Hayat Seni Aldatıyor / İmza: Bir Dost
“Hep denedin, hep yenildin.
Olsun. Yine dene, yine yenil.
Daha iyi yenil.”
Samuel Beckett
Gün senin için doğuyor, uyansana!
Geldi geçiyor vakit. Ne olacaksa şimdi olacak, ne oluyorsa şimdi oluyor. Sen neredesin?
Başkalarının hayatına göz atarak mı yaşıyorsun hâlâ? O onu dedi, bu bunu dedi, falan filancayla şunu yaşadı… Peki, sen bütün bunların neresindesin? Bütün bu olup bitenle senin ilgin ne? Bütün bu olup bitenin seninle ilgisi ne? Telefonu mu kaydırıyorsun, hayatını mı?
Bak dostum, hayat bir kere yaşanır bu dünyada. Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz. Her şey bir kerelik, bir tadımlıktır. Güneş her gün doğuyor ama hiçbir doğuş aynı açıdan değil. Hiçbir şey iki kere yaşanmıyor. Hep aynı günü yaşamayı, hep aynı hataları tekrarlamayı bırak.
Fransız düşünür Jean Paul Sartre’la aynı noktadan sesleniyoruz şu an:
“Hayatta yapılacak o kadar çok hata varken, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin bir anlamı yok.” Değiştir biraz kendini, bakışını değiştir, akışını değiştir.
Hatalarını değiştir, pişmanlıklarını yenile.
Hatasız kul olmadığını, hata yapmanın insan olmanın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) olduğunu, insanın arayışla, anlam arayışıyla insan olduğunu anla.
…
Bugün başka bir şey yap, bugün yeni bir şey yap, daha önce yapmadığın. Bugün yeni bir duygu yaşa, daha önce yaşamadığın. Hayattan şikâyet etmeyi bırak, konforunu terk et. O kafadan çık. Kendine bak, kendini bilmeye çalış. Kendine sürpriz yap, kendini şaşırt, herkesi şaşırt.
Hayret etmediğin günlere, hayret etmeyişine hayret et. O kadar renkli bir karnaval ki bu dünya, içinde bulunduğun gri / siyah – beyaz alandan çıkmadan göremezsin. Hiç kimse sandığın kadar kötü değil, hiçbir şey umduğun kadar iyi değil. Hepsi, her şey bir dengede.
Ve denge seninle tamamlanıyor.
Yine de her şey görenedir, görene; köre nedir, köre ne?
…
Görmeyi gözlerinle sınırlıyorsan, körsün. Göz çok kaba bir alet. Birçok şey gözle görülmez, göze görünmez. Kalbinle bakmayı dene.
Kalbinin devre dışı kaldığı bir hayat, senin hayatın olamaz.
Kalbini çalıştır, uyumasın…
…
Temel ölüm döşeğinde. İnleyerek günah çıkartıyor, af diliyor karısından.
“Beni affet Fadime” diyor, “Seni aldatıyordum.”
Fadime yaşlı gözlerini silerek burnunu çekerken cevaplıyor:
“Biliyorum Temel, seni boşuna mı zehirledim sanıyorsun!”
…
Hayat bizi aldatıyor, biz de hayatı zehirleyerek karşılık veriyoruz.
…
Hayat –insanın içinde yaşadığı toplumun algıları, değer yargıları, cilalı imajları ya da düzenin pompaladığı kaygı ve korkular– insanı aldatır. Gelgelelim, insan da aldanmaya teşnedir, insanı en çok kendisi aldatır.
Uyan, aç gözünü. Dünya, sen varsan var!
Sen biriciksin, âlemin gözbebeğisin, bağlarından sıyrıl, özgürlüğü anla…
“Ey oğul; bağı çöz, özgür ol! Ne zamana kadar altın ve gümüşün- maddenin– esiri olacaksın?” diyen Hazreti Pir’i anla…
“Gün akşamlıdır.” diyen Tarık Buğra’yı hatırla.
…
Gün senin için batıyor, uyansana!
Teşekkür Ömer Üstad keyf alarak okudum bu seferde . Allah efkarııza bereket ihsan etsin.sağlıcakla kalın.
Ne güzel bir hatırlatma… İnsan bazen hayatın telaşına öyle kapılıyor ki yaşamayı unutuyor. Oysa ömür, ertelediklerimizle değil, farkına vardığımız anlarla anlam kazanıyor. Gözümüz açıkken kalbimizin uyuması ne büyük kayıp… Kalbimizi de uyandırabilmek dileğiyle. Yüreğine, kalemine, gönlüne sağlık.