Can Sıkıntısı
Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi,
yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.
Andrey Tarkovski
Lise yıllarımda Orhan Veli’ye dadanmıştım, ergen çağımın uçarılıklarında yankılanan bir sesi vardı şiirlerinin. Eğlenmek için okurdum, hüzünlenmek için okurdum, düşünmek için, öğrenmek için okurdum. Hele bir şiiri vardı ki, bayılırdım. Kaçmak mümkün olsa da, kurtulması imkânsız bir aşkı anlatıyordu dolaylı yolla. Şöyleydi:
Misafir
Dün fena sıkıldım akşama kadar;
İki paket cigara bana mısın demedi;
Yazı yazacak oldum, sarmadı;
Keman çaldım ömrümde ilk defa;
Dolaştım,
Tavla oynayanları seyrettim,
Bir şarkıyı başka makamla söyledim;
Sinek tuttum, bir kibrit kutusu;
Allah kahretsin, en sonunda,
Kalktım, buraya geldim.
Canımın sıkıldığı zamanlarda kendimi neyle oyalayacağıma ilişkin ilhamlar alır, şiirdeki mizahla (humour) neşelenirdim.
…
O zamanlar liselilerin içinde kaybolacakları, hayal bile kurabilecekleri kadar geniş zamanları vardı. Kökü çocuklukta olan vakitlerdi, tıpkı şimdiki gibi.
Edip Cansever’in dediği gibi: Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor.
Çocukluk bir yere gitmiyor da, sen duruma alışıyorsun zamanla.
Geniş zamanlardan kovulduğun bu hayat dağdağasında, di’li geçmiş zamanlara elbette vakit kalmıyor.
Canımız sıkılacak kadar bile boş zamanımız yok artık, hayat mücadelesinin hızı ömrümüzün süresini aşıyor.
…
Oysa canı sıkılmak fena bir şey değildir aslında. İnsanı bir şeyler düşünmeye, üretmeye, arayışa yönlendirir, olmadık şeyler buldurur. Fakat yetişkinlerin “Durup dururken icat çıkarma şimdi !” yollu telkin ve tembihleri nice parlak fikirleri kaynağında kurutmuş, nice potansiyel mucidi daha yeşermeden soldurmuştur, kim bilir…
…
Neyzen Tevfik’e sormuşlar; “Hayatla, dünyayla aran nasıl?” diye, her zamanki gibi çakırkeyif edasıyla sallanarak cevaplamış: “Dünya dönüyor, ben de dönüyorum, Allah ahengimizi bozmasın.”
Ben de dışımda dönen hayatın ritmini reddediyorum artık, saatimi kendi zamanıma kuruyorum.
Dostlarım var, onlarla sohbet ediyoruz, gerçi çoğu yerin altında şimdi. Ama yeryüzündekilerden daha çok keyif veriyorlar.
Dostlarım; Tarık Buğra, Cemil Meriç, Nasreddin Hoca, Necip Fazıl, Kemal Tahir, Amin Maalouf, Dostoyevski, Mustafa Kutlu, Ethem Baran, Murat Menteş, Alper Canıgüz, Kurt Vonnegut, Chuck Palahniuk, İsmet Özel…
Hepsi iyi çocuklar, tanısanız siz de çok seversiniz.
Onlarla beraberken insanın hiç canı sıkılmıyor…
Ne güzel anlatılmış… İnsan bazen kalabalıklardan değil, kendinden uzak kaldığında yalnızlaşıyor. Kendi zamanına dönmek, sevdiğin kitaplarla ve dost bildiğin yazarlarla baş başa kalmak belki de en güzel özgürlük.