Göz Açıp Kapayınca Pembe Gençlik Yerini Yaşlılığa Bırakır

Wang Wei, Çin’in Tang hanedanlığı döneminde yaşamış Çinli şair, müzisyen, ressam ve devlet adamıdır. Döneminin en ünlü sanat ve yazın adamlarından birisiydi. Şiirlerinin çoğu muhafaza edildi. Son derece önemli yirmi dokuz şiiri, 18. yüzyılda düzenlenen Üç Yüz Tang Şiiri antoloji kitabında yer aldı.
Bir gecede, pembe, genç bir yüz, yaşlılığın dişlerine dönüşür;
Wang Wei
Bir anda, çocukluk saçlarının yerini beyaz saçlar alır.
Bir hayat kaç keder barınabilir?
Boşluğun kapısında yok olmazlarsa, başka nerede solabilirler?
Bu, Tang Hanedanı şairi Wang Wei’nin muhtemelen hayatının son yıllarında yazdığı “Beyaz Saçlar İçin Ağıt” adlı eserinden bir bölümdür. Zamanın iniş çıkışlarını bizzat yaşamış olan biri, ancak bu kadar derin ve içten bir üzüntüyü ifade edebilir.
Yaşlılık Bir Göz Açıp Kapayıncaya Kadar Gelir
“Bir gecede, pembe, genç bir yüz, yaşlılığın dişlerine dönüşür; bir anda, çocukluk saçlarının yerini beyaz saçlar alır.”
Dün insan hâlâ genç ve canlıydı. Bir göz açıp kapayıncaya kadar yaşlılık geliyor: yüz hatları soluyor, dişler gevşiyor, saçlar beyazlıyor. Koyu renk saçlar bir anda yaşlılığın izlerini taşıyor gibi görünüyor. Hayatın dönüşümleri o kadar hızlı ve acımasız ki…
Yaşlılığa henüz ulaşmamış olanlar için bu tür gerçekleri tam olarak kavramak zordur. Ancak hayatın alacakaranlığından geriye bakıldığında, geçmiş anlar sanki dün yaşanmış gibi canlı bir şekilde belirir. İlerleyen yıllarda insanlar, mevcut olayların bulanıklaştığını, geçmişe ait anıların ise giderek daha netleştiğini fark eder. Sanki zaman geriye doğru akıyor, hayatın kendisi ise sessizce kayıp gidiyormuş gibi.
“Bir hayat kaç keder barındırabilir? Eğer boşluğun kapısında çözülmezlerse, başka nerede yok olabilirler?”
Yıllar geçtikçe, bir ömür boyu süren şikayetler ve sevinçler yüzeye çıkar. Ancak o zaman insan anlar: Eğer “boşluğun kapısından” kurtuluşu bulamazsak, kalbin yükleri başka nerede çözülebilir? Şair böylece hayatın acılarının çoğunun, bağımlılıktan kaynaklandığını fark eder – şöhrete, kazanca, aşka ve kızgınlığa. Bunlardan vazgeçildiğinde, sayısız sorun kendiliğinden çözülebilir.
Akılcılıktan Metafiziğe Geçiş
Tarihe baktığımızda, dünyanın doğasını anlamaya çalışan birçok başarılı insanın, daha yüksek hakikatler üzerine düşünmeye yöneldiğini görüyoruz. Albert Einstein ve Isaac Newton gibi isimler, bilimsel başarılarının ötesinde, evrene ve nihai hakikate karşı derin bir saygı ve merak beslemişlerdir. Akılcılıktan metafiziğe doğru bu geçiş, insan bilgisinin sınırları olduğunu ancak daha yüksek hakikat arayışının asla sona ermediğini ortaya koymaktadır.
Tarih, dine yönelen inananlar haline gelen birçok ünlü şahsiyet örneği de sunmaktadır. Bu, gerçeklikten kaçış değil daha derin bir düzeyde iç huzuru ve bilgeliğin kaynağını arayıştır.
Wang Wei, hem ünlü bir şair hem de sıradan bir Budistti ve ilerleyen yıllarında Budist yoluna daha da yaklaştı. Hayatın kısalığından, yükselişin ve düşüşün geçiciliğinden, manevi gelişimin önemini anladı ve Tao’ya olan bağlılığını güçlendirdi.
Bu tür düşünceler gerçek hayatta hiç de nadir değildir. Bir zamanlar ışıl ışıl ve hayat dolu olan eski tanıdıklar, birkaç yıl sonra tekrar görüldüklerinde, saçları ağarmış, hastalanmış veya hatta bu dünyadan ayrılmış olabilirler. Ancak o zaman insan, hayatın bir rüya gibi olduğunu, bir anda geçip gittiğini anlar.
Bu bakış açısından, hayatın kısalığı ve geçiciliği en derin hatırlatıcı niteliğindedir: sınırlı zamanımızda, gerçekten peşinden koşmaya değer olan şeyleri düşünmeliyiz. Nihayetinde ancak nereye gittiğimizi anlayarak bu hayatı boşa harcamaktan kaçınabiliriz.
(Kaynak: Qin Yun – Zehngjian)