Dr. Harun Özmen Ve Üç Mevsim

“Üç Mevsim” Dr. Harun Özmen’in ikinci kitabı. Ankara’da Yıldızlar Yayıncılık’ta basılmış; basım tarihi Kasım 2011 ve 144 sayfadan oluşuyor. Aynı zamanda Mersin Şairler ve Yazarlar Derneği üyesi olan Dr. Harun Özmen bu kitabı yazarak yıllardır düşlediği şeyi gerçekleştirmiş: her yaşta insanın okuyacağı bir kitabı. İstemiş ki çocuk, genç ve olgun bu üç mevsimin içinde olan herkes okusun. Gerçekten de “Üç Mevsim” çocuk, genç ve kemâle ermişler için. Kimi tuttuğu günlüklerden, kimi çocukça coşkularla dünü bugüne bağladığı anılardan, sevinçleri ve hüzünleri denkleştirmeye çalıştığı yaşanmışlıklardan, her yaşta insanın okuyacağı bir kitap.
Bir çocuğun dünyasında unutulmayan kesitler… Ilgın’da geçen sevinç, hüzün ile karışık duygular…
Kazlar, tavuklar, hindilerle koşturmalar, leyleklerin getirdiğine inanılan çocukluk dönemi. Tırtılın kozaya başlama projesi, yaşama merhaba diyen bir kelebeği gözleme şansı. Bir çocuğun dünyasında sevgileriyle iz bırakanlar: Yörük nene, Belkıs hala, baki kalan insanları unutmayan vefalı bir yürek.
Demiryolcu bir babanın oğlu olmak yazara ayrıcalık kazandırmış. Trenlerin hep yolculuğu hatırlatan sesi, geride kalmanın hüznü, seyahatin coşkusu… Demir yolu lojmanlarının konumları doğayla iç içe, bir çocukluk yaşama şansı vermiş yazara. Sonra Adana’ya taşınan çocukluğun devamı, kedi Çıta’nın dostluğu, yazı aylak aylak geçiren ağustos böceğini eline alan bir çocuk ve karıncalardan alınan ders. Düzen ve intizamın çalışkan olmanın ilk şartı ve çalışmanın büyük bir erdem olduğunu, paylaşıldıkça her şeyin daha güzel olduğunu düşünen küçücük bir çocuğun kocaman bakış açısı ve onların kat kat inşa edilmiş şehirlerini merak eden bir hayal gücü… En iyi çocukluk arkadaşı Alper’in, Mediha’nın ölümü, bir çocuğun ölümü algılayışı… Bir daha görememenin hüznü o kadar ustaca yansıtılmış ki gözyaşlarımı tutamadım.
Yazar, çocukluğunun masallar dünyasında gezi yaparken bugünkü çocuklara da kaynak sunuyor aslında. Sokak lambası altında canlanıyor masallar, Çizmeli Kedi, 80 Günde Devri Âlem, Define Adası, Küçük Kemancı, Deniz Altında Yirmi Bin Fersah, Tom Amcanın Kulübesi, Kibritçi Kız… Yazarın doyasıya yaşadığı çocukluğu, sizi kendi çocukluğunuza götürüyor. Salıncaktan bahçelere taşan kahkahalar, dizlerden eksilmeyen kabuk bağlamış yaralar, aksiyonlu çizgi romanlar, pul, kapak, ciklet koleksiyonları, renkli şekerlerin verdiği tat, oynadığınız sokaklar… Favori oyuncaklarınızı bulmak için ceplerinizi karıştırıyorsunuz bir an ve içinizde tarif edemediğiniz güzel bir hüzün duyuyorsunuz…
Arkasından çocukluktan gençliğe geçişin utangaç gizi, uzayan sohbetler, gizli ve açık sevdalarla dalıp boşalan yüreğin acısı. Sevgi ve yok olmanın ne olduğunu öğrenme yolunda ayakları kanaya kanaya yol alma. Memleket kurtarmanın her türlü tarif kitaplarını okuyan, düşünceyi ifade etmenin güzel olduğu, ama şiddetle gölgelendiği yıllar… Büluğ çağının ideolojik bir döneme, arkasından ihtilal dönemine rastlaması… Acı, korku, tükenen hayatlar, coşkulu bir çocukluğun ardından hazırlıksız yakalayarak kısa devre etkisi yapmış yazarda.
Derken çalışmanın vazgeçilmez bir arkadaş olduğu, gecelerin sabahlara bağlandığı, ağır çalışma temposu gerektiren tıp eğitimi. Bitiminde genç bir hekimin bir taşra kasabasında geçen günleri… Köy hayatı, çoban köpekleri, donduran soğuk, vahşi kurtlar gibi inleyen tipi ve hasta ve hekim ve ümit… Uzun karlı kış gününde Adison Salih’in kararan yüzünü, kapı eşiğinde yardım isteyen nefesini duyuyorsunuz. Hekimlik mesleğinde elden bir şey gelmemenin verdiği çaresizliği, pamuk ipliğinin ucunda sallanan bir hayatın kopuşu ya da kurtarılışı, o kısacık anın verdiği huzursuzluğun terini döküyorsunuz. Her şeyin yolunda gidişiyle ardından çekilen uykunun anlatılmaz rahatlığını, ustaca bir anlatımla hissettiriyor yazar.
Ardından ümit getirip götüren bir şehir ve aşk ve özlem ve askerlik… Acıyla bağrına vuran Gabar, Canik Dağları, mermilerin inlettiği geceler… Mehmetçiğin bir yıldız gibi kaydığı günleri yaşıyoruz… Keşke masal olsa dediğimiz gerçekleri… Bu dönem bir kısa devre etkisi daha yapıyor. Belki de yazara yazdıran da, ruhunu uyandıran da bu etkiler…
Ve olgunluğa ilk adım, aile hayatı, baba olma heyecanı ve doya doya hekimlik mesleği… Bir bebeğin çığlığında anlam bulan hayat, bir yaşlının yüzündeki çizgilerin derinliğinin yansıttığı hayatı sorgulama, iyi geçirilmiş bir hayatın mutlu bir ölüm getireceğini bilme, insan olma ve hayata dair ipuçları yakalama… Her şey bitti derken sevgiye tutunan ve kurtulan insanlar… Ölümün kıyısından döndüren tanrının elleri… Kim bilir kaç yaşam yarım kaldığı yerden tekrar başladı! Nesrin’in umudu, bal peteği Cemile’si… Emek, sevinç, özveri ve acı…
Bu kitapta söz, yağmurdan sonra gökkuşağı oluyor, müjde oluyor, her dem taze, karanlığı söken şafak oluyor yazarın kaleminde… Söz umuda, vefaya, iyiliğe, sevgiye dair söylüyor. Derine daldıkça heyecanı artıyor. Yazar bir şafak vakti yüzlerce kuşun sesini, kırda tek başına uçan kelebeğin kanadındaki rüzgârı, kardelenin üzerindeki kırağı damlasında parlayan güneşin akislerini görebiliyor ve okura da yaşatıyor. Ve yaş kemale erince ilk beyazları konuk ederken saçları, heybesini bilgiyle doldurduğundan hiç tınmıyor. Yaşam kırkından sonra zamanı tepetaklak edip bayır aşağı yuvarlansa da, kırılsa da dost bakan aynalar, sevgi, okyanusta kum oluyor, derin ve mavi, paylaştıkça gül oluyor yazarın kaleminde.
Her bölümün başında ve sonunda bulunan özlü sözler düşündürüyor, daha da özümsetiyor okura Üç Mevsim’i. Yazar, dostlarını çakıl taşları gibi topluyor. Gün oluyor alıyor eline, o ilk günkü heyecanla renklerine, şekillerine daha hayran olarak güzel bir yerde saklayacak kadar vefalı bir yürek.
Üç Mevsim’le bir tren gezisi gibi yazarın hayatında yolculuk yaparken, Kardeşe Gediği’nden Konya Ovası’na inerken, yazarın çocukça sevincine kapılıyorsunuz. Çamların yerini makilere bıraktığı sıcak Adana havası vuruyor yüzünüze. Sonra İmranlı’nın karlı tipisine tutuluyorsunuz ve Gabar, Canik Dağları’nda mermi kokusuyla hüzünlü bir rüzgâr yakıyor genzinizi; duyduğunuz sadece acı oluyor.
Sonra Eskişehir’den Mersin’e uzandığınızda sevgiye dair bütün kapıları açıp, ümit halkasına son perçini atıp, sevginin ilmeğini diziyor gönlünüze. Yolculuk bittiğinde uzak sahilleri aşıyor yaşanmışlıklar, dostluklar, acılar, sevinçler…
Yaşın kemale erdiğinin bilinciyle gayretli ve üretken anılarından harmanlanmış denemelerini sunarken küçük gülümsemeler, aklımızda gizli düşünceler kondurabilmeyi başarmış bu kitap.
Ve bu kitap çocuklar, gençler ve yaşlılar için. Üç mevsim için…