Genç Serter’in Acıları
Mevsimlerden kıştır, öğleye uzanan öksürüklü bir sabaha uyanırsın bekar evinin nemli odasında. Nazlı güneş küçük öpücükler bırakır loş duvarlarına kalbinin. Evinin değilse de kalbinin odacıkları ısınır biraz. Bir yanın ağrılı bir yanın umutlu bakarken tavana, içinden mısralar geçer:
“Sineklerin kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak
Kadınlar sansa da yaşadığını
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak” *
İçinde bir şiir vardır, aklında sözler vardır muhatabını arayan, ve bu da iyidir, bir ışıktır, sol yanındaki kuş susmamıştır hâlâ. Sözsüz bir sabaha başlamak korkunç bir yalnızlıktır. Söyleyecek bir sözü olmamak, gizleyecek bir sözü olmamak, susacak bir sözü olmamak.. ölüm gibi bir şeydir. Bunu bilirsin, bunu en iyi sen bilirsin. Kırıldığı yerden başlarsın yaşamaya.. işte, yaşamak vardır, hayat bu kadardır.
Kıştır.. ama içinde nedensiz bir umut başlamıştır.
…
Aylardan kıştır, pencerenin perdeleri sigaradan sararmıştır. Tülü sağa çekersin hafifçe, sokağa bakarsın, dışarıya. Kendinin dışına. Kafanın içinde yaşamaktan yorulmuşsundur, uykuların, rüyaların karmakarışık… Sabaha kadar cebelleşmişsindir; gelecek kaygısı, ben ne olacağım, ne yapacağım, bu hayat böyle anlamsız ve amaçsız mı yaşanacak, hikayenin sonu nereye gidiyor, tünelin ucunda ışık var mı, mutlu aşk var mı, mutlu son var mı? Ve daha nice sorular…
Yanlış soruların doğru cevabı olmaz, bunu da bilirsin, bunu en iyi sen bilirsin.
Kıştır.. hayata verdiğin bütün cevaplar yanlıştır.
…
Günlerden kıştır, gündelik delilikler yeniden başlamıştır.
Kafanın içinde yaşamaktan yorulmuşsundur. Başka hayatlar nasıl yaşanıyor, nasıl akıyor, insanlar niye yaşıyor, neyle yaşıyor, merak edersin. Sokaktan bir hikaye ararsın. Pencerenin karşısında, köşebaşında, boynunda atkısı, başında şapkası.. şu milli piyangocu. Onun bir öyküsü olmalı mesela. Sana değen, dokunan bir yanı. Bu adam şimdi neden burada? Evde bekleyen birilerine bir şeyler götürebilmek için mi senin sabahının ayazına dekor oluyor ? Yoksa hastası mı var ilaç bekleyen, yoksa kendisi mi hasta ? Hastalık kötü tahmin, dramatik şeyleri düşünmeyi bırak, içindeki umudu o piyangocuya da sürsene biraz. Evet, ne hastası var, ne kendi hasta, ne de bekleyeni var o adamın. O birilerini bekliyor belki de, yok canım sivil polis değil. O piyangocu bir umut taciri. Hayatı değiştirmenin mümkün olduğuna inananları bekliyor. Biletine büyük ikramiye çıkacak şanslıyı bekliyor. Belki ondaki biletlere çıkmayacak o ikramiye, o, umut satıyor sadece. Öyleyse bu adam bir zehir taciri. Son umudunu imkânsız bir hayale bağlayanları bekliyor…
Hikâye bu mu, kim bilir?
Kıştır.. umut, keder, gerçek, yalan birbirine karışmıştır.
…
Saatlerden kıştır, yaşamak bir kalpten bir kalbe akıştır.
Ya da sana uyan başka tanımlar da olabilir. Ama sen tanımlamayı da tanımlanmayı da çoktan geride bırakmışsındır. Her şeyi biliyorsun, her şeyi anlıyorsun.. sanıyorsun.
Oysa düşünebildiğin ihtimalleri biliyorsun sadece. Düşünemediğin sayısız ihtimalden habersizsin. O yataktan, o odadan çıkmadığın takdirde asla öğrenemeyeceğin milyonlarca ihtimal. Bazısı harika, bazısı berbat, kimi kederli, kimisi az şekerli sonsuz olasılık. Yaşamadan anlamayacaksın, yaşamadan hiçbiri gerçek olmayacak.
“Yalnızlık kapıyı anahtarla açmaktır” sözünü kim söylemişti, hatırlamıyorsun. Biri için gerçekten var oldun mu, bilmiyorsun. Evet bu duyguyu bilirsin, bunu en iyi sen bilirsin. Ama en son kimin kalbine parmak izini bıraktın, bilmiyorsun.
Kalkıp kapıyı açıyorsun, parlak bir kış güneşi gözlerini kamaştırıyor, hapşırıyorsun, yaşıyorsun.
Yola çıkıyorsun, nereye gideceğini bilmeden. Nereye gittiğinin önemi yok belki de, önemli olan yola çıkmak, bunu biliyorsun artık.
Kıştır.. konu kapanmıştır.
* Sezai Karakoç / Pişmanlık ve Çileler