Savaş Bitmiş Gibi… Peki Ya İçimizdeki Yıkım?
Amerika İsrail İran savaşı şimdilik bitmiş gözüküyor.
Ama savaşlar sadece silahların susmasıyla bitmez.
Asıl savaş, geride kalanların hayatında başlar.
Yıkılan şehirler yeniden yapılır belki…
Ama yıkılan güven, kaybolan umut, ölen insanlık, kolay kolay geri gelmez.
Savaştan çıkan ülkeler ekonomilerini nasıl toparlayacak?
Açık konuşalım: Kolay değil.
Çünkü ekonomi sadece para değildir;
Güvendir, istikrardır, adalettir.
Bunlar yoksa ne yatırım gelir ne de refah büyür.
Yani savaş bitmiş gibi görünür, ama yoksulluk savaşı yeni başlar.
Peki ya biz?
Türkiye’de yıllardır sürdürülen ekonomi politikalarının sonucu ortada.
Market raflarına bakın, pazara çıkın, faturaları elinize alın…
Rakamlarla anlatılan başarı hikâyeleri, halkın cebinde karşılık bulmuyor.
Geçim artık bir mücadele değil, bir hayatta kalma meselesi.
Siyaset…
Toplumu birleştirmesi gereken dil, bugün ayrıştırıyorsa
Orada sadece fikir ayrılığı yoktur;
Orada bilinçli bir kutuplaştırma vardır.
Korku, sessizliğin en büyük sebebidir.
Ve korkan toplum konuşamaz, sorgulayamaz, değiştiremez.
Eğitim…
Okulların kapısından bilgi değil, sorun taşınıyor artık.
Akran zorbalığı sıradan bir haber haline geldiyse
Bu bir eğitim sorunu değil sadece;
Bu bir değerler çöküşüdür.
Çocuklar şiddeti öğrenmez, görür.
Ve biz onlara ne gösteriyorsak, onu yaşıyoruz.
Sağlık sistemi…
Bir doktor randevusu almak günler, haftalar sürüyorsa
Bu bir aksaklık değil, bir sistem problemidir.
İnsanlar iyileşmek için değil, sıra bulabilmek için mücadele ediyorsa
Orada sağlık hakkı zedelenmiş demektir.
Doğa…
Ağaçlar kesiliyor, yeşil alanlar yok ediliyor,
Yerine yükselen beton yığınlarına “gelişme” deniyor.
Oysa bu, geleceğin nefesini bugünden kesmektir.
Toprak susarsa, şehirler konuşamaz.
Ve en acısı…
Elimizi nereye atsak bir sorunlar yumağıyla karşılaşıyoruz.
Ama asıl tehlike bu sorunlar değil.
Asıl tehlike, bu kadar soruna rağmen susmayı öğrenmemizdir.
Çünkü susturulan bir toplum zamanla susmayı kabullenir.
Küstürülen insanlar konuşmamayı tercih eder.
Ve işte o zaman, yanlışlar en rahat büyüdüğü zemini bulur.
Artık insanlar “yeter, yeter!” diyor…
Ama o sesler çoğu zaman içimizde yankılanıyor.
Sessiz isyanlar, en ağır çığlıklardır.
Bu ülke yorgun…
Çok yorgun.
Ama Umut’a var elbet
Ama unutulmamalı:
Yorgunluk geçer…
Sessizlik alışkanlık haline gelirse,
asıl yıkım o zaman başlar.
Dilerim ki;
Dünyada savaşların değil barışın konuşulduğu,
İnsanların korkuyla değil umutla yaşadığı günler yakın olsun.
Ülkemizde ise adaletin, liyakatin ve vicdanın yeniden yol gösterdiği,
Çocukların güvenle okula gittiği,
Gençlerin hayallerini ertelemediği,
Hiç kimsenin kendini yalnız ve çaresiz hissetmediği bir yarın doğsun.
Ve en önemlisi…
Bu güzel topraklarda,
İnsan olmanın değeri yeniden çoğalması dileğimle.