Abdüllatif Şener ‘Suriye Politikası Hükümeti Bitirir’ Dedi

 

Abdüllatif Şener- Resim Türkiye Partisi.org.tr sitesinden alınmıştır

Partisini kapatma kararı alan eski devlet bakanlarından Abdüllatif Şener’in siyasete nasıl devam edeceği merak konusu oldu. CHP’nin kendisine teklifi, iltifat olarak değerlendiren Şener, siyaseti bırakmadığını ve TBMM’deki partilerde siyaset yapmayı düşünmediğini ifade etti.

Vatan Gazetesi’den Deniz Güçer’in sorularını yanıtlayan Abdüllatif  Şener, Başbakan Erdoğan’ın köşk seçiminde hezimete uğrayabileceğini de iddia etti.

Abdüllatif Şener, 54. Hükümet Maliye Bakanlığı, 58. ve 59. Hükümet’ te Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmış ve Ak Parti’deki görüş ayrılığı nedeniyle 2007 yılı seçimlerinde aday olamamıştı. Bir çok üniversitede öğretim üyeliği yapmış ve Türkiye Partisi’ni kurmuştu. 12 Haziran 2011 seçimlerinde partisinin genel başkanlığından istifa ederek Sivas’tan Bağımsız Milletvekili adayı olmuş, 17.000 oy almasına karşın milletvekili seçilememişti. Şener, geçtiğimiz günlerde partisini kapatma kararı almıştı.

 

 ‘‘Demokrasi düzeyi düşükse, orada yeni bir siyasi çıkışın kendini tanıtma imkanı olmaz’’

 Türk siyasetinde, iktidar partisinde başbakan yardımcılığı da dahil olmak üzere devlet bakanlığı görevini kendi ilkelerini ve duruşunu sürdürmek adına bırakabilen merkez sağda farklı bir duruş sergileyen siyaset adamı olarak tanıdığımız Abdüllatif Şener’e sorulan sorular ve yanıtları şu şekilde:

–          Partiyi kapattınız ama siyaseti bırakmadığınızı açıkladınız. Türk siyasetinin geleceğiyle ilgili öngörünüz nedir?

Siyasette biriktirdiklerimiz var, bunları yok sayamayız. Biz hayat boyu biriktirdiklerimizle devam ederiz. Siyaseti bırakmış değilim. Türkiye Partisi camiası da benimle birlikte siyasetin içinde yer almaktadır. Siyasetle ilgili gelişmeleri değerlendireceğiz. Türkiye’nin yeni ve güçlü bir çıkışa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bir alternatifin oluşması lazım. Bu alternatifin oluşabilmesi için gerekli koşullar şu ana kadar yoktu. Demokrasi düzeyi düşükse orada yeni bir siyasi çıkışın kendisini tanıtmaya imkanı olmaz. Ortada STK yok, medya yok, aydınlar yok. Önümüzdeki birkaç yılın çok zor geçeceğini düşünüyorum.

– Neden zor geçecek?

Ekonomi darboğazda, vatandaş rahatsız. Bütün gelir grupları sıkıntıda. İktidar ekonomik göstergeleri etkiliyor. Ekonomiyi şu andaki hiçbir resmi gösterge üzerinden konuşmak doğru değil. Hiçbiri gerçekçi değildir. Hiçbirine itibar edilemez. Rakamların hepsi palavradır.

– İç politikada neler olacak?

İç politika da sıkıntıda. Terör gittikçe mesafe alıyor. Dış politika tam bir felaket. Aslına bakarsanız içerdeki karışıklıklarının sebebi de bir boyutu itibarıyla yanlış dış politikadan kaynaklanıyor. Hiçbir aklı başında ülke komşularını parçalamaya kalkmaz. Komşunuzu parçalar, kamu otoritesini yok ederseniz o sizin başınıza bela olur. Sizdeki istikrarı bozar. Anarşiyi, terörü artırır, bölünme senaryolarını güçlendirir. Şunu herkesin bilmesi lazım: Suriye’de yapılmaya çalışılan yönetim değişikliği değildir. Yapılmak istenen Suriye’nin parçalanmasıdır. Türkiye de bunun için çaba harcıyor. Manzara ortada zaten. Bundan yararlanacak tek bir ülke var, o da İsrail. Ama bundan zarar görecek çok ülke var. En fazla zararı da Türkiye görecektir. Sonuçları ortaya çıkmıştır zaten.

– Bir yandan Esad’ın örneğin PKK’ya verdiği destek devam edecek galiba…

Ben en çok şuna hayret ediyorum. Türkiye’de bir takım olaylar meydana geliyor ve Başbakan Esad’a, Suriye’ye kızıyor. Ne hakkın var kızmaya? Orayı o hale getiren sensin. Üstelik Kandil Suriye’de bile değil. Kandil bir başka yerde, karargah bir başka yerde. Oraya niye kızmıyorsun? Kızamazsın çünkü patronunuz aynı. Wikileaks belgelerinin baskısı altında gibiler. Zaten Wikileaks belgeleri Büyük Orta Doğu projesinin ikinci ve önemli bir ayağıydı. Oradan bazılarına şantajlar göründü. Bazılarını sarsacak görüntüler verildi. Ve kimisi sarsılıyor. Kimi de kendi ülke çıkarlarına aykırı olduğu halde süreçlerin içine giriyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Suriye politikasının bu hükümeti bitireceğini düşünüyorum. Ülkeye umarım çok fazla zarar vermez. Vatandaş her türlü sansüre rağmen ne olup bittiğini anlıyor. Önümüzdeki süreç içerisinde bu birikim bir patlama meydana getirecektir diye düşünüyorum. Alternatif arayışlar ortaya çıkacak ve bu zeminde her zaman ben olacağım.

– CHP’ye katılmayacağınızı açıkladınız…

Ama şu anda gördüğüm hadise şu: TBMM’de bulunan partilerden zaman zaman iltifat ve davetler geliyor. Hepsine teşekkür ediyorum ama hiçbirinin içinde siyaset yapmayı düşünmüyorum.

 
‘‘Ülkemizde kendisine dokunmayanın ülkeyle ilgili algılama modu zayıf kalıyor’’

– Söz ettiğiniz süreçte iktidar partisi yeni bir oluşumun merkezi mi olacak sizce?

Siyasette ve ülkemizde garip bir psikoloji var. İnsanların kendi konumları iyiyse gidişat onları rahatsız etmiyor. Algılama modu diye bir şey var. Kendisine dokunmayanın ülkeyle ilgili algılama modu zayıf kalıyor. Bunun bence ayrı bir analize tabi tutulması lazım. Sokaktaki vatandaş bile bir yerde işin yanlış olmasını tenkit edeceği yerde “Yanlışın olduğu yerden niye ayrıldın, orası güç merkeziydi” diyebiliyor. Hayretler içindeyim. Vatandaşın her şeyden önce birinin duruşunun doğru olup olmadığına karar verip değerlendirmeyi ona göre yapması lazım. Ama hayır öyle değerlendirmiyor. “Güç, menfaat ve ikbal oradaydı. Niye orada değilsin?” diye sorguluyor. İstikamet ölçü olmaktan çıkmış güce göre yer belirlenmeye çalışılıyor. Oysa bana göre başarı çok oy almakta değildir. Başarı insanın bulunduğu durumda görevini düzgün yapmasıdır. Bulunduğu durumda biri görevini doğru yapmıyorsa istediği kadar oy alsın. Hitler de çok oy almıştı ama Alman tarihinin en acılı dönemini yaşatmıştır.

– Çıkış merkez sağdan mı gelecek?

Merkeze hitap edecek bir çıkış olması lazım. Sağ ve sol kavramları çok birbirine girdi. Onun için telaffuz etmiyorum. Türkiye’de sağ sağ, sol da sol değildir aslına bakarsanız. Merkez çıkışı lazım.

– TBMM Başkanı Çiçek’in sözlerine ne diyorsunuz?

O önerilerde somut herhangi bir şey görmedim. İyi niyet temennilerinin dışında bir şey yoktu. İyi niyet temennisine tepki niye konur bilmiyorum. Somut bir şey dayatılmaya kalksa, sorumlular göreve çağrılmaya çalışılsa o zaman anlarım, birileri tepki gösterebilir. Ama bir iyi niyet gösterisi diyebileceğim bir metne hükümetin tepki göstermesine gerek olmayabilirdi.

‘Seçimleri konuşmak gerçekten zor’

– İktidar partisini çok iyi bilen bir isimsiniz. 3. dönemi bitecek bir çok isim var. Erdoğan’ın Köşk’e çıkması durumunda neler bekliyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar Başbakan ayakta kalır mı? Parti bu yanlış politikaların sonucunda nasıl sarsılır, daha bunlar ortaya çıkmış değil. Bugünkü dengelere göre iki yıl sonra olacak seçimlerin ortaya ne çıkaracağını konuşmak gerçekten çok zor. Üç yılı dolan vekiller bırakmak zorunda kalacak yorumları yapılıyor. Bu da çok yorum yapılacak bir konu değil bana göre. Çünkü yerel seçimler yapılacak. Arkasından cumhurbaşkanlığı seçimi var. Burada soru cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimler birleşecek mi yoksa ayrı ayrı mı yapılacak? Birleşecekse dediğiniz sorun ortaya çıkabilir. Ama ayrı ayrı yapılacaksa, Köşk seçiminden sonra kalanlar tüzükteki o maddeyi değiştirir ve yollarına devam ederler. Hiçbir sorun da olmaz. Onun bir problem olup olmayacağı da şu anda belli değil.

‘Köşk seçimi Erdoğan için hezimet olabilir’

– Gül tekrar partinin başına geçer mi?

Yani orada ne tür bir gelişme olacak, kim kime nasıl bakıyor onu tam kestiremiyorum. Ama bir kere bu söyledikleriniz Erdoğan’ın Köşk’e çıkacağı varsayımına dayanıyor. Bence hayatının en büyük hezimetini orada alabilir. Birinci hezimeti 1991 seçimlerinde oldu. İkinci hezimeti de bu olabilir. O taktirde kurguladığınız hiçbir senaryo işlemez. “Bazı şeyler çantada keklik de ondan sonra ne olur” gibi konuşuluyor. Ben hiçbir şeyin çantada keklik olduğunu düşünmüyorum.

 

 

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.