
Karadeniz ziyaretlerine dün Trabzon ile başlayan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bugün Rize’ye gitti.
YENİ Parti lideri Özgür Özel, Rize’de Balıkçılar Köyü’nü ziyaret etti. YENİ Parti Genel Başkanı Özel, burada vatandaşların sorunlarını dinledikten sonra yaptığı konuşmada, “YENİ Parti Genel Başkanı olarak burası geldiğim beşinci şehir. Bir yola çıktık mı Rize’ye erken uğruyoruz. Rize, Türkiye siyasetinde fevkalade önemli bir yer. Rize, siyasete çok önemli isimler yetiştirmiş, kazandırmış bir şehir. Hangi siyasetten olursa olsun hep Rize’den yetişenler, yaşadıkları dönemde, Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı da önemlidir Rize için. Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı da bunca uzun yıl iktidar nasip olmuş birisi açısından Rize için önemlidir. Solda da çok önemli isimler her zaman Rizeli kanaat önderleri, düşün, sanat dünyasında ve siyasette çok önemli yerler tuttular. Biz de Rize’nin hem geçmişte yaşanmış, hayatını kaybetmiş Allah rahmet eylesin, değerlerini, hem bugünkü Rizeli siyasetçileri, Rize’nin bütün siyasi tercihlerine her zaman saygı duyarak Rize‘de sıkça olmaya çalışıyoruz” dedi.
Özel, şunları söyledi:
“Bu kadar güzel bir coğrafyaya insan eliyle bu kadar kötülük nasıl yapılır?”
Rize, potansiyeli çok yüksek olan, bu potansiyelini gören insanların gerek balıkçılıktaki yanlış işler, gerek çayda yaşananlar, gerek turizm konusunda atılması gereken adımların yeterince doğru atılmadığını görenler gerçekten bu konuda sıkıntılarını ve eleştirilerini dile getiriyorlar. Balıkçıköy’de hem balıkçılarla hem çay üreticileri ile bir sohbet imkanı bizim için çok çok kıymetli. Tabii biraz önce birkaç akut sorun dile getirildi. Onların da bizim ziyaretimiz vasıtasıyla görünür olması önemlidir. Özellikle aslında burası denize girmek için deniz turizmi için hem Trabzon’un sahilleri hem Rize’nin sahilleri son derece kıymetli iken belli başlı hatalar yüzünden özellikle dünyanın en güzel koyları bu dolgu, dolumlar üzerine yapılan inşaatlar ve bu dolguların yarattığı denizdeki kirlilik…
Biraz önce söylendi, ta oradan alıp burada sürekli limanın ağzının kapanması sorununa kadar gerçekten insanın hani bu kadar güzel bir coğrafyaya insan eliyle bu kadar kötülük nasıl yapılır? Bu kadar güzel bir memlekete, hem de o memleketin içinden çıkmış siyasetçiler bu çevre katliamların yapılmasını hem burada hem yukarıda dereler noktasında nasıl sessiz kalır, yol verir? İnsan gerçekten bunları anlamakta güçlük çekiyor.”
“Hem ulaştırma boyutuyla hem de deniz ürünleri boyutuyla bir Denizcilik Bakanlığı kurulması şart ”
İki önemli şeyi söyleyeyim. YENİ Parti’nin yeni olan tarafı muhalefet partisi olmamasıdır. Biz muhalefet yapmak için kurulan bir parti değiliz. Hatta biz YENİ Parti’yi bir partimiz olsun diye de kurmadık, iktidar olsun diye kurduk. YENİ Parti, önümüzdeki seçimlerden sonra iktidar partisidir. O yüzden YENİ Parti sorunları değil, çözümleri konuşan bir parti. Peki nedir çözüm? Burada iki belli başlı sorun ortaya çıkıyor. Bunlardan biri, daha doğrusu Rize ne duymak istiyor bizden? Bir, çay üreticisinin sorunlarını duymak istiyor, çözüm önerilerini. İkincisi, balıkçılıkla ilgili. İki kelime.
Balıkçının bütün sorunlarının çözülmesi, Türkiye’nin bir Denizcilik Bakanlığı’na sahip olmasıyla mümkün. Çünkü bir Tarım ve Köy Hizmetleri’nin içinde, onun altında oluşturulan bir takım yapılar ve daire başkanlıkları filan değil, aksine Türkiye ta Artvin’den başlayıp aşağıda Hatay’da sonlanan inanılmaz bir üç tarafı denizlerle çevrili olan, aslında en büyük potansiyeli etrafında bulunan dünyanın en büyük yarım adalarından biri. Karadeniz burada, bu bereketli Karadeniz burada. Ege, dünyanın en güzel sahiplerinin sahillerine sahip Ege orada. Akdeniz orada.
Buradan ta Hatay’a kadar üç tarafı denizlerle çevrili olan, arada Marmara Denizi gibi dünyanın en önemli iç denizlerinden biri olan, içinden bir şehrin nehir geçiyorsa o şehir dünyada prestijlidir. İçinden nehir geçen şehirler prestijlidir. Ayıptır söylemesi bizim iki tane içinden deniz geçen şehrimiz var. Biri İstanbul, biri Çanakkale. Böylesi bir yerde Denizcilik Bakanlığının olmaması düşünülemez. İki yönüyle. Bir, denizden elde edilen deniz mahsullerinin, başta balık olmak üzere deniz ürünleri açısından çok önemlidir bu noktada. İkincisi de temiz ve ucuz ulaşım için çok önemlidir. O yüzden hem ulaştırma boyutuyla hem de deniz ürünleri boyutuyla bir Denizcilik Bakanlığı olması, bu Bakanlığın da başında bu işten anlayan birinin olması mutlaka önemli.”

“Kıyı Balıkçılığı Genel Müdürlüğü’nün mutlaka kurulması lazım”
“Denizcilik Bakanlığı olduğunda ne olacak? Denizcilik Bakanlığının altında bu denizlerle ilgili ne beklenti, ne sorun, ne çözüm alanı varsa buna özel bir yapılanma olacak otomatik olarak. O zaman balık çeşitliliği de örneğin işte birazdan herhalde gideceğiz, 71 gündür bir direniş sürüyor. Kadın balıkçılar direniyorlar bu yapılan havuzlar sepetler ve bunun içinde yetiştirilen kültür balıkçılığı. Bu balıkların doğal avlanmaya, balıkçılığa verdiği zararlar, engelliler ve bunların yemlerinin yarattığı kirlilik, bulanıklık… Zaman zaman işte hiç bilmiyorduk sizin havaalanınızın müdürü burası için demiş ki yemleme zamanında buraya çok martı geliyor, uçaklar için bile tehlike oluşturuyor.
Bu tip bir balıkçılık ülke ekonomisi için bir ihracat yaratan bir işse elbette yapılsın ama bula bula burayı mı bulduğunuz yapılacak? Koca Türkiye’de, koca Karadeniz’de bula bula sizin köyünüzün önüne bunu yapıp da sizin avlanma alanlarınızın tahrip edilmesi, sizin avlanabileceğiniz alanlarda bu işin yapılması doğru değil. Bunların hepsine bir profesyonel gözle, bir iyi niyetle, kamu yararı gözeterek balıkçıların, balıkçı köylerinin menfaatleri gözetilerek yaklaşılması için sorunların bilindiği ve çözümlerinin ele alındığı bir Denizcilik Bakanlığının olması, onun altında da balıkçılarla ilgili her türlü düzenlemenin yapılacağı ilgili genel müdürlüklerin kurulması, daire başkanların kurulması, buraya Tarım Bakanlığının içinden bir bütçe değil, başlı başına her sene kasım ve aralık ayında görüşülen bütçeden önemli bütçelerin ayrılması lazım. O olursa ne olur? Örneğin balıkçılıkta kullanılan mazotta ÖTV yok ama KDV var. Bu soruna çözüm orada bulunur. Çünkü Tarım Bakanı, Maliye Bakanı’na Karadeniz’deki balıkçının bir teknesinin KDV’sine kadar gelemiyor.
“Denizcilik Bakanlığı’nın ve onun altında Balıkçılık, Kıyı Balıkçılığı Genel Müdürlüğü’nün mutlaka kurulması lazım.”
Ama Denizcilik Bakanı burada oturuyor, Maliye Bakanı burada oturur. Aynı masada her hafta Bakanlar Kurulu’nda oturuyorsa o meselenin çözümü için gerekeni yapar. Bu ağlar, ağların masrafları, barınaklarla ilgili yaşanan bütün sorunlar ya da Avrupa sahanın doğru takvimlendirilmemesi ya da çıkarılan ürünlerin doğru şekilde pazarlanması noktasında kooperatifçiliğin doğru şekilde desteklenmesi, faizsiz kredilendirilmesi… Nasıl bir sektörde kriz olduğu zaman hep birlikte herkes oturuyor düşünüyor. ‘Aman efendim kredi garanti fonları kuralım da büyük sermaye sahiplerinin borçlarının üstlenelim de onlara yüzde 8 ile uzun vadeli sabit faizli krediler verelim’ deniyor da iş balıkçıya geldiğinde kimsenin aklına niye bunlar gelmiyor? Neden sahibi yok? Bu işin bir sahibinin olması lazım. Bunun için de Denizcilik Bakanlığı’nın ve onun altında Balıkçılık, Kıyı Balıkçılığı Genel Müdürlüğü’nün mutlaka kurulması lazım. Bu birinci mesele.”
“Bir Çay Kanunu olmaksızın çay üreticisinin sorunlarının çözülmesi mümkün değil”
İkincisi, Allah için hem il başkanınız hem milletvekiliniz hem de geçmişte Meclis’te Rizeli olup İstanbul’dan milletvekilliği yapan arkadaşlarımız hep söylediler; ‘Çay için Çay Kanunu lazım’ diye. Yine bu dönem Tahsin Bey’in imzasıyla Çay Kanunu verildi, bölge milletvekillerinin imzasıyla Çay Kanunu verildi. Bir Çay Kanunu olmaksızın çay üreticisinin sorunlarının çözülmesi mümkün değil. Bir bakış açısına ihtiyaç var. Bu ÇAYKUR’un bu kadar zayıflaması, bu kadar güçsüzleşmesi, bu kadar devlet desteğinden uzak ve bir başına bırakılması doğru değil. ÇAYKUR herhangi bir kurum değil. Gerçi bunları sizler biliyorsunuz ama bilmeyen için söyleyelim, dinleyen için söyleyelim.
1923, Cumhuriyet’in kurulduğu sene. Atatürk bakıyor, ‘Ya bu Doğu Karadeniz’e biz ne yapacağız?’ diyor. O zaman biliyorsunuz buradan İstanbul’a gitmek için karayolu yok, demiryolu yok, gemiyle 3,5 günde gidiliyor. Buraya bir şey yapmak lazım. Zihni Derin’e diyor ki ‘Bu Doğu Karadeniz’e bir çalış.’ Zihni Derin Doğu Karadeniz’i bir senelik bir çalışmanın sonucunda çayla tanıştırıyor. Çay üretimi yapıyor ve bunun üzerinden deneme üretimleri yapıyor. 1924 yılında Zihni Derin Atatürk’ün talimatıyla bir senelik çalışmasının sonunda geliyor buraya ve Çay Kanunu çıkarıyor Türkiye Büyük Millet Meclisi. 1924’ten 1940’a kadar burada çay üretimi yerleşiyor.
1940’ta rahmetli İnönü, çaya alım garantisi veriyor. Yani diyor ki ‘Siz üretirseniz bunu şu fiyattan biz alacağız.’ 1947 yılı herhalde, ilk çay fabrikasını buraya kuruyor rahmetli İnönü. O günden sonra Doğu Karadeniz’in, yani ta Artvin, Rize ve Trabzon başta olmak üzere bu çay üzerinden yüzü gülmeye başlıyor. Bugün Türkiye’de rakam yanlış değil herhalde, 1,5 milyon kişinin geçimi doğrudan ya da dolaylı olarak çay üretimine bağlı. Bu çay üreticisinin ayakta kalması için kendi kooperatifinin, kendi yapısının ayakta ve güçlü olması lazım. ÇAYKUR’un desteklenmesi lazım. ÇAYKUR’daki işçilerin halen daha hep söz verilip verilip çözülmeyen kadroya alınma sorunlarının çözülmesi lazım.”
“Çay üreticisinin garantisi yok, fındık üreticisinin garantisi yok.”
Türkiye’de bakın bu iktidarın övüne övüne anlattığı işler var. Nedir? Köprüler. Bizim rahmetli Kamer Genç diyordu. Sizin hemşeriniz Tayyip Bey biraz fazla bütçe görüşmesinde övünmüştü; ‘Köprü yaptık, şunu yaptık, bunu yaptık.’ ‘Ya’ dedi, ‘Tayyip Bey varıp da bunları Emine Hanım’ın bilezikleri bozdurup yapmadın ya. milletin vergileri ile yaptın’ demişti. Biz hepimiz gülmüştük. Şimdi bu memlekette köprüler yapılıyor, yollar yapılıyor, otoyollar yapılıyor, tüneller yapılıyor. Bunların hepsinin 30 – 40 yıllık geliri birilerine taahhüt ediliyor. Onlar İngiltere’den, Londra’dan para buluyorlar. Geliyorlar burada yol, köprü, geçit, hatta havalimanı yapıyorlar, hastane yapıyorlar, şehir hastaneleri yapıyorlar.
Sonra bunlara 30 yıllık geliri taahhüt etmiş ya devlet. Diyor ya ‘Bu yoldan bu kadar araba geçer.’ Adam para koymuş, ne diyor? ‘Ya geçmezse.’ ‘Geçmezse biz ödeyeceğiz farkını, geçiş garantisi.’ ‘Bu kadar uçak iner.’ Zafer Havalimanı var; Kütahya, Afyon, Uşak’ın ortak havalimanı Zafer Havalimanı. ‘100 uçak kalkar’ demişler, bir tane kalkıyor. ‘100 yolcu gider’ demişler, bir tane gidiyor ve 99’u cepten veriyoruz; uçuş garantisi. Efendim ‘Filanca köprüden ya geçmezse?’ Geçiş garantisi. ‘Hastaneye asla hasta gelmezse?’ Hasta tahlil garantisi. Diyorlar ki ‘Tövbe, tövbe. Biz millet hasta olsun ister miyiz? Hasta garantisi vermedik.’ ‘Ya ne verdiniz?’ ‘Tahlil garantisi verdim, röntgen garantisi verdim.’ Hasta olmadan röntgen olmaz. O garantilerin tamamıyla 30 yıl boyunca bu paralar ödeniyor. Peki kimin garantisi yok? Çay üreticisinin yok, fındık üreticisinin yok.
“Fiyatın altında işlem yapana da mutlaka müeyyide uygulanacağının garantisi var”
YENİ Parti’nin yeni sözünü söylüyorum size. Bundan sonra bu 30 yıllık, bu milletin parasıyla verilmiş garantilerin hepsine bir bakacağız bakalım. Bu bir takım zengin adamlar, bayağı zenginleştiler, bu paraları aldılar. Acaba hakikaten 30 yıl daha vermeye gerek var mı? Onu bir düşüneceğiz. Bizim iktidarımızda beşli çetenin geçiş garantisinin garantisi yok. Ama çayın ve fındığın alım garantisi var, fiyat garantisi var. Baştan ilan edilecek fiyatın altında işlem yapana da mutlaka müeyyide uygulanacağının garantisi var. Dün Trabzon’da söyledim. Bu kahvehane, asgari ücretin altında bir uşak çalıştırsa, çalıştırdığını yakaladıklarında tepesine biniyorlar. Değil mi?
Fındığa 250 lira fiyat vermiş. 160 liradan alım yapıyor. Asgari ücretin altında esnaf çalıştırınca tepesine biniyorlar. 250 liralık fındığı 160 liradan topluyor dünya devleri ama karışan yok. Çayda geçtiğimiz yıllarda, işte bu sene 40 lira istediniz, 35 lira verildi. Birinci sürgünde düşük fiyatlar vardı, ikincide rekolte düşünce fiyat bir yere geldi. Ama yıllarca ilan edilen fiyatın altında çayı sattınız. Doğru mu? Asgari ücretin altında işlem yapana ceza var da küçük esnafta ya da sanayicide. Asgari fiyatın altına işlem yapanın niye peşine düşmüyorsun devlet olarak? YENİ Parti’nin yeni döneminde çayın da fındığın da alım garantisi olacak ve ilan edilenin altında bir kuruş satış yapılmayacak. O kadar. O yüzden önümüzdeki dönemde tabii Çay Kanunu’nun detaylarını geçmişte tekrar tekrar konuştuk, benden iyi biliyorsunuz. Ama tüm yönleriyle çay üreticisinin desteklenmesi lazım. Ayrıca burası çay açısından Türkiye’nin en verimli ve en stratejik ürününü üretiyor. O açıdan son derece önemli.
“Emekli maaşının asgari ücretten yüksek olduğu günler gelecek”
Bunun dışında tabii emekliniz çok. Bu iktidar geldiğinde 1,5 asgari ücretti en düşük emekli maaşı. Bugün 23 bin 500 lira. Asgari ücret 28 bin lira. Normalde 28 bin liralık asgari ücretin 1,5’ini hesap ettiğinizde 42 bin lira olması lazım ama bugün 23 bin lira en düşük emekli maaşı. Emekli maaşı AK Parti öncesinde sekiz tane çeyrek altın alıyordu kuyumcudan. Bugün 2 çeyrek altını zor alıyor kuyumcudan. Yani altın üzerinden baktığında dört kat zayıflamış emekli maaşı. Asgari ücret üzerinden baktığında 42 bin lira olacak, 23 bin lira veriyorlar ve neredeyse yarı yarıya düşmüş emekli maaşı.
Önümüzdeki dönemde önce bir asgari ücret bir emekli maaşına denk gelecek. Ama bir dönem sonra yine emekli maaşının asgari ücretten yüksek olduğu günler gelecek. YENİ Parti önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yeni partisidir, yeni bir siyasetin partisidir. Ama balıkçının da çay üreticisinin de Rize’nin de Karadeniz’in de umudu YENİ Parti’dir. Ben hepinizi YENİ Parti’nin yeni iktidarına katkı vermeye ve YENİ Parti’yi desteklemeye davet ediyorum. Teşekkür ediyoruz. Sağ olun, var olun. Allah sizden razı olsun.
YENİ Parti lideri Özel, daha sonra kafes balıkçılığına karşı eylem yapan kadın balıkçılara destek ziyaretinde bulundu.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Rize’nin Pazar ilçesinde kafes balıkçılığına karşı eylem yapan kadın balıkçılarla bir araya geldi. Burada konuşan YENİ Parti lideri Özel, “Şimdi öncelikle hem muhtarımıza hem Kooperatif Başkanımıza hem bize ev sahipliği yapan Balıkçı köyündeki herkese çok teşekkür ediyoruz. Bunun yanı sıra kucağımdaki Muhammed’e çok teşekkür ediyorum. Köyün en yakışıklısı olarak bütün şeyleri düzene soktu” dedi. Özel, şöyle devam etti:
“Kafesler burada durduğu takdirde burada balıkçılık yapılamaz”
Şimdi Tahsin Bey hakkında söylediklerinizden, İl Başkanımız hakkında söylediklerinizden büyük memnuniyet duydum. Burada geldiler, çalıştılar, sizi dinlediler. Bizim de bu programımıza dahil ettiler ki işte bütün televizyonlar, gazeteler, muhabir arkadaşlar bunu haberleştirsin diye. Burada olan meseleyi tabii ne kadarı kamuoyuna yansıdı, ses gitti bilmiyorum. Ama ben hem arkadaşlarımdan önceden aldığım bilgilerle hem de çok güzel bir şema ile anlatıldı. Burada üç tane önemli problemin olduğu çok açık. Birincisi bu balık kafesleri elbette Türkiye’ye ihracat açısından, döviz girdisi açısından önemli işler olabilir. Ama balık kafesi, kafes balıkçılığı her yerde olmaz. Buradaki birinci kural, öncelikle zarar vermemesidir. Yani bunun hiçbir balıkçı köyüne, doğaya zarar veremeyeceği en doğru yerlerde yapılması lazım.
Bir zaman Bodrum’da balıkçılar çok şikayetçiydi. Bodrum’un balıkçı köylerinin hemen önüne kuruldu ya da Bodrum’da turizme zarar verecek şekilde, çünkü denizi kirletiyor atılan yemler, zarar verdi. Şimdi de maalesef bunlar geldi Doğu Karadeniz’in başına dert oldu. Biraz önce anlatıldığı gibi birincisi bu balıkçı köyün, Türkiye’nin en güzel balıklarını yetiştiren çok sayıda kadın balıkçının da bulunduğu, çocuklarının ekmeğini başka yerden de çıkaramayacakları, bu balıkçı köyün balıkçılık yapmasına engel olacak şekilde kondu. Buna itiraz ediyorlar. Biz de bunun sesini duyurmak üzere buraya geldik. Anlatıyoruz ki bu kafesler burada durduğu takdirde burada balıkçılık yapılamaz, bunun mutlaka ortadan kaldırılması lazım. İkincisi; Rize, Artvin havalimanının müdürü de açıklamış. Biraz önce çok değerli arkadaşımız, muhtarımız ve kooperatifi yetkililerimiz de söyledi. Buradan kalkan uçaklar açısından, buraya yemleme yapıldığında gelecek olan çok sayıda martı ve diğer kuşlar uçaklar açısından da tehlike yapıyor, buna dikkat çekiyorlar. Bunu bugünden, yarın bir felaket yaşanmadan biz de bunu söyleyelim.
“Adeta bu ÇED raporu bir hileyle alınmış durumda”
Ayrıca burada bir takım şüpheli işlemler olmuş. Türkiye’nin neresinde bir liman yapacak olursan, bir maden açacak olursan ya da böyle bir faaliyete geçecek olursa ÇED denen çevresel etki değerlendirme raporu olacak. Bu rapor için halkı bilgilendirme toplantısının yapılması lazım ve o toplantının duyurulup, halkın katılımına açık, kim zarar görecek, balıkçılar, kooperatif başkanlarının katılımına açık şekilde bu toplantının yapılması lazım. Ama bu toplantıyı buraya kurulacak olan balıkçı köyün, önüne konulacak olan bu toplantıya bu köyünün insanlarına haber vermeden, uzakta bir tane bile balıkçı teknesi olmayan 2,5 km uzaktaki bir köyün insanlarıyla yapılmış ve adeta bu ÇED raporu bir hileyle alınmış durumda. Şimdi buradan arkadaşlarımız diyor ki ‘Bu ÇED raporu bir daha incelensin, bu ÇED raporu için toplantıyı gelin bizimle bir daha yapın. Bizim rızamız var mı, yok mu bunu sorun’ diyor.”

“‘Biz AK Partiliyiz köy olarak ve çok oy verdik. Ama AK Parti’den kimseyi yanımızda görmedik’ dedi”
Tabii burada önemli bir şey söylendi. Burada bir firma var. Bu firmanın üçte iki hissesinin de AK Parti’de çok güçlü olan bir isme ait olduğu veya o ismin önayak olduğu bir vakfa ait olduğu söyleniyor. Bu yüzden de buraya verilen sözler, kaymakamın verdiği söz, valinin verdiği sözün tutulmadığı söyleniyor. Arkadaşlarımız dedi ki ‘Biz AK Partiliyiz köy olarak ve çok oy verdik. Ama AK Parti’den kimseyi yanımızda görmedik. Sayın Tahsin Ocaklı her şartta geldi buraya ve bir oy beklentisi olmadan bunu yaptı.’ Bu çok önemli. Ama ben burada şunu söyleyeyim. Marifet iltifata tabiidir. Eğer birileri oyları aldığı zaman telefonlara çıkıyor, buraya geliyor, balıkları yiyor, oyları götürüyor ama köyün başı derde girdiği zaman gelmiyorsa….
O bir oy beklentisiyle yapmamıştır ama siz seçimde Tahsin Ocaklı ve YENİ Parti’nin emeklerini görmezden gelmeyeceksiniz. Umut ediyorum ki buradan sonra bu sesinizi Türkiye’deki herkes duyar. Hemşehriniz Sayın Cumhurbaşkanı duyar, ‘Ne oluyor orada?’ diye sorar. Ona da zaten verilecek cevap da ‘Sizin oğlan bu işlerin içindeymiş’ diye söylerler. Ondan sonra da bu köyün bu sıkıntıları ortadan kalkar. Biz de dilimiz döndüğünce bu sorunu dile getirmeye devam edeceğiz. Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonra da hep yanınızda olmaya devam edeceğiz. Pazar, Ardeşen ve Fındıklı belediye başkanlarımıza, milletvekilimize, ilçe ve il örgütümüze ben de Genel Başkanları olarak bu kadar iyi şeyler söylendiği için partimizi çok iyi temsil etmişler, ben de onları kutluyorum.”