Özdemir Bayraktar Belgeseli
“Bir şey değişir, çok şey değişir”
Beklenen belgesel nihayet vizyona girdi. TRT Belgesel kanalında yayınlandığı gün, karışık duygular içerisinde izledim. Kâh hüzünlendim, kâh öfke doldum, kâh gurur duydum. Genelde gözlerim doluydu. Hele Cem Karaca’nın şarkısı geldiğinde tüm hislerimin boşaldığı andı. Sonunda bu ülkenin milyonlarca haine, işbirlikçiye rağmen, niçin yıkılmadığını, yıkılamadığını anladım. Meleklerin kanatlarında gidiyor ülkem. İlahi bir güç koruyor bizleri. Tabii bunu aramızdaki kişiler aracılığıyla yapıyor.
Özdemir Bayraktar ve ailesi ülkemiz için bir şanstır. Adeta kurtuluş reçetesidir. Aklıma hemen nal – at temsili geldi. Yeri gelir bir nal bir atı, bir at bir askeri, bir asker bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır. İşte 5 kiloluk elden atılan bir SİHA buna yol açtı. 20 yılda jet motorlu, yapay zekâlı, 10 tonluk insansız savaş uçağına dönüştü ve “Kızılelma” diye göründü.
Gazi komutan ne demişti: “Bir SİHA, bir tabur askerin bir haftada yaptığı keşif – gözetleme, intikal, kuşatma ve sıcak teması, bir saatte üstelik kayıpsız tamamlıyor.” Bu büyük bir çarpan etkisidir. Önce Türkiye içerisinde etkisini kanıtladı. Sonra yakın coğrafyalarda işe yaradı ve şimdilerde de uzak coğrafyalarda mazlum ülkeleri, içine düştükleri terör belasından, vekâlet savaşlarından kurtarıyor…
Özdemir Bayraktar Belgeseli sadece bir belgesel değil. Tarihe düşülen ibretlik bir nottur. Kararlı, çalışkan, namuslu, mert, vatansever bir yüreğin, ülkenin makûs talihini nasıl yenebileceğinin bir kanıtıdır. Gelecek kuşaklara bırakılacak mükemmel numunedir.
Aman Allah’ım ne tür badireler atlatmışız, ne tür düşmanlıklara maruz kalmışız. Düşmanlık derken, yine bu milletin içinden çıkan düşmanlar, ajanlar, satılmış hainler… Kimi üniforma altında, kimi bürokrat kılığında, kimi işadamı, siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar… Ruhlarını ülke düşmanlarına teslim etmişler.
Aman Allah’ım ne engellemeler, ne çamur atmalar, ne güçlükler… Özdemir Bayraktar tüm bunların üstesinden nasıl geldi? Yüreği yetmedi tabii. İki kez aort yırtılması geçirdi. Dayandı… Ama tümöre yenik düştü. Yıllar boyu çalıştı, çalıştı… Çalışmak onun için ibadetti. Onu çalışmak yıldırmadı fakat uğradığı haksızlıklar, vefasızlıklar yıldırdı. Ancak yenmesi için gerekli panzehri de vardı. Vatansever askerler, komutanlar, vatandaşlar, kimsesiz mazlumlar onun ilacıydı.
Mühendisliği milli mesele hâline getirdi. Ar-Ge’ye, gençlere önem verdi, zaman ayırdı. Teknofest kuşağının temellerini attı. Dahası, iki evladını riske soktu. Onları yanına alarak ömrünün 4 yılını askerlerimizle birlikte dağda, arazide geçirdi.
Elbette vatanseverler, sessiz çoğunluk, sabırlı kitlelerin sayısı daha fazla ülkede. Diğerleri boş teneke ama sesleri çok çıkıyor. Hele o zamanlar medya, her şey ellerinde idi. Özdemir Bayraktar isteseydi boğaz kenarında rahatına bakar, güzel bir yaşam sürerdi. Bunu yapacak yeterli işi, parası vardı. Ama o zor olana talip oldu. İçindeki ateşin, isteğin, vatan – insan sevgisinin peşinden gitti. Sağlığı pahasına, korkusuzca…
Hep derim 15 Temmuz 2016 bir milattır. Türkiye’nin prangalarından kurtulduğu tarihtir. Her yere, her şeye nüfuz etmiş bir çeteden kurtuluş tarihidir. Tabii ki tam temizlik hâlâ bitmedi. Bitmez de… Engellemeler olmasaydı projeleri çok daha erken zamanlarda envantere girecekti ve binlerce vatan evladının hayatı kurtulacak, gazi, şehit olmayacaklardı.
Eğer diyorum başbakanın dünürü böyle bir dirençle karşılaştıysa, normal bir girişimcinin asla şansı olmazdı, olamazdı. Baykar’ın akrabalık ilişkisi bir bakıma ülkenin şansı sayılmalıdır. Demem o ki, ne sahipsiz yetenekler yok edildi bu ülkede. Türkiye aynı zamanda liyakat sahibi, vatansever insanlar mezarlığıdır. On binlerce şehit, gazi, tutsak, sürgün verildi. Ne uğruna? Ne demişti Akif; “Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor.” Ama olsun vatan sağ olsun!
Ne yapsalar boş , göklerden gelen bir karar vardır