İklim Yasası ve Bombaların Kirlettiği Sessiz Kalan Dünya

Ama en çok kim kirletiyor, en çok kim susuyor? Bugün bize “doğayı koruyun” diyenler, yıllardır gökyüzünü dumanla kaplayanlar değil mi?

Bir yanda fabrikaların bacasından çıkan dumanlar konuşuluyor; diğer yanda bombaların gökyüzüne bıraktığı o siyah, zehirli izler, nedense hiç konuşulmuyor. Oysa savaşın olduğu coğrafyalarda sadece insanlar ölmüyor… Toprak ölüyor, su ölüyor, gökyüzü ölüyor.

Orta Doğu’da patlayan her bomba, sadece bir şehri değil, aynı zamanda doğayı da yakıyor. Yanan petrol kuyuları, zehirli gazlar, günlerce dağılmayan kara dumanlar… Bunlar iklim değişikliğinin parçası değil mi? Peki neden kimse bunun hesabını sormuyor? Dünyanın iklim politikalarının temelini oluşturan Paris İklim Anlaşması bize daha az kirletmeyi öğütlüyor. Ne güzel… Ama eksik.

Çünkü bu anlaşmalar, savaşların doğaya verdiği zararı aynı ciddiyetle masaya yatırmıyor. Bir ülke fabrikasından karbon saldığında cezalandırılıyor. Ama başka bir ülke bombalarla gökyüzünü zehirlediğinde aynı yaptırımı görüyor mu? Hayır…

İşte adaletsizlik tam da burada başlıyor. Bugün ülkemizde yürürlükte olan iklim yasası, elbette ki doğayı korumak için önemli bir adım. Ama biz bu yasayı konuşurken, yanı başımızda patlayan bombaların gökyüzünü nasıl kirlettiğini görmezden gelemeyiz.

Çünkü doğa sınır tanımaz…

Bir ülkede çıkan duman, başka bir ülkenin yağmuruna karışır. Bir coğrafyada yakılan toprak, başka bir coğrafyanın kuraklığı olur. Yani mesele sadece bizim ne kadar kirlettiğimiz değil… Dünyanın nasıl kirletildiği meselesidir. Ve bu kirlenmenin en acımasız yüzü, savaşlardır.

Bugün güçlü ülkeler, iklim yasalarıyla yeni bir düzen kurarken, aynı zamanda silah üretmeye devam ediyor. Bir yandan “karbonu azaltın” diyorlar, diğer yandan gökyüzüne barut kokusu bırakıyorlar. Bu nasıl bir çelişkidir? Bu nasıl bir vicdandır?

Eğer gerçekten doğayı korumak istiyorsak, önce savaşları durdurmak zorundayız. Çünkü en büyük karbon ayak izi, bir füzenin arkasında bıraktığı izdir. En büyük çevre felaketi, bir bombanın düştüğü yerdir.

Bugün bize düşen görev, sadece yasaları uygulamak değil aynı zamanda bu çelişkiyi dile getirmektir. Evet, iklim yasası gereklidir. Evet, doğayı korumak zorundayız. Ama adalet olmadan çevre olmaz…

Eğer dünya gerçekten temizlenmek isteniyorsa, bu temizlik sadece fabrikalardan değil, savaş meydanlarından da başlamalıdır. Unutmayalım… Gökyüzü hepimizin.

Ama ne yazık ki duman, her zaman mazlumun üstünde kalıyor. Ve biz susarsak… Sadece doğa değil, insanlık da tüm bu etkilerin altında kalmaya devam edecek.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.