
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’nın Hacıhaliller Mahallesi’nde üzüm üreticileriyle bir araya geldi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa programı kapsamında memleketi Hacıhaliller Mahallesi’nde üzüm bağlarını ve köy kahvesini ziyaret etti. Üreticiler, artan mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetlerine karşılık üzüm fiyatlarının gerilediğini belirterek yaşadıkları sorunları Özel’e aktardı.
Özel, konuşmasında şunları söyledi:
“Toprağa, tarıma aşinalığımız buradan“
“Şurası anneannem Sadriye Babacan’ın gelin olarak Manisa’ya bu köyden gittiği, daha sonra Vedat dayımın, Vedat Babacan’ın, rahmetli, oturduğu, anneannem ile bizim her yaz gelip köyde kaldığımız ev burası hemen burada. Tabii Vedat dayım rahmetli oldu, kızları bize emanettir. Hemen arka tarafta Nevzat dayımın, Allah rahmet eylesin, aynı bahçede evi var. Lokantanın olduğu yerden geçiş var. Buranın mülkiyeti dayıma aitti, sonradan satıldı mı bilmiyorum. Bir köy kahvesi var. Aradan Nevzat dayımın evi ve Sedat dayımın evi. Sedat dayım nerede? Dayım, ellerinden öpüyorum.
Sedat dayım, Vedat dayım ile beraber. Ben bir gün Vedat dayımla giderdim bir gün Sedat dayımla giderdim. Sedat dayım, aracını kullandırtıyordu bana. Mavi bir araç. Burada da araç vardı. Dayım diyordu ki ‘Bunun direksiyonu nasıl?’ Su gibi derdik. Su gibi ne demek, hidrolik direksiyon demek. Öbürü sert. Bunun direksiyonu su gibi derdik, hidrolik direksiyon. Ben, 10-12 yaşlarından beri, 5-6 yaşından beri gelir, gideriz ama 16 yaşından beri üzüm bağının arasında ya da pamuk tarlasında işte ara çapa yaparak, külfülatör çekerek, sulayarak, pamuk yetiştirerek, üzüm yetiştirerek geçimini sağlayan dayımların yanında yetiştik. Toprağa, tarıma aşinalığımız buradan.
“Benim için çok kıymetli bir yerdeyiz”
Geçtiğimiz haftalarda bir program sırasında, ‘Çok önemli bir mesaj var’ dediler, ‘Kardeşinizin acil görüşmesi lazımmış.’ Sonra yazmış, oradan haber geldi ki köyden haber var, ‘Rize’ye gitti çaycının derdini duyurdu, Trabzon’a gitti, fındık bahçesine girdi. Gaziantep’te fıstıkçıyı konuştu, Hayrabolu’da buğday üreticisini konuştu, köyüne gelsin de üzümcünün halini Türkiye’ye duyursun’ dedi. Biz de onun için geldik. Burası benim siyasi hayatımda en önemli mekanlardan bir tanesi. 2011 yılında milletvekili adaylığında ilk konuşmayı burada yaptım, böyle bir masa. Bu yana doğru.
Konuştuk, herkes böyle dolmuştu. Hatta aile sigortasını biraz fazla uzattım. O zaman siyasette de daha yeniyiz, heyecanlıyız. Tevfik abi geldi, burada mı Tevfik abi? Hastaymış biraz ama. Geldi, mikrofonu elimden aldı. Dedi ki ‘Yahu kardeşim bunun ailesini tanımayan var mı?’ ‘Yok.’ ‘İyiliğini görmeyen var mı?’ ‘Yok.’ ‘Ne aile sigortası anlattırıyorsunuz buna. Bunun sigortası ailesi. Söyleyin çayları’ dedi. O yüzden burası çocukluğumun geçtiği, her bayramda geldiğimiz, kurbanımızı kestiğimiz… Sedat dayım gençliğinde hep bize kurbanlığımızı alır, bayram günü kesimine yardım eder. Benim için çok kıymetli bir yerdeyiz.
“Pamuk eskiden beyaz altındı.”
Ama biraz önce sergide söyledim. Bu köy pamuk üretir. Pamuk eskiden beyaz altındı. Pamuk üretimi yapan ve oradan çok iyi gelir elde eden, her sene bir miktar daha toprak satın alabilen, traktörünü yenileyebilen, düğün olursa üç gün – üç gece köyde düğün yapabilen ve evinin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayabilen çiftçilerin memleketiydi. Manisa’da 45 bin çiftçi tarafından Türkiye’de üretilen üzümün yüzde 35’i üretilir. Sonra yüzde 11’le Mersin, yüzde 10 ile Denizli geliyor. Mardin, Gaziantep bölgesi de yüzde 8 üretiyor. Açık ara üzümü başkenti de burasıdır.
Üzüm üreticisi üç yıl önce 120 liraya sattığı üzümü, geçen yıl 120 liraya sattığı üzümü, bugün maliyeti 100 liraya gelmiş olan üzümü maalesef Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fiyatı açıklamaması yüzünden, Tariş’in fiyat belirleyecek takatinin olmaması yüzünden, Tariş’in 80 lira sekiz numara üzüme açıkladığı avans fiyat yüzünden ki götürdüğün üzümün hemen numarasını düşürüyorlar. Düşüyor. Yüzde 10 – 15 de fire kesiyorlar. Tariş, yetiştirdiğinin de yarısını alabiliyor. Piyasada 60 – 70 liraya üzüm satılıyor. Bu, zararına satmak demektir. Üzüm maalesef zarar ettiğinde çok büyük felaketlere yol açabiliyor. Çünkü yetiştirirken çok masrafı olan bir iş. Biraz önce teker teker saydık onları. Bu sene üzüm üreticisinin, bağcının masrafı yüzde 60 ila 90 arasında artmış. İlaçlardan, akaryakıttan ve tüm girdilerden.
Ama üzümün fiyatı geçen sene 120 lirayken, maliyeti bu sene 100 lirayken, şu anda 60-70 liraya satılmak zorunda kalıyor. Ayrıca hem burada, hem Manisa’nın diğer ilçelerinde sofralık üzümlerde geçen senenin yarı fiyatına, yani 40 liraya satılan üzüm 20 liraya satılıyor. Burada bir Allah göstermesin üzüm sergideyken yağmur yağar, sele kapılıp o üzümler şaraplık olur. O üzümler geçen sene 20 lirayken şimdi 10 liraya liraya satılıyor. İşte böyle felaket bir durumda karşı karşıyayız.
“Bu sene bir felaket yılı.”
Bir an önce Toprak Mahsulleri Ofisi’nin bir fiyat ilan etmesini, bu fiyatın ki elbette rekolteye bakacaklar. Geçen sene 200 bin, bu sene 300 bin ton gibi hesaplanıyor. Bir de işin kötüsü geçen seneden 60 bin ton da satılmamış, depolarda üzüm var. Böyle olunca bu sefer üreticiyi çok mağdur eder bir tablo ortaya çıktı. O mağduriyeti giderecek bir taban fiyatın açıklanmasını, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin Tariş’e de destek vererek, işbirliği yaparak ki geçtiğimiz yıllarda yapıldı, hızla üzümleri almasını ve üzümcünün bu sıkıntıdan kurtulmasını bekliyoruz.
Kimse şöyle düşünmesin. Eskidenmiş onlar. ‘Kessin, kurutsun, çuvallasın, koysun sayanın altına. Fiyat iyileşince depoya koysun, fiyatı iyileşince satar.’ Dün okudum inanamadım Vehbi ve Bekir Başkan’ın notlarından. Türkiye’de arazisi ipotekli olma yüzdesi en yüksek şehir Manisa. Manisa 81 il içinde tarım arazileri en çok ipotekli olan il. Bu ne demek? Bankadan kredi kullanılmış. Banka her gün faiz işletiyor. Üzümünü satacak, hesabı kapatacak. Durduğu her gün faiz büyüyor, borç büyüyor. Hele hele hasat zamanı geçtikten sonra borç gecikmişe düşüyor.
Bundan sonra kartopu gibi büyüyor. O yüzden ya ürününü 60 – 65 liraya satmak ya da riske girip büyük bir iflasla karşılaşmak durumunda oluyor. O yüzden bu köylere eskiden sarı taksiler geliyordu. Şimdi sarı taksiyle mi geliyor icra memurları yoksa özel minibüslerle mi geliyorlar bilmiyorum. Ama zaman zaman büyük krizler olur, o zaman köylere icra memurları gelir. İnsanların atadan, dededen kalmış olan tarlaları, bağları haczedilip yok pahasına satılır. 20 yılda Türkiye’deki bağların dörtte üçü sökülmüş. Türkiye’de üzüm üretimi alan olarak yüzde 25 gerilemiş, miktar olarak yüzde 37 gerilemiş. Bu bir ihraç ürünü. Burada yetişen çekirdeksiz üzüm maalesef… Dünya piyasalarında ‘İzmir Sultanisi’ diye biliniyor. Sultani üzümün tamamı Manisa’da yetişiyor. İzmir borsasından dünya piyasasına işlem gördüğü için öyle anılıyor ve Türkiye’ye çok önemli döviz girdisi sağlıyor.
“Bu sene bir felaket yılı.”
Sen böyle bir dönemde üzüm üreticisini ki buradaki büyüklerim hatırlar… Doğru Yol Partisi – SHP döneminde Murat Karayalçın ile Tansu Çiller zamanında, böyle bir felaket senesinde üzümün bağın dekarına göre çok güçlü bir destekleme yaparak büyük bir sıkıntı o dönemde Sayın Karayalçın ve Çiller tarafından çözülmüştü. Bu sene bir felaket yılı. Bu sene eğer bu üreticinin sıkıntısı çözülmez, bu faizle olan krediler geri teperse bu bağlar elden gider. Seneye artık o bağlarda parasını versen de üzüm alamazsın. Ülke de kaybeder. Şunu hatırlatayım. Pandemi sırasında bütün oteller kapalıydı. Bir dertlerini dinlediğimiz uzaktan erişimle herkesin işte ekran başında olduğu, toplantı yapılamayan maskeli dönemde tur rehberlerinin temsilcisi şöyle bir şey söyledi.
‘Biz arı gibi çalışıyoruz. Her sene bal yapıyoruz. Bu ülkeye bacasız sanayi olarak turizmi kazandırıyoruz. Ama bu sene çiçekler açmadı, üzüm yok. Bu sene çiçekler açmadı, bu sene bal yok. Bizim kovanların yanına bir tas şekerli su koymazsanız bütün arılar ölür. Seneye çiçekler açsa da bal yok. Bizi korumanız lazım’ demişti. Şimdi buradan, Hacıhalillerden, Manisa’daki ve Türkiye’deki bütün üreticileri adına sesleniyoruz. Buradaki insanların sorununu çözün. Gelecek seneye bu üretimi yapacak insanların kalmaması bu ülkenin en büyük felaketi olur. Bu borçların kapatılması için üzüme ciddi ve güçlü destekleme yapılması lazım. Bunu buradan Türkiye’ye ilan ediyorum. Bundan üç sene önce 1 kilo üzüm satıp 3 litre mazot alanlar; bugün 1 kilo üzüm satınca 1 litre mazot alamaz hale geldiler. Bunu görmek lazım.

“Tarımı canlandırmak için çiftçiye ikinci şans kredisi vereceğiz.”
Bu sene yapılmayacak ama inşallah seneye seçimlerden sonra bizim yapacağımız, YENİ Parti’nin yapacağı bir şeyi kendi köyümden Türkiye’deki bütün çiftçilere ilan etmek isterim. Bugün Türkiye’deki bütün çiftçilerin kredi borçları var, faiz borçları var. İktidarımıza geldikten sonra tarım için, çiftçilik yaparken, hayvancılık yaparken, üretim yaparken kullanılmış bütün kredilerin faizlerini bir kereye mahsus sileceğiz, ana parayı üç yıla böleceğiz, hepinize rahat bir nefes aldıracağız. Ayrıca bitmiş, iflas etmiş, kendini çeviremeyen çiftçiler için, köylüler için ya da artık imkanı kaybetmiş, gitmiş Manisa’da asgari ücretle işe girmiş ama burada toprağı olan, tarımı bilenler için geri dönmek istediklerinde tulumbanın suyu kaçmış ya, o tulumbaya önce bir tas su dökeceksin ki çıksın. Her birisine ikinci şans kredisi vereceğiz, çiftçinin kabiliyetini kaybetmiş, irfanını kaybetmiş, iflas etmiş herkese ikinci bir şans veriyoruz. Tarımı canlandırmak için bunu mutlaka yapacağız.
“20 Yılda çiftçiyi 20 yaş yaşlandırdılar.”
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce Türkiye’de çiftçinin yaş ortalaması 36-37’ydi. Bugün 57. 20 yılda çiftçiyi 20 yaş yaşlandırdılar. Bugün tarımla çalışan genç çiftçi sayısı yok denecek kadar az. Onların da üç kişiden ikisi ‘İmkan bulursam gider sanayide çalışırım’ diyor. Ve bu ülke, kendi kendine yetmesi gereken bu güzel ülke, dünyada tarım ürünlerinin üretilmesiyle, kendi kendine yetmesiyle övünen bu ülke dünyada gıda enflasyonunda beşinci sırada. Türkiye’den kötü İran var, Amerika bombalıyor. Ukrayna var, Rusya bombalıyor. Venezuela var, başkanını Trump kaçırdı. Güney Sudan var, iç savaşta birbirlerini boğazlıyorlar. Ondan sonra Türkiye geliyor.
En yüksek gıda enflasyonunda, 180-190 ülke arasında en yüksek beşinci enflasyon bizde. Bizden kötü olanlar savaşta olan ülkeler. Türkiye’nin yıllık gıda enflasyonu yüzde 35. Güya biz üreteceğiz, Avrupa bizden alacak, Avrupa’da yüzde 2,4 gıda enflasyonu. Biz Avrupa’nın ortalamasının 10 katı gıda enflasyonuna sahip olan bir ülkeyiz. Bunun için çiftçilerin borçtan kurtarılması, yeni desteklemelerin verilmesi, üretecekleri doğru ürüne yönlendiren, doğru destekleme programları uygulanması, taban fiyatın uygulanması ve alım garantisi verilerek devlet tarafından üretilen ürünün alım fiyatına ve miktarına garanti verilip; gerek ihracatta gerek iç piyasada bu ürünlerin devletin desteğiyle pazarlanmasının sağlanması lazım. Öbür türlü ‘Herkes bildiğini yapsın, bir planlama yapmayalım, doğru ürüne yönlendirme yapmayalım’ derseniz ülke ihracat kaybediyor, çiftçi de her şeyini kaybediyor. Onun için mutlaka Türkiye tarımının doğru bir planlamayla, doğru bir desteklemeyle çok iyi bir noktaya yeniden getirilmesi hayatidir. Bu ülke için son derece önemlidir.
“İlk konuşmamı burada yaptım.”
Son sözüm, başta söyledim, burada zamanında beş kahve varmış şimdi dört tane. O zaman şu kahvelerin ortasında böyle elimde mikrofon, milletvekili adayı olarak ilk konuşmamı bu köyde yapmıştım 2011 seçimlerinde. Şimdi nasip oldu genel başkan olarak, önceki geldiğinde bir başka partinin genel başkanıydım, şimdi YENİ Parti’nin, yeni umutların, Türkiye’nin yarınki iktidarının genel başkanı olarak buraya geldim. Kendi köyümden iki söz söyleyeceğim. Önce Türkiye’deki bütün çiftçilere. Son mevcut Cumhurbaşkanı’nın derdini söyleyen çiftçiye ne dediğini biliyorsunuz, ‘Al ananı da git’ dedi. Sonuncusu örnek olmaz, biz birincisini örnek alacağız. İnşallah iktidar olacağız ve yine köylü, milletin efendisi olacak. İkincisi, Hacıhaliller Köyü, her zaman bu köyde birinci olan parti, Türkiye’de hep iktidar oldu doğru mu?
Bilhassa hele hele rahmetli Demirel, Şehitler Ortaokulu’nun o arkasındaki miting yaptığımız yerde şöyle seslenmişti rahmetli Vedat dayım için. Önce böyle bağırdı. ‘Hacıhaliller, Hamzabeyli, Çobanisa burada mısınız’ dedi alkışladılar onlar hepsi birden. ‘Vedat nerede’ dedi, dayım çıktı. Dayımın elini böyle tuttu. ‘Bu Vedat’tan memnun musunuz’ dedi, hepsi birden alkışladılar. ‘Hadi bakalım Vedat’ dedi. Dayıma o senelerce yetti. Bu köy, kimi seçerse o partinin birinci olduğu bir köy. Ta AK Parti’ye kadar geldi, hatta 2002’de de AK Parti’yi birinci parti yaptı bu köy, değil mi? Sonra kötü tarım politikaları insanları canından bezdirdi. Köyden milletvekili çıktı, bu köyde akış değişti ama ne oldu yine, son seçimlerde Genel Başkanın partisi köyde birinci parti oldu, Manisa’yı, Şehzadeler’i de Manisa Büyükşehir’i de yüzde 60 gibi bir oyla, bu köyde birinci parti olan parti kazandı, biz kazandık.
“YENİ Parti’nin iktidarında hiç kimse kaybetmeyecek”
Şimdi YENİ Parti olarak bu köyden yapılacak ilk seçimlerde birinci parti olacağız, Türkiye’nin birinci partisi olacağız. Söz mü? Benden de söz. Milleti korkutuyorlar, ‘YENİ Parti iktidara gelirse, Özgür Özel iktidara gelirse efendim eskiden AKP’ye üye olanları, 12 milyon üyesi oldu bir zamanlar, eskiden AKP’ye oy verenlere düşmanlık yapacak’ diye. Kendi köyüm 2002’de vermiş. Ben kendi akrabalarıma düşmanlık yapabilir miyim? Buradan ilan ediyoruz. YENİ Parti’nin iktidarında hiç kimse kaybetmeyecek, hiç kimse öteki olmayacak, hiç kimse düşman gibi görünmeyecek. Artık kutuplaşma bitecek ve kucaklaşma gelecek. Artık herkes el ele, kol kola, birlikte çalışacağız, birlikte kazanacağız, birlikte kalkınacağız, eşit ve hakça bölüşeceğiz ve bu köylerin, bu ülkenin çok güzel günleri olacak. Hepinize söz veriyorum, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin yanaklarından, gözlerinden öpüyorum. Sağ olun, var olun.”