Güdülenmiş Toplum
“Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir”
Güdülenmiş toplumlar var mıdır? Ben varlığından eminim. Güdülenmiş toplum dendiğinde ne anlayacağız? Belli bir resmi ideolojiyle yetişen toplumlar anlaşılmalı bundan. Bir devlet vardır, bir de onun ideolojisi vardır. Hani devlet politikası derler ya onun gibi. Hükümetler gider gelir ama devlet ideolojisi hep ayaktadır. Nesiller o doğrultuda yetişir.
Bir taraftan güdülenmiş toplum diyoruz, diğer taraftan ‘toplum mühendisliği tutmaz’ diyoruz. İkisi benzer ama farklı konulardır. Toplumun temel ideolojisi ayrıdır ve de pek değişmez. Bir de ara ara denenen toplum mühendisliği vardır. Genellikle seçim propagandalarında veya herhangi bir konuda kanaat oluşturmak için kullanılır. Toplum mühendisliği genellikle tutmaz. Onu yaşayarak gören kuşağa mensubum.
Toplumu resmi ideoloji etrafında tutmak ise ayrı bir şeydir. Bununu adı bizim ülkemizde ‘ulusçuluk’tur. Resmi ideolojinin adı söylenmese de budur. Hükümetler gelir gider ama resmi ideoloji oradadır. Ülkemizde ana istikamet, ne denirse densin hâlâ laik, seküler, sosyal, hukuk devleti istikametindedir.
Bunu anlamanın birçok yöntemi vardır. Başta eğitim sistemi ve sosyal yaşama bakmak yeterlidir. Ayrıca özel günler de ayrı bir fikir verir. Bilhassa toplumun milli bayramlarda takındığı tavır önemlidir. Bayrak asma, mesajlar atma gibi. Toplumun büyük kısmı ‘milli refleks’ göstermekte devam etmektedir -ki nesiller öyle yetiştirilmiştir. Toplum nasıl bir refleks gösterir? Gösterdiği refleks kendine özgü müdür? Yoksa nesiller boyu güdülenmekten mi kaynaklıdır? Özel gün paylaşımları sanki aynı merkezden ve de tornadan çıkmış gibidir. Bu, dini günler için de geçerlidir.
Toplumun önünde seyredenin başı beladan kurtulmaz. Sürekli yerleşik düzenle itişir-kakışır, ceza alır, uyarı alır, sürgün yer vb… Toplumun gerisinde seyreden de dezavantajlı duruma düşer, horlanır, dalga geçilir vb… Oysa güvenli liman toplumun geneli ile seyretmektir. Buna halk arasında ‘araziye uymak’ da denir. Büyük kalabalığa uymak, güvenli ve teskin edicidir. Suya sabuna dokunmadan hayatınızı idame ettirirsiniz.
Nedense bayram, özel gün ve taziye mesajları bana hep bunları hatırlatır. Sürüye ait olma duygusunu. Taziyeye gitmeyen, mesaj göndermeyen, cuma- bayram- kandil mesajları ya da milli bayram tebriği atmayan, toplumda farklı göz ile değerlendirilir. O kişi en hafifinden uyumsuz, huysuz addedilir. Oysa çok basittir. Bir matbu mesaj sizi tüm ‘sorumluluklarınızdan kurtarır’.
Özel günlerde özgün bir şeyler görmek nadirdir. Genellikle aynı yazılar ve görseller kaplar her yanı. Peki, paylaşımı yapan, içinden geldiğini için mi yapar bunu, yoksa toplum dışında kalmamak, göze batmamak için mi? Birçok insan bulunduğu statüyü korumak için yapar. Dini, siyasi, ticari statüyü korumanın bir diğer yolu da mesajlaşmadan geçer. Görünmek, orada bulunmak önemlidir.
Toplum dinî, siyasi ve ticari kanaat önderlerini en çok taziye ve düğün ziyaretlerinde tartar. Attığı mesajlar ile değerlendirir. Eğer taziyeye, düğüne gitmiyorsa ağzıyla kuş tutsa yaranamaz. İnsan sosyal bir varlıktır, elbette buna uygun davranmalıdır. Fakat kendi olarak yapmalıdır bunu. Birilerine, bir yerlere yaranmak için değil. Basmakalıp davranışlar sergilemek, çok sıradandır ve kimi zaman gülünç, itici durumlara düşürür.
Çevre insana uymaz ama insan çevreye uyar. Uyum derken, kendi olarak kalmak en idealidir. Ve de özgün bir şeyler geliştirmek, kişiyi belirgin kılar.