Toprak
Hakk’ın hazinesi gizli toprakta
Benim sadık yârim kara topraktır
Aşık Veysel
Hep Kaybeden
Kayıplar da bir tür başlangıçmış, ondan öğrendim ve kayıpların başka imkânların kapılarını açabildiğini de…
Osmanlı Devleti’nde doğdu, Türkiye Cumhuriyeti’yle var oldu.
Doğduğu devleti kaybetti mesela. İki kız kardeşini çiçek hastalığından kaybetti, yedi yaşındayken gözlerini kaybetti. Evlendi, çocukları oldu, onları da kaybetti. Evi terk eden ilk eşi Esma’yı, evliliğini kaybetti. Henüz genç yaşlarındayken annesini, babasını kaybetti.
Bütün bunlara rağmen hiç kaybetmediği şeyler de vardı; umudu, inancı, hoşgörüsü, bilgeliği, birleştiriciliği gibi. Ve öyle bilirim ki bunlar paha biçilmez kazançlardır.
Gönül Gözü
Bakmayın siz ‘Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece’ dediğine. Gece ve gündüzü birbirinden ayıracak baş gözüne sahip değildi ki. Ama daha öteleri görme yeteneğini kazanmıştı gönül gözü açılınca. Ve belki de bazı şeyleri kazanmak için birçok şeyi kaybetmek gerekiyordu.
O gönül gözüyle görendi.
Çok şey gördü yetmiş sekiz yıllık ömründe. Ülkelerin çöküşünü, yenilerinin doğuşunu, savaşları, kıtlığı, fukaralığı, horlanmayı, terk edilişi, şöhreti, omuzlara alınışı… Yaşadığı her süreç ileriye doğru atılmış bir adımdı. Atlattığı her badire, düşüşler, yükselişler, gönül gözüyle resmettiği kendi tablosunu şekillendiren birer fırça darbesiydi. Her gün biraz daha ‘oluyor’, olgunlaştıkça meyvesi tatlanan bir ağaç gibi toprağa kök salıyordu.
Öyle ki, Anadolu irfanı hâlâ bu ulu ağacın meyvelerinden beslenmeye devam ediyor.
Dara düştüğümüzde elimizden tutuyor deyişleri: “Güzelliğin on par’etmez, Bu bendeki aşk olmasa” diyor, “Topraktan ayrılsam nerde kalırım” diyor, “Yar gelmezse yaraların elletme” diyor, bugün bile yolumuza ışık tutuyor karanlıklarda.
Benim Sadık Yârim
Benim için Âşık Veysel’in en bariz imgesi ‘toprak’tır.
Yüzünün çizgilerine baktığınızda susuzluktan şerha şerha yarılmış, çatlamış toprağı ayan beyan görürsünüz. Veysel bizatihi topraktır, hem de en halisinden Anadolu toprağı.
Toprak ki, başlangıcımız ve sonumuzdur. Madde olarak topraktan yola çıkar insanoğlu ve maddi yolculuğu toprakta sona erer. Toprak vatandır; kanımızla suladığımız, can verdiğimiz, candan aziz bildiğimiz. “İnsanın hayatından daha değerli bir şeyi yoksa, hayatının da değeri yoktur.” demiş Rabindranath Tagore, toprak da böyledir.
Toprak bizi besleyendir, bebeklerimizi belediğimiz, yâr bellediğimizdir. ‘Merhem çalıp yaralarımızı düzlediğimiz’dir.
Toprak / vatan bizi birleştiren, bir arada tutandır.
Toprağı en güzel anlatan, dile getiren, düşe getiren Veysel, toprağın ta kendisidir.
…
Bu yazıyı kaleme aldığım 21 Mart günü, Veysel’in zaten kapalı olan gözlerini ‘dünyaya yumduğu’ gün. Sadık yârinin koynuna, toprağın altına girdiği gün. Aynı zamanda bayram ve baharın başlangıcı.
Onu anmak istedim bu yazıyla. İstedim ki bize, bu topraklara ait olan değerleri unutmayalım.
…
Bizim çağları aşan, evrensel, her biri birer anıt gibi değerlerimiz var. Mesela Nasreddin Hoca, mesela Yunus Emre, mesela Karacaoğlan, mesela Köroğlu, mesela İbn-i Sina… Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Malkoçoğlu, Mimar Sinan, Itri… Daha sayayım mı ?
Ve bizim bu değerlerimizin her biri gerçek birer kahraman. Öyle Hollywood’un çakma kahramanları gibi değil, tamamı sahici, tamamı insanlığa güzel ve doğru örnek olan şahsiyetler.
Bu vesileyle değerlerimizi tanıyalım, hatırlayalım, kendimizi bilelim, kendimize gelelim istedim.
Bu toprakları bereketli kılan, vatan yapan, yuva yapan, yurt yapan o değerler… Yani biziz.
Selam olsun güzel insanlara…
Çok güzel bir anlatım. Şiir tadında… Sayın Karayılan yazarsa menti sonuna kadar okunur…