Dünyada Zaman Ne Hızlı Geçiyor
Dünya…
Seni sonsuz sanmıştım.
Bir zamanlar hayatın hiç bitmeyeceğini düşünürdüm. Anne, baba, kardeşlerle büyüdüğümüz o kalabalık günlerin, çocukluğun o bitmeyen sokaklarının hep bizimle kalacağını sanırdım.
Sonra büyüdük.
İnsan kendi hayatının hikâyesini yazmaya başladı. Kimi sayfalar ailemizle birlikte yazıldı, kimi sayfalar yalnızlığın sessizliğinde… Kimi hikâyeleri herkes gördü, kimilerini ise yalnızca biz bildik. Gizli saklı, kimseye anlatılmayan, yüreğimizin bir köşesinde sakladığımız nice hikâyeler…
Hayat bazen zorlu, bazen şahane geçti.
Güldük, ağladık.
Sevdik, kırıldık.
Kaybettik, yeniden başladık.
Bazen kalabalıkların içinde yalnız kaldık, bazen bir tek insanın yanında koca bir dünyaya sığındık.
Ve bir gün…
Aynaya baktık.
Saçlarımız ağarmış.
“Zaman ne zaman geçti?” diye sorduk kendimize.
Oysa zaman hiç durmamıştı. Su gibi akıp gitmişti. Biz hayatın içinde yürürken, yıllar sessizce omuzlarımızdan geçip gitmişti.
Şimdi dönüp geriye baktığımda, yeniden yaşamak istediğim ne çok şey olduğunu görüyorum.
Bir çocukluk sabahını…
Annemin sesini…
Babamın bakışını…
Kardeşlerle aynı sofrada oturduğumuz günleri…
Gençliğin o telaşsız sandığımız ama aslında ne kadar kısa olan yıllarını…
Keşke diyorum bazen.
Keşke bazı günlere yeniden dönebilseydim.
Keşke bazı insanlara bir kez daha sarılabilseydim.
Keşke bazı anların kıymetini yaşarken bilebilseydim.
Ama olmuyor.
Hayat geriye doğru yürümüyor.
Geçmişin kapıları birer birer kapanıyor.
Geriye yalnızca hatıralar kalıyor.
Belki de insanın en büyük hazinesi budur: Yaşadığı güzel günleri kalbinin bir yerinde saklamak.
Şimdi biliyorum…
Dünya sonsuz değilmiş.
Zaman da bizim sandığımız kadar uzun değilmiş.
Meğer hayat, avuçlarımızın arasından kayan incecik bir kum tanesiymiş.
Ah dünya…
Beni sonsuz sanmıştın belki.
Ben de seni sonsuz sanmıştım.
Oysa ikimiz de geçiciydik.
Şimdi saçlarımın aklarına bakıp geçmişe gülümsüyorum.
Ve içimden sessizce söylüyorum:
“Ne çok yaşanacak şey varmış…
Ne çabuk geçmiş zaman…
Ve ne yazık ki bazı güzellikleri yeniden yaşamak artık imkânsız.”