Etiket İçeriğin Önünde Gider
“Senin çanağında balın olsun, arısı Bağdat’tan gelir”
Günümüzde içerik bombardımanı altındayız. Öyle ki istemediğimiz ve de takip edemediğimiz kadar içerik var önümüzde. İçerik dediğimiz zaman, içinde haber, bilgi, görsel, yazı, müzik, eğlence ne derseniz dâhildir. Artık önümüze düşen hemen her şeye ‘içerik’ denmeye başladı.
Elbette içerik çoğalınca içerik üreticileri de çoğaldı. Eskiden paylaşımcı dediğimiz kişiler artık içerik üretici diye anılıyor -ki ben de kendimi zaman zaman öyle tarif ediyorum. 2014 yılına değin sosyal medya kullanmayan ben, bugünlerde tüm tuşlara basmış durumdayım. Facebook, WhatsApp, Instagram, X platformu, YouTube, TikTok hepsi birden var.
Sosyal medyaya geç adım attığımı düşünüyorum ama yine de bir sosyal medya kurdu sayılmam; zira fazla teknik bilgim yok. Palyatif çözümlerle yol almaya çalışıyorum sadece.
Gerçi ben daha çok duyuru niyetine oradayım. Faal kullanıcı değilim, aslında duyuruyu bırakıp çıkıyorum. Ama her şeye rağmen altı platformda birden at koşturmak zaman alıyor. Benim sosyal medyaya bu denli angaje olmam, konjonktürel durumla alakalıdır. Zira artık insanlar yüz yüze görüşmelerden, kalabalıklardan imtina eder oldular. Daha çok sosyal medyada var olmaya çalışılıyor -ki ben de bu yolu bünyeme daha uygun buldum.
Yazı, anlatım yoluyla var olmak günden güne güçleşiyor. Zira neyin özgün, neyin intihal olduğu ya da yapay zekâ ürünü olup olmadığı bulanıklaşıyor. O bakımdan özgün içerik üretmeye, yazı yazmaya, kendi mührünüzü vurmanız gerekir. Misal, önümüzde dünya çapında kutlanan 1 Mayıs var. 1 Mayıs ile ilgili yazı paylaşmak isteyenler için yüz binlerce seçenek vardır sosyal medyada. Kopyala, kes, montajla, işte sana şahane bir 1 Mayıs yazısı. Kim yazdı? Belli değil, oradan buradan alıntıladınız; altına adınızı yazdınız, kim nereden bilecek?
Fakat yazıda, kendi tarzını yaratanlar da var. Bakınca şıp diye anlarsınız. Zira yazarın bir nevi gizli imzası vardır orada. Her satıra yansıyan…
Günümüzde içerik üretmek mesele değil ama özgün içerik üretmek mesele. Yani kendiniz olmak önemli. Yoksa kes-yapıştır, yapay zekâya yönlendir, bir şeyler çıkar ortaya ama o sizin ürününüz değildir. Birçokları bu yapay ürünlerin farkındadır. Kim ne kadar özgün kalabilir, bilirler. Bıyık altından hafifçe gülümserler; fakat genellikle hatıra binaen ses çıkartmazlar. Arada hatır yoksa bile başlarına dert açmak istemezler ya da muhatap olmayı kendilerine yakıştırmazlar.
Hani ne demişler “biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz” işte o hesap. Bir de ‘ünlü-etiketli’ paylaşımcı meselesi var. ‘Ünlü etiketli’ veyahut kartviziti kalabalık kişi, ‘yellense’ gündem oluyor. Hemen doğru ve yararlı kabul ediliyor. Fakat ‘ünsüz’ kişi yırtınsa ve hatta üzerine benzin döküp yaksa bile kimsenin umurunda değildir. Zira onun ürettikleri duyulmaz, bilinmez.
Burada hemen şu soru gündeme gelir. Etiket mi önemlidir yoksa içerik mi? Bence etiket önemlidir. Zira etiketin yoksa ürettiğin içerikten kimsenin haberi olmaz. Etiketin varsa içeriğin fazla önemi yoktur. ‘Yellensen’ içerik değeri taşır.
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Adını duyurmak zordu. Şimdi kolayca milyonlarca bilgiye ulaşıyorsunuz ve de belki kısa süreliğine meşhur oluyorsunuz. Ama sorun kalıcı olmakta. Milyonlarca paylaşımcı, içerik üreticisi arasından sıyrılmak önemli.
Kaliteli içerik, etiketli kişi tarafından mı çıkar yoksa etiketli kişi, ürettiği içeriklerden mi çıkar? Galiba insan önce mesleğinde zirve yapacak, az çok tanınacak, sonra da içerik üretmeye başlayacak. Sanıyorum en ideali bu. Ama tabii istisnalar her zaman mümkündür.