyor.
Çocuklarımızı korumak, evlerimizde kullandığımız kimyasalların güvenli kullanımı konusunda küresel bir eğitim seferberliği başlatmaktan ve hükümetlerin sanayi ile tarım ilaçlarına karşı getireceği radikal, sıkı yaptırımlardan geçiyor.
Kaynak: Environmental Pollution and Risk of Childhood Cancer: A Scoping Review of Evidence from the Last Decade, María del Pilar Navarrete-Meneses, Patricia Pérez-Vera, Consuelo Salas-Labadía, Fernando Gómez-Chávez, Int J Mol Sci, 2024 Mar, 14;25(6):3284, doi: 10.3390/ijms25063284.