Clara Zetkin ve Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Clara Zetkin, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün mimarı olarak tarihte önemli bir yer edinmiş güçlü bir kadın, bir düşünür ve bir mücadele insanıdır. 27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen 2. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, Amerika Birleşik Devletleri’nde dokuma fabrikasında hayatını kaybeden işçi kadınların anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Bu öneri toplantıya katılan kadın delegeler tarafından kabul edildi ve böylece kadınların eşitlik, özgürlük ve emek mücadelesini simgeleyen bir gün ortaya çıktı.

Clara Zetkin, 5 Temmuz 1857’de Almanya’da doğmuş; öğretmenlik eğitimi alırken sosyalist fikirlerle tanışarak yaşamını işçi sınıfı haklarına ve kadın mücadelesine adamıştır. Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ve daha sonra Alman Komünist Partisi bünyesinde aktif siyaset yürüttü.

Clara Zetkin yalnızca bir öneri sunan kişi değildi; o aynı zamanda sosyalist kadın hareketinin teorik ve pratik temellerini atan öncü isimlerden biriydi. Kadınların özgürleşmesinin yalnızca bireysel haklarla değil, aynı zamanda sınıfsal mücadeleyle mümkün olacağını savunuyordu. Bu nedenle proleter kadın hareketini, burjuva kadın hareketinden açık ve kesin bir biçimde ayırdı. Ona göre kadınların gerçek özgürlüğü, emek sömürüsünün ve sınıfsal eşitsizliğin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktı.

“Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyorum!” sözü, Clara Zetkin’in yaşam felsefesini ve mücadele ruhunu en iyi anlatan ifadelerden biridir. Hayatı boyunca düşüncelerinden taviz vermeden mücadele etti. Nazilerin karanlık bir dönem yaratacağı Almanya’da zor şartlarda yaşamasına rağmen Clara Zetkin, hiçbir zaman revizyonist politikalara boyun eğmedi. Sosyalist ve feminist mücadelenin köklerini dünyanın farklı yerlerinde büyütmek için çalıştı.

Clara Zetkin, aktivist, sosyalist, politikacı, kadın hareketi öncüsü, yazar, militan ve filozof kimlikleriyle tanınan yılmaz bir savaşçıydı. Savaş karşıtı düşüncelerini açıkça savunduğu için defalarca sürgün edildi ve siyasi baskılara maruz kaldı. Mücadelesi sadece kadın haklarıyla sınırlı değildi; aynı zamanda emperyalizme, savaşa ve faşizme karşı da güçlü bir duruş sergiledi.

Paris’te Rus sosyalisti Ossip Zetkin ile evlendi. Bu evlilikten iki oğlu dünyaya geldi. Ancak hayatları büyük zorluklar ve yokluk içinde geçti. Eşinin ölümünden sonra Clara Zetkin Almanya’ya geri döndü. Fakat burada da mücadele kolay değildi. Çünkü kadınların, sosyalist hareketin içinde bile zaman zaman erkek egemen anlayışlarla mücadele etmek zorunda kaldığını biliyordu. Bu durum onu yıldırmadı; aksine daha da güçlendirdi.

Almanya’daki siyasi baskıların artması ve faşizmin yükselmesi üzerine hayatının son döneminde Sovyetler Birliği’ne gitti. 1933 yılında hayatını kaybedene kadar düşüncelerini savunmaya ve kadınların eşitlik mücadelesine katkı sunmaya devam etti. Ölümüne kadar sürdürdüğü bu kararlı mücadele, onu dünya kadın hareketinin en önemli figürlerinden biri haline getirdi.

Bugün Clara Zetkin’in öncülük ettiği 8 Mart, dünyanın birçok yerinde kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerini dile getirdiği önemli bir gün olarak kutlanmaktadır. Almanya’dan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar birçok coğrafyada kadınlar bu günü yalnızca bir kutlama olarak değil, aynı zamanda mücadele ve dayanışma günü olarak görmektedir.

1960’lı yıllardan itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde de yaygın olarak kutlanmaya başlayan Dünya Kadınlar Günü, 1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından resmî olarak kabul edilmiştir. Böylece 8 Mart, uluslararası ölçekte tanınan ve kadın haklarının önemini vurgulayan bir gün haline gelmiştir.

Clara Zetkin’in mirası, yalnızca bir günün ortaya çıkmasına öncülük etmek değildir. Onun asıl mirası, sosyalizm ve feminizmi kopmaz bir bütün olarak görmesi üzerine kuruludur. Rosa Luxemburg ile birlikte Spartaküs Birliği kurulmasında rol alarak radikal sol siyasetin teorik ve pratik gelişimine yön vermiştir. Kadınların örgütlü mücadelesinin önemini göstermiş ve emekçi kadınların tarih sahnesinde görünür olmasını sağlamıştır. Onun düşünceleri, bugün hâlâ kadın hareketleri ve toplumsal eşitlik mücadeleleri içinde güçlü bir şekilde yaşamaya devam etmektedir.

Clara Zetkin’in 1932’de Reichestag’ın en yaşlı üyesi olarak yaptığı açılış konuşmasında, karşısına dizilen Nazi milletvekilleri ona hakaretler yağdırıyordu. Ancak o yaklaşık bir saat süren konuşmasını tamamlamış, Nazi tehlikesine karşı tüm işçileri birleşmeye çağıran kararlı bir duruş sergilemiştir. Bu hareket, “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” kurmaya çağıran Zetkin’in, aslında ölümü göze alarak yaptığı bir eylemdi. 75 yaşındaydı, neredeyse kör olmuştu. Moskova’dan Berlin’e sedyeyle getirilmişti. Ağır hastalığına rağmen sergilediği bu dik duruşla direnişin sembolü haline gelmiştir. Bu hitabı, parlamenter sistemin çöküşünden hemen önce yükselen aşırı sağa karşı yapılan en güçlü ve en devrimci çağrılardan biri olarak kabul edilir. Bu olaydan kısa bir süre sonra Naziler iktidara gelmiş ve Zetkin tekrar sürgüne gitmek zorunda kalmıştır.

Her ne kadar cesur yürekli Clara Zetkin’in 8 Mart’ın mimarı olduğu bilinmese de, yaktığı ateş bu yolda mücadele eden tüm kadınlara ışık olmuştur. Dokuma fabrikalarında, atölyelerde, tarlalarda ve hayatın her alanında emek veren kadınların mücadelesi unutulmayacaktır. Emekleri, direnişleri ve dayanışmaları, bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında kadınların özgürlük arayışına ilham vermektedir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.