Davutoğlu: Batı Paradigması Söyleyebileceği Herşeyi Söyledi

İSTANBULDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Batı paradigmasının 16. yüzyılda kendini ‘devlet-i ebed müddet’ olarak tanımlayan Osmanlı Devleti gibi üretkenliğinin sınırlarına ulaştığını söyledi. Davutoğlu, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’nin üyeliği ile kadim medeniyetlerle etkileşime geçerek, kendi medeniyetinin ön kabullerini sorgulayacağını, bunun da çok doğurgan bir entelektüel atmosfere imkan sağlayacağını savundu. Ahmet Davutoğlu, “Bugün Batı paradigması ve altında yatan Aydınlanma felsefesinin söyleyebileceği her şeyi söylediği bir noktaya ulaşmış durumdayız.” dedi.  

Ahmet Davutoğlu, Turkish Review dergisinde yayınlanan röportajında, Batı medeniyetinin mutlak üstünlüğü sağladığı yönündeki tezlerin bir illüzyon olduğuna dikkat çekti. “Aynı illüzyonu, Osmanlılar sistemlerini ‘devlet-i ebed müddet’ olarak belirlediğinde biz de yaşadık.” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti: “Osmanlılar, mükemmel devlete ulaştıklarını düşünerek, bundan sonra sonsuza kadar hüküm süreceklerini düşündüler. Bu tabii ki, dinamizmin sonu demekti. Bu, tıpkı Fukuyama’nın iddia ettiği şey: ‘İdeolojilerin meydan okuması sona erdi. İnsanoğlu mükemmel sistem olan liberalizme erişti.'” Bu anlayışın doğru olmadığını savunan Davutoğlu; aksine, Aydınlanma felsefesinin ciddi bir krizden geçtiğini vurguladı.  

Kaos ve kriz ortamında yeni bir etik ihtiyacı duyulacağını, bunun da yeni paradigma için alan açacağını belirten Davutoğlu, “Türkiye, ihtiyaç duyulan entelektüel sıçramaya en eşsiz katkıyı sağlayacak potansiyele sahip. Gelecek on yıllarda, Türkiye’den büyük bir felsefi üretim beklemeliyiz.” dedi. Türkiye’nin, bunu yapabilmesi için köklerini yeniden keşfetmesi gerektiğine dikkat çeken Davutoğlu, “İslami kimliğini yeniden ortaya çıkmasından bahsetmiyorum. Kadim medeniyet havzasının sürdürülmesini kastediyorum.” ifadelerini kullandı.  

“AB, KENDİNİ ÇEVRESEL ETKİLERE KAPATIRSA ÇÖKER”  

Bir medeniyetin egemenliğinin tahkim edilmesinden iki yüzyıl sonra çevresel unsurların merkeze akın ederek yeni bir ‘ben idraki’ ve siyasi sistem belirlediğini savunan Ahmet Davutoğlu, “Sistem, kendinin çevreden gelen etkilere kapattığı an çöker. Bu, Avrupa için de geçerli. Ya Müslümanlar, Hindular ve diğer kadim medeniyetlerin katkılarıyla daha yüksek bir medeniyete çevrilecek, ya da çökmeye başlayacak. Bu, tarihin sonu demek değil ama Avrupa egemenliğinin sonu olacak.” şeklinde konuştu.

Davutoğlu, AB’ye kabul edilmesi durumunda Türkiye’nin entelektüel canlanmayı sağlayacak bir aşı olabileceğini dile getirdi. Ahmet Davutoğlu, bu süreçte daha güçlü tevhid eğilimlerine sahip Hıristiyan mezheplerin ortaya çıkacağını tahmin ettiğini söyledi.  

Türkiye’nin küreselleşmenin başarısı ve tarih nehrinin yatağını bulması için turnusol kağıdı olacağını da savunan Davutoğlu, şunları söyledi: “Doğu-batı, kuzey-güney ilişkileri ile sosyo-kültürel ve ekonomik krizle başa çıkma konusundaki başarımız, küreselleşmenin de başarısını getirecek. Başarısızlığımız, küreselleşmeyi yanlış bir alana sürükleyecek ki, bu da derin bir çatışmayı tetikleyebilir.”  

“STRATEJİK DERİNLİĞİ YAZMANIN BEDELİNİ BAKAN OLARAK ÖDEDİM”  

Bakan Ahmet Davutoğlu’nun felsefi derinliğine odaklanılan röportajda, Türkiye’de 41. baskısını yapan Stratejik Derinlik kitabı ile yazarının dışişleri bakanı olması arasındaki ilişki, kendi ağzından şöyle aktarıldı: “Stratejik Derinlik’i yazmanın bir bedeli vardı. Önce başbakana başdanışman, sonra da dışişleri bakanı olarak bu bedeli ödüyorum.” Röportajı yapan Kerim Balcı, Davutoğlu’nun kitabı uygulamaya koymasından önce, kitabın Davutoğlu’nu bakanlık koltuğuna getirdiği yorumunu yaptı.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.