Sal Gitsin
İnsan ömrünün ne kadarını kendi istediği gibi, ne kadarını başkalarının ne diyeceğini düşünerek yaşar? Çocukken anne baba, büyüyünce akraba, komşu, arkadaş, iş çevresi… Sonra hiç tanımadığımız insanlar. Sanki görünmeyen yüzlerce göz hayatımızın çevresine dizilmiş de bizi seyrediyor: Ne giymişiz, nereye gitmişiz, kiminle görüşmüşüz, ne söylemişiz, nasıl yaşamışız…
Belki de en kalabalık hapishanelerden biri şu üç sözcüktür: “Başkası ne der?”
Duvarı yoktur, gardiyanı yoktur, kapısında kilit bulunmaz. Ama insan bazen yıllarca çıkamaz içinden. Bir çeşit büyük gözaltı hâli… Üstelik zamanla dışarıdaki gözlere de gerek kalmaz, onları kendi içimize yerleştiririz: Ayıp olur. Yanlış anlarlar. Bana yakıştırmazlar. El âlem ne der?
El âlem…
Kimdir bu el âlem? Nerede oturur, bizim hayatımız üzerindeki yetkisini kim vermiştir? Belli değildir. Ama nedense önemli kararlarımızın bazılarında masanın başköşesinde o oturur.
Bir de onaylanma ve doğrulanma ihtiyacımız var. Söylediğimizin yalnız dinlenmesini değil, onaylanmasını da istiyoruz. “Değil mi?”, “Haklı mıyım?”, “Anladın mı?” diye karşımızdakinden küçük mühürler bekliyoruz. Sosyal medya da buna yeni ölçüler ekledi: beğeniler, yorumlar, takipçiler… Bazen düşüncemizin değerini kaç kişinin başını salladığıyla ölçer olduk.
Oysa anlaşılmak güzeldir, onaylanmadan da yaşayabilmek özgürlüktür. Herkesin bizi haklı bulmasını beklediğimizde hayatımızın kumandasını biraz da başkalarının eline vermiş oluruz.
İşin tuhafı, başkalarının onayını beklerken biz de başkalarının hayatına karışıyoruz. Çocuğumuzun, eşimizin, dostumuzun ne yapması gerektiğini söyleyip duruyoruz. İyi niyetle başlayan koruma isteği, farkında olmadan yönetme isteğine dönüşebiliyor.
Yıllarca öğretmenlik yapınca şunu daha iyi görüyorsunuz: Çocuklara ve gençlere yalnızca ne yapmaları gerektiğini söylemek çoğu zaman yetmiyor. Nasıl yaşadığımız, ne söylediğimizden daha öğretici olabiliyor. “Kitap oku” deyip elimizde hiç kitap görmezlerse, “doğayı koru” deyip yere çöp atarsak, “nazik ol” deyip insanları kırarsak sözümüzün ağırlığı kalmıyor. İyi insan yetiştirmenin yollarından biri, önce iyi bir örnek olmaya çalışmak.
Elbette “sal gitsin” demek, sevdiğimizi kötülüğün ortasında kendi hâline bırakmak değildir. Çocuklarımızı ve yakınlarımızı açık tehlikelerden korumak, uyarmak, gerektiğinde ellerinden tutmak sorumluluğumuzdur. Fakat korumak başka, yönetmek başka. Bazen sürekli nasihatten daha etkili olan, sessizce iyi bir model olmaktır.
Mel Robbins’in Bırak Yapsınlar Teorisi kitabının temel düşüncesi üzerinde dururken insan ister istemez kendine soruyor: Başkalarını değiştirmeye harcadığımız enerjinin birazını geri alsak ne olur? Biri bizi beğenmiyorsa beğenmesin. Hakkımızda konuşuyorsa konuşsun. Bizim seçmeyeceğimiz bir yolu seçiyorsa, sonuçlarını da göze alarak seçsin. Her insanın hayatının direksiyonuna oturmak zorunda değiliz.
Bizim dilimizde daha kısa söylersek:
Sal gitsin.
Ama “sal gitsin”, “ne hâlin varsa gör” demek değildir. “Kimse bana karışamaz” deyip aklımıza geleni istediğimiz yerde yapmak da özgürlük değildir. Çünkü yalnız yaşamıyoruz. Aynı apartmanı, sokağı, parkı, denizi, ülkeyi paylaşıyoruz. Özgürlüğün yanında sorumluluk, hakkın yanında saygı olmalı.
Gece yarısı yüksek sesle müzik açıp “Ben özgürüm” diyemeyiz. Çöpümüzü sokağa atıp “Kimse bana karışamaz” diyemeyiz. Bir insanı aşağılayıp bunu düşünce özgürlüğü diye savunamayız. Özgürlük başkasının yaşam alanını daraltmaya başladığında, özgürlük olmaktan çıkar; hoyratlığa dönüşür.
Belki burada eski ama eskimeyen iki sözcüğü hatırlamak gerekiyor: nezaket ve asalet.
Asalet yalnız soydan, servetten ya da makamdan gelmez. Bazen cevap verebilecekken susabilmekte, güçlüyken incitmemekte, haklıyken karşısındakini ezmemekte ortaya çıkar. Nezaket de eğilip bükülmek değildir, karşımızdakinin de bizim kadar değerli olduğunu unutmamaktır.
Yaş aldıkça insanın biraz da bunu öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Her söze cevap vermek, her yanlışı düzeltmek, herkesi ikna etmek zorunda değiliz. Bizi herkes sevmeyecek, herkes anlamayacak, herkes onaylamayacak. Biz de herkesi kendi doğrumuza göre yaşatamayacağız.
Özgür ol ama hoyrat olma.
Bağımsız ol ama duyarsız olma.
Kendin ol ama başkasını da kendisi olarak bırak.
Sevdiğinin elini gerektiğinde tut, ama hayatının direksiyonunu elinden alma. İyi olanı yalnız anlatma, iyi olanı yaşamaya çalış. Herkesten onay bekleme, herkesi de kendi doğrunun altına imza atmaya zorlama.
Nazik ol.
Asil ol.
Sonra gereksiz yere tuttuğun ipin ucunu biraz gevşet.
Sal gitsin…
Belki o zaman yalnız başkalarını serbest bırakmış olmazsın.
Kendini de “başkası ne der?” gözaltısından çıkarırsın.