Masumiyet Müzesi

“Sen, beni sana inanmışlığımdan vurdun”

Orhan Pamuk’un 2008’de çıkan ‘Masumiyet Müzesi’ romanından aynı adla dokuz bölümlük Netflix dizisine uyarlanan yapım, Sevgililer Günü’nde tüm dünyada birden gösterime girdi. Dizi Netflix listelerinde ilk 10 yapım arasına girerek büyük beğeni topladı.

Benim açımdan da bugüne değin Netflix’te izlediğim en iyi Türk yapımı dizi, Masumiyet Müzesi’dir. Öyle ki dizinin İstanbul’a yönelik yeni bir turizm akını başlatacağını düşünüyorum. Pamuk, kitabı 2008’de yayımladı. Masumiyet Müzesi de 2012’de açıldı. Müze, ağırlıkla adını aldığı kitapta geçen nesnelerin sergilendiği, dönem eserlerinin yer aldığı bir yapı. Binasını Orhan Pamuk’un satın aldığı ve kurduğu vakıf tarafından işletilen bir müze.

Bu arada söylemek gerekir ki müzenin dünyada başka örnekleri de var. Yani kişilere ait ya da bir döneme ait objelerin sergilendiği mekanlar… Masumiyet Müzesi dizisi, Masumiyet Müzesi romanından uyarlamadır. Dizinin yani romanın ana karakteri Kemal, saplantılı biçimde aşık olduğu Füsun’a ait eşyaları biriktiriyor ve sonunda müzeyi açıyor.

Fakat işin tuhaflığı şurada: yazar Orhan Pamuk romanındaki hikâyeyi, dahiyane biçimde gerçek hayatta Masumiyet Müzesini oluşturarak, gerçeğe dönüştürüyor. Bu belki de dünyada benzeri bulunmayan kitabı tanıtma ve pazarlama stratejisidir ki sonuçta gerçeğe başarılı biçimde dönüşmüştür. Kitap, diziyle beraber kısa sürede stoklarda eridi ve yeni basımlara girdi.

Netflix’teki dizi sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kitap satışlarını patlattı. Dediğimiz gibi bunun devamı İstanbul’a bir turizm akınıdır. Dizi aynı zamanda fragman müziğini de tekrar gündeme oturttu. Şarkıcı Neco’nun ‘Seni Bana Katsam’ şarkısı, ‘Issız Adam’ filminin Ayla Dikmen ile ünlenen ‘Anlamazdın’ şarkısı benzeri, bu yıla damgasını vuracak potansiyel taşıyor ki ben mesela şimdiden dilime doladım şarkıyı. ‘Seni Bana Katsam’ o denli naif ve duygu yüklü ki adeta dizinin itici motoru gibi.

Dizi dokuz bölüm. Netflix mini dizi formatında. Zira Pamuk, ısrarla dokuz bölümde karar kılmış. Anlaşmayı ona göre yapmış ki yerinde karar vermiş. Biliyorsunuz uzayan diziler sünüyor ana fikrinden kopuyor. Oysa Masumiyet Müzesi tam kıvamında bitiyor. Dokuz bölümü iki günde tükettim. İki gün de etkisinde kaldım. Yani melankolik havaya büründüm. İçime kapandım kimseyle konuşmak istemedim. Yalnız kalarak Neco’nun şarkısıyla sindirmeye çalıştım.

Dizinin geçtiği dönemleri yaşadım ben. Hikayenin başladığı tarihte, Çanakkale’de yatılı öğrenci idim. O dönem hafızamda yeniden canlandı. Dizinin hikâyesine ilaveten bir de o dönemin çalkantılı atmosferine girdim yeniden. Çocukluğum, ilk gençliğim ve o eski Türkiye şarkıları, insanları, giysileri, binaları, taşıtları ile arzı endam etti…

Diziyi genel olarak başarılı bir yapım olarak gördüm. Etkileyiciydi. İçine alıverdi hemen. Tabii yapımı başarılı bulmak ayrı. Hikâyeyi onamak ayrı. İlk üç bölümde tahammül eşiğimi biraz zorladı baş kahramanımız Kemal. Ona çok kızdım. Hiç tutarlı bulmadım. Elindeki onca imkâna rağmen hayatını saldı gitti… Fazla mücadele etmedi daha çok gelişine yaşadı. Bir patrondan beklenen inisiyatifi almadı, alamadı. Nişanlısı Sibel, kaliteli bir kadındı; mesela ona sahip çıkamadı. Uzaktan akrabası, kendinden hayli genç Füsun ile aşk ilişkisine girişti. Bir tabu olan bekaret konusu sessiz ve belirgin biçimde işlenmiş. Söylemeliyim dizideki kadın karakterler, erkek karakterlerden daha dominant ve müdahaleci idiler. Erkekler de aynı performans yoktu. Oysa hikaye erkek gözünden, Kemal’in gözünden ve onun anlatısı üzerinden yürüyor.

Olay, İstanbul’daki bir avuç üst sınıf burjuvazinin ‘süzme’ hayatları etrafında dönüyor. İnanın dizi boyunca rakı, sigara ve cinselliğe doydu izleyici. Bir an bunun maksatlı yapıldığını düşündüm. Yani insan oyunculara ilaveten sigara ve rakı da başrolde idi. Resmen alkol ve tütüne boğuldum.

Beni asıl ilgilendiren Kemal ve Füsun’un ruh halleri idi. Hastalıklı, saplantılı, inatçı ruh halleri çok iyi yansıtılmış ekrana ki asıl etkileyici tarafı orasıydı benim açımdan. Kısaca dönemin sosyolojisi ve kahramanların psikolojisi izletti diziyi. Sanatsal açıdan başarılı bir melodramdı sonuç olarak. Finali de yakıştı hani, filmin kahramanlarına. Zira başka bir hayat sürmeyi veya mutlu bir sonu hak etmemişlerdi kanaatimce.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.