Afrika’da Türk Dönemi

Çok değil, bundan on yıl önce birileri çıkıp “Fransa bir gün Afrika kıtasından adeta yaka paça dışlanacak ve boşalan koltuğu doldurması için Türkiye’nin kapısı çalınacak” deseydi, uluslararası ilişkiler elitleri muhtemelen buna bıyık altından gülerdi. Ancak bugün karşımızda duran gerçek tam olarak bu. Londra merkezli Middle East Eye’ın geçtiği son analiz, küresel güç dengelerindeki bu büyük kırılmayı bir kez daha gözler önüne seriyor: “Fransa’nın artık Afrika’da işi bitti. Afrika ülkeleri Türkiye ile anlaşmak istiyor.”

Peki, yüzyıllarca kıtayı sömüren, dillerini, kültürlerini ve kaynaklarını gasp eden koca bir imparatorluk hafızası, nasıl oldu da bu noktaya geldi? Ve daha da önemlisi, Türkiye neyi farklı yaptı?

“Sömürgeci” Reflekslerin Sonu

Fransa, Afrika politikasını uzun süre “Françafrique” denilen, görünürde bağımsız ama arka planda Paris’e göbekten bağlı, kirli bir ağ üzerine kurdu. Ne var ki yeni nesil Afrika liderleri ve uyanan halk kitleleri artık bu üstenci, buyurgan ve sömürgeci dili reddediyor. Mali’den Nijer’e, Burkina Faso’dan Çad’a kadar yükselen Fransız karşıtlığı, Paris’in askerî postallarını kıtadan çekmesiyle sonuçlandı. Fransa’nın güvenlik vaadi fiyaskoyla sonuçlanırken, geride bıraktığı ekonomik enkaz da bardağı taşıran son damla oldu.

İşte tam bu stratejik boşlukta, kıtanın kaderini değiştiren yepyeni bir aktör belirdi: Türkiye.

Somali Modeli: Eşitler Arası Bir Ortaklık

Afrika ülkelerinin bugün Türkiye’den talep ettiği şey, basit bir askerî koruma ya da geçici bir yardım paketi değil. Onlar, Türkiye’nin Somali’de ilmek ilmek dokuduğu başarı hikâyesinin kendi ülkelerinde de yazılmasını istiyor.

Türkiye, Somali’ye girdiğinde batı ülkeleri gibi korunaklı yeşil bölgelerin arkasına saklanmadı. Askere eğitim verdi, altyapıyı kurdu, ekonomiyi canlandırdı ve en önemlisi “kazan-kazan” ilkesiyle hareket etti. Somali ile yapılan son savunma ve ekonomik iş birliği anlaşmaları, bir ülkenin egemenliğine saygı duyarak, nasıl stratejik ortak olunabileceğinin dünyaya verilmiş bir dersidir.

Bugün diğer Afrika ülkelerinin sıraya girerek Türkiye ile benzer anlaşmalar yapmak istemesi, Ankara’nın kıtaya yaklaşımındaki samimiyetin ve rüştünün ispatıdır. Türkiye, Afrika’ya üstten bakan bir “efendi” gibi değil masaya omuz omuza oturan, dert ortaklığı yapan bir “kardeş” gibi yaklaşıyor. Türkiye’nin sunduğu bu askeri teknoloji (özellikle İHA / SİHA’lar ve savunma sanayii gücü) ile ekonomik iş birliği modeli, kıta ülkelerine hak ettikleri saygınlığı ve güvenliği aynı anda sunuyor.

Ankara Masada Acele Etmiyor

Ankara ise gelen bu yoğun talepler karşısında heyecanla değil, devlet aklıyla hareket ediyor. Middle East Eye’ın da belirttiği gibi, “Türkiye, Afrika ülkelerinden gelen talepleri titizlikle değerlendiriyor.” Çünkü jeopolitik, sadece fırsatları yakalama sanatı değil aynı zamanda taşıyabileceğin yükü doğru hesaplama sanatıdır. Türkiye, adımlarını sağlam atarak, kurduğu ortaklıkların kalıcı ve sürdürülebilir olmasını hedefliyor.

Tarihin Akışı Yön Değiştiriyor

Uluslararası siyasette boşluklar asla boş kalmaz. Fransa’nın kibirli geri çekilişi, arkasında büyük bir güç vakumu bıraktı. Ancak bu vakumu artık emperyalist reflekslerle hareket eden eski sömürgeciler değil, adil bir dünya vizyonu sunan aktörler dolduruyor.

Afrika, artık geçmişin prangalarından kurtulmak istiyor ve yüzünü Ankara’ya dönüyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin koridorlarında değerlendirilen o talepler, sadece yeni ticaret ya da savunma anlaşmaları değil; yüzyıllardır sömürülen bir kıtanın, Türkiye eliyle yeniden yazılan makûs talihidir.

Tarih bir kez daha gösteriyor ki; adaleti referans alanlar büyürken, sömürgeyle beslenenler coğrafyanın dışına itilmeye mahkumdur.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.