Farkındalık Geliştirmek Empati Yapmak

“Bazı insanlar, iddialarının yüksek ahlak taşıdığını düşünür”

Farkındalık nedir? Kitabi anlamıyla; bir kişinin içinde bulunduğu anı, kendi düşüncelerini, duygularını ve çevresini yargılamadan bilme ve algılama becerisidir. Empati nedir?  Bir kişinin kendisini karşındakinin yerine koyarak, onun duygularını ve düşüncelerini, doğru anlaması, hissetmesidir. Farkındalık geliştirmek ve empati yeteneği… Bazı nüanslar dışında iki kavram da benzer anlamlar taşır. Biri Türkçe, diğeri Batı kökenlidir.

Fakat bizim derdimiz kelimelerin etimolojisi değil, onların insan davranışlarına nasıl etki bıraktığıdır. Farkındalık duygusu, farkında olmak, farkına varmak, empatiyi de içine alan daha geniş bir kavramdır bana göre. Empati, farkına varmanın bir tezahürüdür. Farkındalık duygusu geliştirmemiş insan, empati yapamaz.

Güzel bir Türk atasözünde ne denir? “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmayacaksın” atalarımız işi zaten çok önceden çözmüşler. Ya da benzer bir söz; “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” hemen hemen aynı şeyleri anlatır bu sözler.

Oysa günümüz insanı hoyrat ve acelecidir. Tahammül eşiği çok düşüktür. Ayrıca önemli bir yanı daha var meselenin. İnsanlar üzerinde kontrol mekanizması kalktı. Herkes büyük şehirlere doluştu. Etrafında dikkate alması gereken kimseler kalmadı.  Ailenin çocuklar ve gençler üzerindeki etkisinin azalması,  sosyal medyanın öne çıkması ve yaygınlaşması ve daha birçok başka etkenler; başına buyruk, farkındalık duygusu zayıf, empati yapmayan ve de gerek duymayan insan öbekleri oluşturdu. Ki bunlar sadece gençlerden ibaret değil.

Yaşını başını almış, ‘eğitimli’ denilebilecek kişiler de bu daireye dâhildir ne yazık ki. Kimileri o denli umursamaz davranıyorlar, kendilerini vazgeçilmez sayıyorlar ve merkeze koyuyorlar ki hiç sormayın!

İşte tam da burada şöyle bir soru geliyor insanın aklına. Bu insanlar gerçekten farkındalık geliştirmekten, empati yapmaktan yoksun mu yoksa işlerine öyle geldiği için mi bu biçimde davranıyorlar?

Yaş almak, belli bir tecrübe aşamasına geçmek, çevrenizi gözlemlemek ve bazı kanaatlara ulaşmak için gerekli zaman dilimidir. Çoğu insan ‘züccaciyedeki fil’ gibi davranır. Kırar, döker ama farkında bile değildir. Ya da farkında mıdır acaba? Farkında değilse vahimdir. Eğer farkındaysa fecaattir bu. Onları uyarmak da faydasızdır. Hoş, zaten uyaramazsınız da. Diyelim ki uyardınız, o bildiğini yapmaktan asla vazgeçmez! Üstüne üstlük haklı bile çıkar.

Aslında burada yol çatallanır. Ya sağlık pahasına mücadele edersiniz ya da kabuğunuza çekilirsiniz. Az temas ile hayat sürdürmek elbette bir seçenektir. Veya bizim gibi vuruşmayı seçersiniz. Bu ikinci şık dediğim gibi sağlıktan götürür, yıpratır. İnsan olmanın gereği nedir? Bir kere farkındalık duygusu geliştirmiş iseniz ve de empati yeteneğiniz tavan yapmış ise geri vites çok zordur. Alışkanlık gereği devam edersiniz.

Tabii ki çevreyi istediğiniz kıvama sokmak imkânsızdır. Bunu bile bile devam etmek ayrı bir sıkıntı yaratır. Farkındalık, empati yeteneği kişinin yapısında doğuştan var mıdır? Sonradan geliştirilebilir mi? Ben bu duyguların doğuştan geldiğini düşünüyorum. Hani ne derler, karakter meselesidir bunlar.

Çevre insana uymaz ama insan çevreye genellikle uyum sağlar. Uyumsuzluk gösteren az sayıdaki insan da sadece güzel, iyi numuneler olmaktan öteye geçemezler maalesef. Hayatın döngüsü böyledir işte.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.