Saçları Okşanmamış Çocuklar
Her şey bir rüzgâra bakıyor ağabey
Bakma esrar çekip mayıştıklarına
Bir gün var ya bu Mağribli çocuklar
Bir gün yakacaklar Paris’i
Hakan Albayrak / 1993
Biz tahtada adı yazılı çocuklarız. Dersi tek ayak üstünde dinleyenler. Sınıfın arka sıra sakinleri. Otoritenin gözüne girememiş, düzenle uzlaşamamış…
Tarihi sevmiyoruz, baştan sona yalan çünkü. Yalanı sevmiyoruz, tarihle sınırlı değil çünkü. Bizimle yaşıyor, bir yalanı yaşıyoruz gecenin karanlığında, şafak sayarken.
Biz hep kaybediyoruz, cephede savaşsak da, cephe gerisinde kalsak da. Biz hep kaybediyoruz. Almanya yenildiği için biz de yenik sayılıyoruz.
Ama her zaman cepheye ilk sürülenler biz oluyoruz, kaybedeceğimizi bile bile…
Ya derdimizi anlatamıyoruz, ya da bizi dinlemeye niyetli bir kulak bulamıyoruz karşımızda.
Duvarlara yazıyoruz derdimizi kalın harflerle, üstü çizilse de izi silinmesin diye.
Bir de kimseye gösteremediğimiz günlüklere:
…
Sustum ben sana sustum, o en güzel cümlemi…
…
Güneşin parladığı yere git, gönlünü serin dağ rüzgârlarıyla yıka,
yarın sen yoksun.
…
Bu şehre küskünsün, anlamadı seni sokakları, yol açmadı, kayboldun.
Hemzemin adamlardan geçtin, pürtelaş kadınları göğsüne iliştirmeden yürüdün,
yol bir yere götürmedi.
Kendi içinde dönüp durdun serin yaz geceleri.
Şimdi bütün bunları terk ediyorsun.
…
Hayat bir düğünmüş bazıları için. Biz onlardan değiliz, davetiyede adımız yazmıyor. Zaten kıyafetimiz müsait değil öyle akşamlara. Biz o düğün salonunun penceresinden bakıyoruz içeride yaşananlara. El ele tutuşarak halay çekenler var. Bizim elimizden tutan kimse yok. Vals yapan, birbirine sarılarak salınan, ritim tutturan bedenlere bakıyoruz. Bize sarılan kimsenin olmadığını, olmayacağını biliyoruz.
…
Bizim bildiklerimizi siz bilmiyorsunuz.
Beş yaşında yetimhaneye verilen bir çocuğun ilk gecesi nasıl geçer, bilmiyorsunuz.
“Gök gürültülü ve sağanak” gecelerde kendinden başka sarılacak kimsesi olmamanın ne demek olduğunu da…
Biz de bir düğünde takılan altınların kaç kişinin gözyaşı olduğunu bilmiyoruz.
O düğün pastasının tadını bilmiyoruz, mutlu fotoğrafları bilmiyoruz.
Tertemiz porselen tabakları kırarak eğlenmenin anlamını da.
…
Adımızı bilmiyorsunuz, ‘onlar’ diyorsunuz kısaca.
Daha kısası da var: SSÇ.
Ben bunun “Seni seviyorum, çok!” anlamına gelmesini istemiştim ama “Suça Sürüklenen Çocuk”muş açılımı.
Biz “Saçları Okşanmamış Çocuklar” diyoruz kendimize.
…
Adımız hiçbir kitapta yazmıyor. Zaten barışık olmadığımız tarih, bizi anlatmayacak.
Tarih, geçmiş demek bizim için ve geçmiş kabul edilebilir bir şey değil, sevilecek bir şey değil. Mağlubiyetlerden ibaret.
Sizin ‘şimdi’nizde de yer bulamıyoruz.
…
Bizi bilmezsiniz.
Televizyonlardan tanırız birbirimizi ancak. Orada ‘gelir adaletsizliği’, ‘sosyal patlama’ gibi laflar ediliyor, oradan tanırsınız bizi. Biz de sizi, magazin programlarından…
Aramızda parayla örülmüş çitler, sosyal statü barikatları… Kalbimizde infilak titreşimleri.
…
“Sevgisiz Yaşayamam” diye bir şarkı çalıyor radyoda, radyoyu parçalamak istiyoruz.
TEFEKÜR EN SEVDİĞİM ” şey ” HER NEREDE BULSAM VESİLESİNİ, SARILIYORUM,KEYİFLENİYORUM VE MUTLU OLUYORUM.
ÖMER HOCAM;
BU GÜZEL YAZI DERİN BİR TEEKKÜRE SEVKETTİ BENİ.GÜNE KEYİFLİ VE MUTLU BAŞLAMAMA KATKINIZ OLDU.
MÜTEŞEKKİRİM.
SELAM VE SEVGİLER.